28 Tem 2013

Futbol Amerika'da...

Amerika'dan futbol denilince aklıma ilk olarak 94 Dünya Kupası ve Rüştü Reçber'in Barcelona'ya transfer olduktan sonra ABD'de Juventus'a karşı oynadığı maç geliyor. Daha sonra ise Reyna, Donovan, Altidore gibi ABD'li futbolcular ve Beckham, Henry ve Pele gibi ABD'ye transfer olan dünya yıldızları geliyor aklıma. Aaa... Bir de 70'lerin sonunda Pele ile birlikte New York Cosmos'ta forma giyen Yasin Özdenak abimizi de unutmamak lazım. Son olarak 94 Dünya Kupası'nda Kolombiya'nın yaşadığı trajedi ve Andrés Escobar da ABD'den unutulmaz futbol hikayeleri arasında kendine yer buluyor.
Şampiyonlar Ligi'nin minimalize edilmiş olan bir versiyonu bu gece ABD'de başladı: International Champions Cup. AC Milan, Chelsea, Everton, Internazionale, Juventus, LA Galaxy, Real Madrid ve Valencia'nın katılımıyla gerçekleşen turnuvanın ilk maçında AC Milan, Valencia'yı 2-1 mağlup ederek yarı finale yükseldi. Ancak, turnuvada elenen takımlar da yollarına devam ediyor. "Kazananlar vs. Kazananlar" ve "Kaybedenler vs. Kaybedenler" şeklinde bir formata sahip olan turnuva önümüzdeki sezon Avrupa Kupalarında yer alacak takımlarından beşine ev sahipliği yapıyor. 27 Temmuz-7 Ağustos tarihleri arasında oynanacak olan turnuvanın en önemli eksiği bu sezon Bundesliga'ya 9 Ağustos'ta start verileceği için Bayern Münih ve Borussia Dortmund'un turnuvada yer alamaması. Everton, Valencia ve Inter yerine Avrupa'nın en formda iki takımı ve Barcelona'yı izleyebilsek güzel olurdu. Olasılıksız temennileri bir kenara bırakarak biraz da turnuvanın yapılacağı şehirlerden bahsedelim. ABD sınırları içerisindeki altı adet şehir(Indianapolis, Los Angeles, Miami, New York City, Phoenix ve San Francisco) ve İspanya'dan da Valencia şehri turnuvaya ev sahipliği yapıyor. Turnuvanın final maçı 74,918 seyirci kapasiteli Sun Life Stadium(Miami)'da oynanacak. Maçların oynanacağı stadyumlar genel olarak Amerikan Futbolu ve Beyzbol sporları için tasarlanmış stadyumlar. Turnuvayı Türkiye'de yayımlayan bir kanal da bildiğim kadarı ile yok. Turnuvanın en büyük sponsoru ise dünyaca ünlü bira üreticisi Guiness. Turnuvanın bilet fiyatları ise ABD standartlarına göre pahalı sayılmaz. En ucuz maç bileti $40.
Turnuva, yazının başında saydığım anıların yanında şimdiden yerini aldı. Önümüzdeki sezon Şampiyonlar Ligi'nde en azından çeyrek final göreceğine inandığım dört takımı(AC Milan, Chelsea, Juventus ve Real Madrid) çoğunluğu ABD'de düzenlenen bir turnuvada izlemek ayrı bir keyif olacak.

17 Tem 2013

KART 1903 '' AYRICALIĞI ! ''

Endüstriyel futbol geyiklerine falan girip yazıyı okuyacak arkadaşlara bildiklerini tekrar satmaya çalışmayacağım. Beşiktaş yönetimi geçtiğimiz aylarda ''Kart 1903'' adı altında bir proje başlattı. Bu projeye göre Beşiktaş taraftarı artık taraftarlığını resmiyete dökecek, bir yandan kulübe para kazandırırken bir yandan da kart sahibi kartın anlaşmalı olduğu mağazalar, restoranlar vb. yerlerde avantajlara sahip olacaktı. Ayrıca maçlarda öncelikli bilet alma hakkı taraftarı kart almaya zorlayan en önemli sebeplerden birisi. Her şey görünürde iyi, hoş görünüyor ama işin aslı pek öyle değil. Siyah, beyaz ve yavru karttan oluşan üç kart çeşidi var. Beyaz kart 60, siyah kart 250, yavru kart  50 TL. Kart satışından elde edilecek gelirlerde beyaz kart için  ilk 40.000 karttan elde edilecek gelirin sadece %35'i Beşiktaş'a kalıyor. 60.000 karttan sonra bu oran Beşiktaş'ın lehine dönerek %65 oluyor. Siyah kart için ise ilk 2000 karta kadar Beşiktaş'a kalan oran yine %35. Oran %65'e 5000 kart satıldıktan sonra dönüyor. Yavru kart için de siyah kartla aynı şartlar geçerli. Sorulması gereken sorulardan birincisi şu: Mevcut tüzüğe göre 1200 TL giriş ücreti ve 120 lira yıllık aidat ödeyen Beşiktaş kongre üyesi öncelikli bilet alma hakkı gibi hiçbir ayrıcalığa sahip değilken ''Kart 1903'' projesi ne kadar adildir? İkincisi; yukarıda söz ettiğim oranların Beşiktaş menfaatine olmadığı açıkken Beşiktaş'a yararlı olmak isteyen bir taraftar bu kartı ne amaçla almalıdır? Üçüncüsü; kartlar neden diğer yıl tekrar ilk bedellerine yenileniyorlar? Örneğin; Fenerbahçe'nin 35, 100 ve 350 TL'lik üç tür taraftar kartı var ve bunlar her yıl 35, 50 ve 150 TL'ye yenileniyorlar. Kongre üyesi olmayan ortalama bir taraftar bile sene içinde gideceği maçlara, alacağı forma ve ürünlere zor para yetiştirirken bunu insanlardan nasıl istiyorsunuz? Üstelik Kart 1903'ü olmayana gelecek süreçte bilet satılmayacağını açıklıyorsunuz gözümüzün içine bakarak. O zaman taraftar kartı olan birisi Beşiktaşlı ama durumu elvermeyip alamayan birisi Beşiktaşlı değil öyle mi? Kusura bakmayın ama insanların idame ettirmesi gereken bir hayatı var. Umarım bu yanlıştan en yakın zamanda dönülür.

12 Tem 2013

Ankara'nın Dönüşümü



Ankara’da yaşayanlar bilir; Sıhhıye Köprüsü Ankara için hem sosyolojik hem ekonomik bir ayrım taşır. Her ne kadar son yıllarda bu ayrım grileşse de, köprüden Ulus tarafına uzanan bölge “getto” ya da halk arasındaki adıyla “varoş” olarak adlandırılır. Genellikle İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinden gelen insanlar yaşar bu bölgelerde. İç Anadolu’dan gelenlerin çoğu ya işçidir ya küçük esnaf, Kürt kökenliler ise genelde pazarcılık yapar; neredeyse tamamı lümpen proleterdir. Gecekondularda otururlar. Doğru-dürüst okulları ve eğitmenleri yoktur, çoğu 8 yıllık zorunlu eğitimi bile bitiremez zaten. Yaz tatilleri yoktur; deniz, plaj, kum bilmezler pek, en fazla köylerine giderler. Çirkindirler, esrar kullanır ve satarlar. Bulamazlarsa “bali” çekerler. Enseleri uzundur, konuşmasını pek beceremezler. Sosyal hayatları olmaz, arada bir kaçak girerler Gençlik Parkına. Asidirler, biat etmesini pek bilmezler.
 









Ankaragücü kimliği
Kimlikler çağında ise bu lümpen proleterlerin bilincinde olduğu tek bir ortak kimliği vardır; Ankaragücü. Ankaragücü, sosyal hayatı olmayan, tatile gidemeyen, eğitimsiz, kendilerine birer Samsa metaforuymuş gibi bakılan, dışlanmışların aidiyet noktası, Ankara’nın varoşlarında yaşayan, geleceği olmayan insanların tutunum ideolojisidir. Bu özdeşliğin ne zaman, hangi sosyolojik ve ekonomik kurulduğunu söyleyebilecek yaşamışlığım ya da bilgi birikimim yok. Ancak Çankaya elitizmine karşı, çirkin Ankara’nın, Ankaragücü’nü sahiplendiği ve bu sahipliğin Ankaragücü’nün başarılı olduğu 70’lerin sonu, 80’lerin başında aidiyete dönüştüğü çıkarımını yapmak mümkün. 90’ların sonundan itibaren de yaratılmaya çalışılan medeni ve eğitimli Gençlerbirliği taraftarı profilini ise, bu “zararlı” özdeşliğin karşısına çıkarılmaya çalışılan başarısız bir projeden ibaret olarak görebiliriz.
Sporu nezihleştirme
“Gentrification”, (Türkçe isimleriyle; kentsel sızma, seçkinleştirme ya da nezihleştirme) David Harvey tarafından; kentin çökmüş semtlerindeki evlerin, özellikle orta gelirli profesyonellerce alınıp yenilenmesi; böylece mülklerin değeri artarken düşük gelirli ailelerin yerlerinden edilmesi olarak tanımlanmıştır. Özelikle İstanbul- Cihangir bu yeni modelin Türkiye’deki ilk uygulama alanı olarak görülebilir. Ankara’da ise bu nezihleştirme projesinin uygulama alanı olarak görülen yerleri, doğal olarak Ankaragücü taraftarının yoğun olarak yaşadığı, Aktaş, Yenidoğan, Hıdırlıktepe başta olmak üzere Altındağ, Doğantepe, Mamak, kısaca gecekondulaşmış bütün merkezlerdir. Buradaki insanlar, Bağlum, Karapürçek, Pursaklar gibi çevrelere TOKİ’nin yaptığı derme-çatma binalara borçlandırarak yerleştirilmekte, hem merkez nezihleştirilirken, hem de yakın gelecekte bir rant kapısı aralanmaktadır. Sosyal devlet, hak, hukuk anlayışlarından yoksun garibanlar ise gecekondulardan kurtulduğuna sevinmektedir.
Altındağ-Aktaş

Aslında bu noktaya kadar yapılanlar klasik bir “gentrification” örneği. Ancak bu noktada ilginç bir bağlantı var. Ankara nezihleştirilirken, yaratılmaya çalışılan gençliğe bir nezih takım lazımdı. Ankaraspor’un olamayacağı çabuk anlaşıldı. Sıra Ankaragücü’ne geldiğinde ise taraftarı çıktı karşılarına.  Değiştirilmeye, dönüştürülmeye çalışılanın ta kendisiydi o taraftar. Dönüştüremeyeceklerini anladıklarında ise onu mutlak pislikle özdeşleştirip üstünü çizdiler. Şimdi bu varoşlarla beraber Ankaragücü’nü de ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Gri Ankara’yı yapay renkleriyle boyadıkları gibi, yapay bir sarı-lacivert yaratmaya çalışıyorlar.

EMRE POTUK

11 Tem 2013

Ankaragücü | Spor Toto 2. Lig 2013-14 Sezonu

2013-2014 sezonunda Spor Toto 2. Lig'de Beyaz ve Kırmızı Grup kuraları çekildi ve Ankaragücü Kırmızı Grup'ta kendisine yer buldu. Süper Lig ve PTT 1. Lig'den aşina olduğumuz birçok şehir tekrardan karşımıza çıktı çıkmasına ama doğal olarak daha küçük çaplı semt ve ilçe takımlarıyla. Ankaragücü önümüzdeki sezon Ankara(2), Antalya, Aydın, Balıkesir, Bilecik, Diyarbakır, Hatay, İstanbul(4), İzmir(2), İzmit, Rize ve Trabzon'da deplasman maçları oynayacak. Ancak birçok yerde şehir merkezini göremeden maçımızı oynayıp Ankara'ya döneceğimiz aşikar. Önümüzdeki sezon bizi hangi takımlar, hangi stadyumlar karşılıyor ufak bir araştırmayla buna göz attım. Grubumuzda Altay haricinde Süper Lig'in gediklisi olan başka bir takım yok. Gönül isterdi ki Göztepe de bizimle aynı grupta olsaydı ama olmadı.

Alanyaspor(Antalya)
Alanya Oba/ 15,000
2004 yılından beri Spor Toto 2. Lig'de oynayan Alanyaspor kadrosunda altyapımızda yetişip 2001-09 yılları arasında formamızı giyen Onur Acar ve 2008-10 yılları arasında formamızı giyen Semavi Özgür yer alıyor. Alanyalı Güçlüler'den duyduğumuz kadarıyla Alanyaspor taraftarının Alanya'da yaşayan Ankaragüçlüler ile arası iyi. Kısacası güneş, kum ve deniz üçlüsünü içinde barındıran bu sezonun en sıkıntısız deplasmanı Alanya deplasmanı olacak.

Altay(İzmir)
Alsancak/ 16,400
İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından 1914 yılında kurulan Altay bu sezon 100. yılını kutlayacak. Süper Lig tarihi boyunca bu ligde en çok mücadele eden altıncı takım konumunda bulunan Altay en son 2003 yılında Süper Lig'de yer aldı. 2011 yılında da 2. Lig'e düşen İzmir'in siyah-beyazlı ekibinin müzesinde iki adet Türkiye Kupası bulunuyor. Ayrıca, Altay yedi kez Avrupa Kupalarına katılma başarısı gösterdi. Geçtiğimiz sezon da İzmir TSYD Kupasını müzelerine götürdüler. Kadrosuna Şehmus Özer'i katan Altay'ı Ümit Kayıhan yönetecek. Ankaragücü altyapısında yetişip 2004-08 yılları arasında Ankaragücü'nde forma giyen Burak Karaduman siyah-beyazlı formayla eski takımına karşı oynayacak. Bu sezon İzmir'de oynanacak maç sezonun en eğlenceli deplasmanlarından birisi olmaya aday gibi duruyor.

Altınordu(İzmir)
Alsancak/ 16,400
Geçtiğimiz sezon Spor Toto 3. Lig 3. Grup şampiyonluğuna ulaştı. 1923 yılında kurulan köklü bir kulüp.

Bandırmaspor(Balıkesir)
17 Eylül/ 5,400
Geçtiğimiz sezon Kırmızı Grubu yedinci sırada tamamlayan Bandırmaspor kadrosunda 2003-09 yılları arasında Ankaragücü forması giyen -zamanında Hollanda'dan büyük umutlarla getirdiğimiz- Ayhan Evren'i de bulunduruyor.

Bayrampaşa(İstanbul)
Mimar Yahya Baş/ 7589
2012 yılında ilk kez Spor Toto 2. Lig'e yükselen Bayrampaşa maçlarını 4,500 seyirci kapasiteli Çetin Emeç Stadyumu'nda oynuyordu. Ancak, stat çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalınca Güngören'e taşınmak zorunda kaldılar.

Bozüyükspor(Bilecik)
Şehir/ 4,100
Geçtiğimiz sezon Kırmızı Grubu onuncu sırada tamamladılar.

Bugsaşspor(Ankara)
Ostim/ 4271
Abisi Ankaraspor bu sezon PTT 1. Lig'de oynayacağı için geçtiğimiz sezon katılmaya hak kazandığı play-off turuna katılamadılar. 2005 yılında Ego'dan Bugsaş'a satılan kulüp geçtiğimiz sezon Polatlı Bugsaşspor adıyla mücadele etmişti.

Diyarbakır BB Spor
Seyrantepe Diski/ 1,540
Geçtiğimiz sezon Spor Toto 3. Lig  1. Grubu şampiyon tamamlayan Diyarbakır BB Spor'un adı bir zamanlar Diskispor iken Ankaragücü ile 2007 yılında Türkiye Kupası'nda mücadele etmiş ve maçı 3-1 kazanmıştık.

Eyüpspor(İstanbul)
Eyüp/ 2,500
Taraftarının internette dolaşan videoları ile tribün aleminde meşhur olan Eyüpspor kadrosunda eski milli futbolcu Ersen Martin'i de bulunduruyor. Sahada iki metre boyunda bir adam görünce şaşırmayın derim.

İskenderun DÇ Spor(Hatay)
5 Temmuz/ 12,390
Geçtiğimiz sezon Spor Toto 2. Lig Beyaz Grubu 12. sırada tamamladılar.

İstanbul Güngörenspor
Mimar Yahya Baş/ 7,589
Geçtiğimiz sezon Spor Toto 2. Lig Kırmızı Grubu 14. sırada tamamlayan takımın takma ismi Bordo Bereliler.

Kızılcahamamspor(Ankara)
İlçe/ 5,124
Kulübün başkanlığını Gençlerbirliği'nde uzun yıllar forma giyen Erkan Özbey yapıyor. Kulüp, 2011 yılında Pursaklarspor'dan Kızılcahamamspor'a dönüştü. Bu sezonun en kısa ve en keyifli deplasmanı olacak gibi duruyor.

Körfez FK(İzmit)
Alparslan Türkeş/ 1,790
Kocaelispor'un veliahdı olmaya aday olsa da Ankaragücü taraftarı İzmit futbolunu her zaman Kocaelispor ile bilir.

Nazilli Belediye Spor(Aydın)
İlçe/ 4,500
En çok kullandıkları slogan olan Naz Naz Nazilli'nin Göztepe'nin Göz Göz Göztepe sloganından geldiğini belirterek söze başlamak lazım. Geçtiğimiz sezon az daha PTT 1. Lig'e yükselmekte olan Nazilli'nin kadrosunda Kemal Okyay(Kayserispor) ve İsmail Baydil(Denizlispor) gibi Süper Lig tecrübesine sahip futbolcular yer alıyor. Kırmızı Grubun bu sezonki en büyük şampiyonluk adaylarından birisi olacaklar.

Ofspor(Trabzon)
İlçe/ 2303
Yapılan son Genel Kurul'da renklerini bordo-mavi olarak belirleyen Ofspor geçtiğimiz sezon ligde kalmayı son anlarda garantiledi.

Pazarspor(Rize)
İlçe/ 2442
Spor Toto 3. Lig play-off maçları sonucunda lige yükselmeyi başardılar.

Tepecikspor(İstanbul)
Belediye/ 3,000
Geçtiğimiz sezon Kırmızı Grubu 4. sırada tamamlayıp play-off oynadılar ancak PTT 1. Lig'e çıkmayı başaramadılar. Grubun güçlü ekiplerinden. 2007 yılında Türkiye Kupası'nda eşleştiğimiz Tepecikspor'u deplasmanda 3-1 mağlup etmeyi başarmıştık.

2 Tem 2013

Offside

Günlerden iki temmuz… Sivas Katliamının yirminci yıl dönümü. Hayat yine keyif vermiyor. Zaten şu son bir ayda yaşananlar, yaşadıklarımız, yaralılarımız, ölülerimiz… Keyifsiz olmak için yeterince nedenim var. Bu kadar keyifsizliğin arasında dinlemek, izlemek, okumak ve yazmak keyif verebilir dedim ve önce izleyip sonra da yazmaya karar verdim. 

İranlı yönetmen Jafar Panahi’nin 2006 yapımı “Offside” isimli filmi stadyuma girilmesine izin verilmeyen ve askerler tarafından yakalanan bir grup genç kızın hikayesini anlatıyor. Film, arkadaşlarıyla maça gittiği haberini aldığı kızını arayan bir babanın taraftar dolu bir minibüse binmesiyle başlıyor. Filmde, sırtında Ronaldo yazan Brezilya ve Inter formaları ilk başlarda dikkat çeken unsurlar oluyor. Kadınlara uygulanan ayrımcılık filmi baştan sona şekillendiriyor. Yaklaşık olarak 2.500 dolarlık bir bütçeye sahip olan film boyunca müzik kullanılmıyor. Sadece son sahnede fonda bir müzik çalıyor ve yazılar akmaya başlıyor.

Film, 2006 Dünya Kupası’na katılmak isteyen İran’ın 90,000 kişilik Azadi Stadyumu’nda Bahreyn’i ağırladığı ve Almanya’ya gitmeyi garantilediği maçı anlatıyor. Kadınların statlara özgürce girmek istemesi, tuttukları takımlara statlardan da destek vermek istemeleri, futbola olan sevgilerini de film konu ediniyor. Ayrıca, kadınları gözaltına alan erkek askerlerin kadınlara olan bakış açısı, onları ikinci sınıf insan olarak görmeleri, stadyumun kadınlara göre bir yer olmadığı iddiasında olmaları da filmde konu edilen diğer unsurlar.

Çok kısıtlı imkanlarla çekilen film birçok uluslararası festivalde yayınlandı ve Uluslararası Berlin Film Festivali’nde En Soap filmiyle birlikte jüri tarafından “Gümüş Ayı” ödülünü alırken, Uluslararası Gijon Film Festivali’nde iki ödül ve Uluslararası Ljubljana Film Festivali’nde de bir ödül aldı.

Seçilen ve işlenen konu filmi diğer futbol filmlerinden ayrı bir noktaya taşıyor. Ayrıca filmin bütçesi de göz önüne alındığında filmi izlemeden önce beklentileri küçük tutmakta yarar var.

22 Haz 2013

Türkiye'nin futbolla olan imtihanı

FIFA'nın iki numaralı organizasyonunu düzenleyen Türkiye, turnuva öncesi ve turnuvanın ilk günündeki veriler ışığında futbol organizasyonu düzenleme, futbola olan sevgi konularında sınıfta kaldı.

Türkiye, 2013 FIFA 20 yaş altı Dünya Kupası'nın ev sahipliğini Birleşik Arap Emirlikleri ve Özbekistan'ı adaylık ve lobicilik yarışında geride bırakarak yapmaya hak kazanmıştı. Turnuvaya öncelikle on adet il aday olarak gösterildi. İzmir, Manisa ve Urfa'nın ev sahipliği adaylığını kaybetmesiyle Antalya(Akdeniz Üniversitesi), Antep(Kamil Ocak), Bursa(Atatürk), İstanbul(Ali Sami Yen), Kayseri(Kadir Has), Rize(Yeni Şehir) ve Trabzon(Avni Aker) ev sahipliği yapmaya hak kazandı.


Ankara ise daha adaylık sürecinde kenara itilip bırakılmıştı. Görüldüğü üzere Kadir Has, Yeni Şehir ve Ali Sami Yen haricinde diğer stadyumların hiçbirisi Ankara 19 Mayıs Stadyumu'ndan üstün özelliklere sahip değil. Ankara'nın başkent olmasından ötürü hak ettiği ev sahipliği hakkının yanında yeni stat ihtiyacı da gün gibi ortada. Türkiye'nin en büyük üç şehrinden ikisinde düzenlenmeyen bu turnuvanın daha en başından ilgi çekmeyeceği aşikardı. Ayrıca Doğu Anadolu ve Ege bölgelerinden ev sahibi şehir olmaması da ayrı bir skandal.


Turnuvanın maskotu ve logosu ise gerçekten evlere şenlik. Maskot "Kanki" isimli bir kangal köpeği. Kanki'nin en önemli özellikleri: "...iyi huylu, neşeli, itaatkâr, gençliğinin de verdiği coşku ile de biraz deli dolu bir yavru..." olması. Ayrıca, "...Türk misafirperverliğini en iyi şekilde gösterme konusunda kararlı..." bir yavru.[1] Turnuvanın logosunda Türkiye'yi bir nazar boncuğunun temsil etmesi benim için çok büyük bir hayal kırıklığı oldu. Neşet Ertaş'ın sazından bile logo yapılsa daha başarılı bir çalışma olurmuş sanki. Şehir logoları ise turnuva logosundan daha başarılı olmuş. En azından genel olarak logolar ilgili şehirleri kısmen de olsa temsil edebilmiş. Sadece Antalya'nın portakal diyarı olarak tanıtılması saçma geldi bana o kadar.[2]


Turnuvada 2013 FIFA Konfederasyon Kupası'nda da kullanılan Cafusa isimli top kullanılıyor. Turnuvanın şarkısını ise Gece isimli grubun "Yıldızlar Buradan Yükseliyor" adlı şarkısı oldu.


Turnuva öncesi Organizasyon Komitesi Başkanı Servet Yardımcı'nın 52 maç için koyduğu 1,500,000 seyirci hedefi ise daha turnuvanın ilk gününde alt-üst oldu. Ali Sami Yen Arena'da oynanan Fransa-Meksika ve ABD-İspanya maçlarında toplam 4133 biletli seyirci vardı.[3] Açıkçası bu da çok büyük bir hayal kırıklığı oldu. Futbolu ne kadar çok sevdiğimizi göstermek için bulunmaz bir fırsat olan FIFA'nın en büyük ikinci organizasyonunda daha ilk maçtan futbolu aslında o kadar da çok sevmediğimizi ispat ettik. Bu kadar olumsuzluklar arasında bir de kupayı en çok kazanan iki futbol ülkesi Arjantin ve Brezilya'nın turnuvaya katılamaması futbolseverlerin turnuvaya olan ilgisini ister istemez azalttı.

Türkiye, El Salvador, Avustralya ve Kolombiya ile birlikte C Grubunda yer alıyor. Türkiye, grubun ilk maçını 22 Haziran Cumartesi günü saat 21:00'de Avni Aker'de El Salvador ile oynayacak.

7 May 2013

ŞEREF BEY ANILARI-1



Henüz bu yıl yaşanan bir anımı paylaşayım kısaca...

Mabedimizde Fenerbahçe maçındayız dostlarımızla. Kapalı üst tribünün hafif sağında parçalıyoruz kendimizi Beşiktaş'ım sen çok yaşa canım feda olsun sana... İki tane de Almanya'dan kartal parçası kuzenlerim gelmişler ki maça.. Dakika 90 oldu. Tam ümitler tükendi derken Olcay'ın golü geldi. Hadi biz alışkınız ama; çocuklar dünyanın öbür ucuna boyunları bükük gitmesin istedim içimden, Olcay Niang'ın ara pasına hareketlenirken. Golden sonra hooop ben 6 sıra aşağıdayım tabi. Hissettim ki omzum çıkmış. Daha önce de çıkmıştı; bir kere çıkınca alışkanlık haline geliyormuş. Neyse ''feda'' olsun dedik ve diğer kolumuzla yumruk havada sevinmeye devam ettik tabi. Sonra mı? Stadın ambulansıyla aynen Acıbadem Fulya'dayız... Taktıklar benim kolu yerine. Şimdi eskisinden daha iyi.

Mabedimizin de, Beşiktaş'ımızın da eskisinden daha iyi olması umuduyla...

Güle güle Şeref Bey...

3 May 2013

Düşer düşer kalkarız...

Kayıp Dönem: Yılmaz Özlem-Taner Öcal Dönemi
MKE Ankaragücü PTT 1. Lig'e bir önceki sezondan kalan sorunlar ve moralsizlik içerisinde başlarken yönetimsel problemler de devam ediyordu. 32 yıl sonra ilk defa küme düşen Ankaragücü takımında altyapıdan çıkan futbolcu ekibinden de kopmalar yaşanmıştı. Bir önceki sezonun öne çıkan isimlerinden Aybars ve İshak takımdan ayrılmıştı. Bu iki ismin haricinde zaten profesyonel olan isimler de takımdan ayrılmıştı.
Sezona Erciyes mağlubiyetiyle başlayan takım ligde on birinci haftaya gelindiğinde sadece dört puan toplayabilmişti. Daha sezonun ortasına gelinmeden Ankaragücü'nün düşüşü kesinleşmiş gibiydi. Ankaragücü on birinci haftada Tavşanlı'ya kendi evinde 1-0 kaybedince Yılmaz ve Taner Hocayla yollar ayrıldı. Türkiye Kupası'nda Iğdır Üniversitesi ve Çorum Belediye'yi eleyen Ankaragücü Beşiktaş ile eşleşmişti.
Ligin üçte biri geride kalırken tam altı maçta Ankaragücü'nün hakkı hakemlerin hatalı yönetimi yüzünden yenilmişti.

Diriliş: Mustafa Kaplan Dönemi
Tavşanlı maçı sonrası Ankaragücü yönetimi hiç vakit kaybetmeden takımın başına Ankara Futbolunun en tecrübeli antrenörlerinden birisi olan Mustafa Kaplan'ı getirdi. Geriye kalan haftalarda Mustafa Hocanın işi çok zordu. İşin kötüsü takımın kümede kalmak gibi bir hedefi de yoktu. Ancak geldiği ilk hafta taraftarından yoksun oynadığı Göztepe deplasmanından puan çıkarmayı başaran hoca bir sonraki hafta da Samsunspor'dan puan almayı başarıyordu. Takımın oynadığı futbolun en iyi biçimde sınanacağı maç İnönü Stadındaki Beşiktaş maçı olacaktı. 86. dakikaya kadar 2-2'lik eşitlikle süren mücadelede Batuhan Karadeniz Beşiktaş'ı bir üst tura taşırken Ankaragücü taraftarları kupadan elenen takımlarını alkışlıyorlardı. Sonraki iki hafta Bolu'dan bir puan alıp Rize'yi 2-1'le geçen Ankaragücü bu dört haftalık periyottan altı puan çıkararak kümede kalma iddiasına tekrardan ortak oluyordu. Deplasmanda hakem hatasına kurban olarak kaybedilen Denizli maçı sonrası taraftarların sahaya girdiği Konya maçından da puan alamayan Ankaragücü bir de beş maçlık seyircisiz oynama cezasıyla karşı karşıya kaldı.

Devre Arası: Mehmet Yiğiner Kulüp Başkanı
Ocak ayındaki kongre öncesi takımın ligdeki konumu çok iç açıcı değildi ancak sezon başında konmuş bir hedefi de yoktu. Kulüp üyeliği yıllar sonra taraftara da açılmıştı. Çok büyük bir sayıda olmasalar da bir kısım Ankaragücü taraftarları kulübe üye olmaya başladı. O sırada Mehmet Yiğiner adı konuşulmaya başlanmıştı. 13 Ocak'ta yapılan kongrede adaylığını koyan Yiğiner başkan seçildi. Transfer yasağı yine kaldırılamadı. Ankaragücü'nün yasaklı olduğu dördüncü transfer dönemi de geride kaldı. Üstüne bir de takımın en önemli oyuncularından birisi olan Ümit Kurt Sivas'ın yolunu tutarken, genç forvet oyuncusu Sinan Kurumuş da Beşiktaş yedek kulübesini ısıtmak için İstanbul'un yolunu tutmuştu.

İkinci devrenin başında Erciyes'e yenilen Ankaragücü, Adanaspor'u deplasmanda 1-0 yenerek sürpriz bir sonuca imza attı. Sonraki hafta Karşıyaka maçından alınan beraberlik taraftarın umutlarını korumasına yardımcı oldu. Manisa'da alınan 4-0'lık hezimet sonrası Urfa'ya 1-0 kaybeden takım ikinci kez dört haftalık bir yenilmezlik periyoduna girecekti. Olaylı Kartal maçında takım bir puan alırken Timur ve maçın hakemi yine en çok konuşulan isimler oluyordu. Hafta içi kararını açıklayan Tahkim Kurulu saha olayları yüzünden Ankaragücü'ne iki maç seyircisiz oynama cezası vermişti. Buca'dan alınan bir puan, 1461 Trabzon galibiyeti ve Antep Belediye'de son dakika golüyle bırakılan iki puan Ankaragücü'nü düşme potasının üzerine biraz daha yaklaştırıyordu. Üst üste alınan Demirspor ve Tavşanlı mağlubiyetleri sonrası bir kez daha düştü gözüyle bakılan takım üç hafta üst üste sırasıyla Göztepe, Samsun ve Bolu'yu yenerek umutlanıyordu. Tavşanlı maçındaki saha olayları yüzünden üç maçlık seyircisiz oynama cezası alan Ankaragücü'nün cezası bir sonraki sezona sarkacak duruma gelmişti. Tam on maç üst üste seyircisiz oynama cezası alınmıştı, ayrıca sezonun ilk iç saha maçı olan Adanaspor maçı da bir önceki sezondan kalan ceza yüzünden seyircisiz oynanmıştı.

Rize'de Son Bulan Umutlar
Son üç haftalık periyoda girilirken Konya ve Rize deplasmanlarına deplasman seyircisi alınmayacağı açıklanmıştı. Konya emniyeti, valiliği, kulüp yönetimi kendilerince haklıydılar. Ancak Rize'de dönen dolapların hiçbir açıklaması yoktu. Rize yönetimi çok açık bir şekilde Ankaragücü'nün itici gücü taraftarından korkuyordu. Federasyon bir kez daha bu yasak karşısında sessizdi. Ankaragücü taraftarı her şeye rağmen bu yasağın delinebileceğini ispatlarcasına Rize'ye yüz kişilik bir çıkarma yapmıştı. Ankaragücü Rize'de 3-0 kaybederken -matematiksel olarak devam etse de- taraftarın kümede kalma umutları sona ermişti.
Son iki haftaya girilirken Ankaragücü'nün kümede kalabilmesi için iki maçını kazanıp, Samsunspor'un iki maçını kaybetmesi, Tavşanlı-Kartal maçının berabere bitmesi, Tavşanlı'nın son hafta İzmir'de Göztepe'yi yenememesi ve Kartal'ın kendi evinde Karşıyaka'ya kaybetmesi gerekiyor.

MKE Ankaragücü tarihinde ilk defa TFF 2. Lig'e düşerken altyapısından yetiştirdiği oyuncularla futbol endüstrisine başkaldırmaya çalıştı. Sezon boyunca takımın oynadığı futbol, taraftarın anlamsız yasaklar karşısında gösterdiği duruş ve takımını hiçbir yerde yalnız bırakmaması bu sezondan geriye kalan olumlu birkaç anı olarak tarihteki yerlerini aldı.

"Bölünsek de, çözülsek de başkaldırdık zamana..."


22 Nis 2013

Bağırmayan Taraftar: Trabzonspor


Trabzonspor’un en çok eleştiri aldığı konulardan biri taraftar profilinin karşı takımı baskı altına alıp kendi takımının arkasında itici güç oluşturacak nitelikte baskın olmaması. Bu yazıda benim fikirlerim ve bu konuda emek verenlerin düşünceleri beraber paylaşılacak.



Şurada bir kere anlaşmak gerekir, Trabzonspor ve Trabzon kenti bu ülkenin Napoli’sidir. Özellikle Karadeniz şehir takımlarının son zamanlarda tepkisine ve yer yer nefretine maruz kalan Trabzonspor ‘şehir takımı’ olgusunu düşünecek olursak bu ülkede imrenilecek kıskanılacak bir konuma sahiptir. Vira Grubu’ndan Soner Boran’ın da dediği gibi ‘Trabzonspor’u tutmak memleketini sevmenin ve memleketine hizmet etmenin en iyi yolu’ olarak anlaşılmaktadır, bu anlayışla da Trabzon kentinde doğan her çocuk potansiyel bir Trabzonspor taraftarı olarak doğmaktadır. Bu bir şehir takımın isteyeceği en önemli şeydir aslında.

Türkiye’de Anadolu kulüplerinin taraftarları değerlendirilirken bu konuda birçok parametre kullanılır. Şehirdeki ağırlık, özgün ve hep bir ağızdan tezahürat, atkı veya meşale şov, el emeği pankart, son zamanlarda da kareografi bu gücü sergilemenin ve dışarıdan değerlendirme yapmanın bazı yollarıdır. Bir başka konu da tribün jargonunda kullanılan ‘MEVZU’dur. Birçok konuda eksik olan bir taraftar grubu saha dışı olaylardaki agresifliği ve üstünlüğü ile birçoklarından daha iyi olduğunu ‘mevzuda birinciyiz’ diyerek dillendirebilir.



Yavaş yavaş Trabzonspor tribünlerini irdelemeye başlayalım. Trabzon tribünlerinde ilk grup 1980 yılında Çılgınlar adıyla kurulmuş ve aynı yıl gurbetteki Trabzonsporlular tarafından ‘Dünyanın ilk deplasman grubu’ olan Gurbetçi Gençler kurulmuş. Bu rakamlar Trabzon’da eksik olduğuna inanılan tribün kültürüne dair önemli ve olumlu işaretlerdir. O tarihlerden günümüze uzanan yelpazeye bakacak olursak bugün çok yakınılan bir ‘bölünmüşlük’ problemi olduğunu görüyoruz.

‘ Bugün Avni Aker’deki pankartlara bakacak olursak 20 civarında grup olduğu görülmektedir.Statta pankartı asılan grupların elemanları o pankartın arkasına dizilse boşluk kalacak kadar az üyeleri var. Üye durumu tabii ki önemli değil ama o grubun ne amaçla kurulduğu ve Trabzonspor’a neler verdiği önemli bir husustur. Ne zaman bu kadar fazla oldu diye düşünecek olursak 2008-2009 yılları bu olayın patlak verdiği seneler diyebiliriz. S.Şener döneminde maraton tribünlerine artık grup alınmayıp yeni yapılan kale arkasına yerleştirilmesi ve taraftar gruplarına kombine indirimi yapılması gözle görülür bir değişimin yaşanmasına neden olmuştur. Yaşanan anlaşmazlıklar, liderlik hevesi, maddi çıkar tribünlerin bu bölünmüşlükte olmasının en net cevaplarıdır.’ Soner Boran-Vira

‘Trabzon’da 5-6 kişilik bir alkol ortamı olduğunda ‘ne yapalım ne edelim’ konusuna geçildiğinde hemen bir grup kuralım derler. Tribün kültürü var, yok değil; fakat çok sayıda grubun olması herkesin kendi bildiğini doğru olarak kabul etmesi sonucu sözlü ve görsel birliktelik sağlanamıyor. 95-96 sezonunda kaybedilen şampiyonluk Trabzon tribünlerinin çok büyük yara almasına sebep oldu ve bugünkü duruma gelindi. Yönetimin 20-30 kişilik grupları dahi grup olarak görüp toplu bilet vermesi ve bazı grupların bu işi gelir kaynağı olarak görmesi grupların bir araya gelememesinin sebeplerinden.’ Volkan Durmuş-Trabzonlu Gençler



Futbolun en keyifli yönlerinden biri de sahadaki aktörlerin dışında tribünde çok farklı bir filmin çekiliyor olmasıdır. İnsanlar futbol izlerken keyif almanın yanında aynı zamanda renktaşları, gönüldaşları ile beraber tezahüratlara eşlik ederek dünyanın en keyifli frekansına erişir. Şahsi fikrime göre Trabzonspor taraftarının önemli bir özelliği de tribünü ikincil bir konumda görmesidir. Yani tribündeki enerjiyi sahaya yansıtmak yerine sahadaki enerjiden tribün yapma gayesi vardır. Tribünler takım kötüyse kötü, iyiyse iyi bir görüntü çizer. Siz hiç Trabzonsporluların ‘sahada kaybedebiliriz ama tribünde asla’ şeklinde gider  yaptığını duydunuz mu? Sahada kaybedilmişse tribünde zaten kaybedilmiştir.

Her yiğidin bir yoğurt yeyişi vardır, Trabzonspor taraftarı bağırmıyor diye ben oturduğum yerden bu işe emek veren, bu uğurda kilometrelerce yol kat eden insanlara yapıcı değil de yıkıcı eleştiri yaparsam hadsizlik etmiş olurum. Rant, karaborsa v.s herkesin günahı boynuna; sadece ama sadece arma peşinde koşan her Trabzonspor taraftarı benim canım ciğerimdir. Benim tek arzum bu kadar imrenilesi bir camianın aynı zamanda imrenilesi bir güzellikte, özgünlükte ve orjinallikte olan tribünlere sahip olması. 

..

Yazacak çok şey vardı, özet geçmek istedim. Bu konuya tekrar tekrar dönüp birkaç yazı daha çıkarabilirim diye düşündüm. Hadi hayırlısı.

12 Nis 2013

Wembley'de yarı final heyecanı

FA Cup*, yani dünyanın en eski futbol turnuvasının galibi önümüzdeki Mayıs ayında belirlenecek. 130. final öncesi yarı final eşleşmeleri Millwall-Wigan Athletic ve Chelsea-Manchester City şeklinde oldu. Yarı finale kadar ev sahibi takımlar kendi statlarında oynarken, yarı final ve final maçları Wembley Stadyumu'nda rövanşsız oynanıyor.

Yarı finaldeki dört takımın geçmiş yarı final performanslarına baktığımızda Chelsea'nin 21 yarı final maçının 11'ini, Manchester City'nin 11 yarı final maçından 9'unu, Millwall'un 4 yarı final maçından 1'ini kazandığını görüyoruz. Wigan Athletic'in ise Millwall maçı ilk yarı finali olacak. Chelsea kupayı müzesine 7 kez götürürken Manchester City de 5 kez bu kupanın sahibi oldu. Kupa tarihinde bir kez finale çıkabilen Millwall ise 2004 yılında Manchester United'a 3-0 yenilerek kupanın Manchester şehrine gitmesine engel olamadı.

Takımların son zamanlardaki performanslarını tek tek incelemeye Chelsea ile başlayalım. Abramoviç kulübü satın aldıktan sonra oynadığı dört finalinden dördünü de kazanmayı başaran Maviler aynı zamanda kupanın da son sahibi. Bu sezon UEFA Super Cup finalinde Atletico Madrid'e, Community Shield finalinde Manchester City'ye, FIFA Club World Cup finalinde Corinthians'a kaybeden ve Şampiyonlar Ligi, FA Premier League ve League Cup'ta erken havlu atan Chelsea'nin elinde hala iki adet kupa kaldırma şansı var. Rafa Benitez takımın başına geldikten sonra -Liverpool'un eski hocası olması dolayısıyla- Chelsea taraftarlarının ağır eleştirilerine maruz kaldı. Bir değişiklik olmazsa da sezon sonu bitecek olan sözleşmesinin ardından bu kulüpte çalışmaya devam etmeyecek gibi duruyor. City maçı öncesinde Cahill, Cole ve Romeu'nun sakatlıkları bulunuyor.

Manchester City ise geçtiğimiz sezon lig şampiyonluğunu 44 yıl aradan sonra elde etmeyi başardı. City için bu sezon başındaki Community Shield finalinde Chelsea'yi yenip kaldırdığı kupanın haricinde başarısız bir yıl geçirdiğini söylememiz mümkün. Bu hafta başı Old Trafford'ta aldığı galibiyet liderle arasındaki puan farkını 12'ye indirdi. Ancak geride kalan 7 haftada Manchester United'ın zirveyi bırakmayacağı açıkça görünüyor. FA Cup'ı ise en son 2011 yılında Stoke City'yi 1-0 mağlup ederek almayı başaran Citizens pazar günkü yarı final maçına Richards, Maicon ve Rodwell'dan yoksun olarak çıkacak.

Millwall ise Football League Championship'i yarı finalde temsil eden tek takım. Football League Championship'te son beş haftaya girilirken play-off grubunun -maç eksiğiyle- 10 puan gerisinde olan Lions düşme hattının da sadece 4 puan yukarısında yer alıyor. Millwall'ın yarı final maç kadrosunda ciddi bir eksik gözükmüyor.

2000'lerin başında Paul Jewell yönetiminde iki küme birden yükselerek 2005-2006 sezonundan itibaren FA Premier League'de mücadele etmeye başlayan Wigan Athletic tarihinde ilk kez FA Cup'ta böylesine ileri gidebildi. Maç eksiğiyle düşme hattında yer alan Wigan Athletic'in FA Cup yarı finaline ne kadar konsantre olabileceğini hep beraber göreceğiz. Açıklanan maç kadrosunda Wigan'ın Ivan Ramis haricinde ciddi bir eksiği bulunmuyor.

Maç programı:

  • Millwall - Wigan Athletic, 13 Nisan Cumartesi TSİ 19:15
  • Chelsea - Manchester City, 14 Nisan Pazar TSİ 18:00

*İngiltere Federasyon Kupası

4 Nis 2013

Arsenal de Sarandi futbolcuları vs. Brezilya polisi

Brezilya'da polis ve futbolcular birbirlerine girdi.
Libertadores Kupası'nda Atletico Mineiro ve Arsenal de Sarandi arasında oynanan ve Ronaldinho'nun iki gol attığı karşılaşmayı ev sahibi Atletico 5-2 kazandı. Arsenal futbolcuları maçı yöneten hakemlere tepkilerini göstermeye giderken araya giren Brezilya polisi ile karşı karşıya kaldılar. Brezilya polisi ve Arsenal futbolcuları arasında kısa süreli bir arbede yaşandı.  Maçtan sonra Arsenal oyuncularının bazıları ifade verdi. Çıkan arbedede iki polis ve bir basın mensubunun yaralandığı bildirildi. Bazı polisler ise olayın çıktığı anda pompalı tüfeklerine sarıldı.

29 Mar 2013

BOYOZ, GEVREK, İZMİR MİLLİYETÇİLİĞİ ve DERBİ ÜZERİNE NOTLAR


' Yalı caddesinde(Karşıyaka) bir tane yalı bulunmayan, Güzelyalı’daki tüm yalıların yıkılıp çirkin apartmanların yapıldığı şehirdir İzmir. Herhangi bir kent kültürü yoktur, alt metinsiz bir şehirdir. Bir kenti var eden asıl unsur, o kentin bileşenleridir. Ama İzmir’de tek renk seküler, avam bir ulusalcılıktır. Ne de olsa tüm renklerini nasıl denize döktüğüyle övünür durur. Mahallelerinde Rumca konuşan kimsenin kalmaması zerre üzmez kimseyi, ‘boyoz’ sefarad Yahudicesinde ‘yağlı hamur’ demektir ama ortada ne sefarad kalmıştır ne de o canım dil. O yok olan yalılarda Levantenler yaşarmış, ta ki biz ‘Türklüğümüzü’ fark edene kadar. 1923’ten sonra yaratılmaya başlanan ulus tır gibi geçmiştir üzerinden ve gerçekten bir ulus yaratılmıştır; İktidarın ‘aryan’ ,’Beyaz Türk’ ırkı…


Karşıyaka ilçesi, İzmir gerçekten ‘GAVUR’ İzmirken Türk yerleşimcilerin yaşadığı bir bölgedir aslında. 35 buçuğun espirisi de tam olarak buradan gelir. Kendilerini bu denli başkalaştırma çabalarının asıl sebebi ‘Müslüman Türk’ algılarıyla 1900’lerden beri körfezin diğer yakasına bulaşmama isteklerindendir. Buca, Bornova Levantenlerin; Konak ve çevresi Rumların yaşadığı bölgelerdir. Kurtuluş Savaşı sonrası topraklarından sürülen aslında ‘çoğunluk olan azınlıklar’ın yerine bu yerlere önceleri Yunanistan ve Balkanlardan gelen Türkler yerleştirilmiştir. ‘6-7 Eylül Olayları’ sonrası kalan bir avuç ‘gerçek İzmirli’ de bir şekilde koparılmıştır anayurtlarından. Halen devam eden göç dalgasıyla da şu an İzmir dediğimiz motif ortaya çıkmıştır.



1912’de daha sonra İzmir’i Türkleştirmekte aktif rol alan ‘kurtuluş savaşı kahramanı’ Zühtü Bey tarafından kurulmuştur Karşıyaka Spor Kulübü .Yeşil rengini İslam’dan, kırmızı rengini de Türklük’ten almıştır. Futbol tarihleri boyunca tek övünç kaynakları  armalarındaki Türk bayrağı ve Atatürk ziyaretidir.

Körfezin diğer yakası nispeten daha çoğulcu ve renklidir Karşıyaka’ya göre. Göç kültürünü az da olsa taşımıştır bu topraklara. Aradan geçen körfez gerçek anlamda Berlin Duvarı gibidir. Sadece gezdiğinizde anlayabileceğiniz iki değişik yerleşke oluşmuştur. Tabi göç dalgasından Karşıyaka da nasibini almıştır ama asli kurucu unsur göç ile gelen kitleyi asimile etmeyi başarabilmiştir.




1925 yılında Altay’ın içerisinden muhalif bir grup İzmir’in güney cephesinin, göç bölgesinin rengini sarı ve kırmızı diye belirleyip adını Göztepe Gençlik ve Spor Kulübü koymuştur. KSK’ nin aksine varlığı ve popüleritesi Türk ve İslam mitlerine değil başarıya dayalıdır. 1960’ların başından 70’lerin sonuna kadar başarılarla bezeli bir tarih anlatımıdır Göztepe. Bu tarihler içinde 2 Türkiye Kupası, 1 Cumhurbaşkanlığı Kupası almış. Fuar Şehirleri Kupası’nda(UEFA) yarı final oynayarak Avrupa’da bu ülke adına ilk başarıya imza atmıştır.

Rekabetin başladığı tarih de 1979-80 sezonundaki amansız şampiyonluk yarışıdır. 80000 kişiye oynanan maçla taçlanmış o rekabetin fitili yakılmış ve bu günlere taşınmıştır. Bu sırada Göztepe’nin amatöre kadar düşüşüyle askıya düşen rekabet ortamı son iki senedir tekrar başlamıştır.



Detaylı incelediğimizde iki takımın taraftar portresini çıkartırken yazıdaki tahlillerin ne denli sirayet ettiğini görebilirsiniz. KSK taraftarı tek bir topluluktan oluşur ‘Çarşı’ adını verdikleri tek bir grup vardır ve başka bir oluşumun olma olasılığı dahi yoktur. Söylenen besteden açılan pankarta kadar her şeyi bu grup belirler, kentlerini yaratırken oluşturdukları tek tip algı tribünlerine de bu şekilde yansımıştır. Kürt’sen de Türklüğünle övünen onurlu bir ayyıldızlı armanın taraftarısındır, asimile olmuşsundur ataların gibi. Sen kültürünü taşıyamayıp o kültürü almışsındır kuzey cephesinde.

Güney, kent kültürü gibi tribünsel olarak da renklidir. Sayılan sevilen ağabeyler vardır illa ki ama bir çok yapı vardır tribünde. ’Mardinliyiz Göztepeliyiz’ pankartını açarken de, Che’li atkıyı boynuna takarken de çekinmez. Çünkü ‘çoğulcu ve birleştirici’ bir yapıdır güney, aynılaştırıcı değil.

Belki de Göztepe-Karşıyaka rekabetinin hiç anlatılmayan giz yüzü budur.
Daha kaç derbi görürüz bilmiyorum umarım sayısı çok fazla olur. Kim kazanır kim kaybeder onu da bilmiyorum ama asıl kaybeden yurtlarından edilen azınlıklar, kültürlerini kaybetmiş göçmenler oldu.  FUTBOL MU? O ZATEN HAYATIN AYNASI DEĞİL Mİ? '
                                                                            Murat Kırmızıoğlu

Üstünidman Blog'a bizi kırmayıp konuk yazar olarak katkıda bulunan Murat Kırmızıoğlu'ya teşekkürler.



5 Mar 2013

3 Aylık Panorama

    Öncelikle saygı duruşu. Toprağın bol olsun.



     Uzun zamandır blogu boşladığımın farkındayım. Bu konuda bana tahammül eden Salih abi ve Sinan abiye teşekkürlerimi borç bilirim. Araya sınav dönemi, tatil, sahadaki formsuzluk derken uzun bi süre girdi diyerek girizgahımızı yapalım.

      Galatasaray olarak son 3 ayı son yılların en yoğun 3 ayı olarak geçirdik desek yanlış olmaz heralde. Aralık başında Braga deplasmanında gelen galibiyet, çek bi Schalke kurası, sermaye artırımı meselesi, Fatih Terim'in yönetime ince ayarı ve transferler. Kronolojik sırayla gidelim. Braga deplasmanındaki galibiyet Galatasaray'ın bu sezonki panoramasıydı. Çöpe atılan ve topa hakim olunmayan bir ilk yarı, ardından iki kanat oyuncusunu birden oyuna sürerek dönülen kaos sistemi. Burak'ın nefis sonuca etkisiyle deplasmanda aldığımız 7 puanla gruptan çıktık. Her şey iyi güzel görünüyordu. Kurada çek bi Schalke dedik hatta GS TV sunucusu Tuna Bayık ekranda Schalke duası yaptı ve Schalke geldi. Schalke kurasını gören Lütfi Arıboğan:


   
     Neredeyse hepimiz Lütfi Bey'in ifadesini takındık. Çünkü Barcelona, Bayern, Dortmund gibi ekiplerden kaçtık. Schalke'nin 20 şubattaki maça kadar başına gelenleri ayrı incelesek bilim-kurgu ve dram karışımı bi film çıkar ortaya. Takımın kilit 5-6 isminin sakatlanması, hoca değişikliği, Huntelaar'ın kalıcı körlüğüne sebep olabilecek rahatsızlığı vb. Bunları gördükçe iştahımız kabardı.

     O kısmı bi kenara bırakıp sermaye artırımı meselesine girelim çünkü uzun zamandır bu konu hakkında bir-iki kelam edesim var. Ünal Aysal'ın talimatıyla Galatasaray AŞ sermaye artırımı kararı aldı. Bu sermaye artırımıyla kulübün kasasına 275 milyon lira girdi ki bunun 125 milyon lirası küçük yatırımcıdan sağlandı. Kulübe sıcak para akışını sağlamak açısından gayet yerinde bir karardı. Hukuken hiçbir yanlışlık da yoktu üstelik. Ancak Fenerbahçe'nin yaşadığı krizler ve aşamadığı paranoyaları yüzünden özellikle medyayı gazlamasıyla Galatasaray'ın adı spekülatöre çıktı. Bu yüzden başkan gereğinden fazla biçimde medyada ve televizyonlarda görülmeye başladı. Herkese tek tek açıklama yapmak durumunda kaldı. Direk kulüp ismi zikrederek konuşuyorum diğer kulüplerin bu konuda pek bi sızlanması olmadı çünkü. Aziz Yıldırım kendi koltuğunu koruma adına bu sıralar birkaç farklı operasyona girişti. Bunlardan ilki 12 numara adlı twitter hesabı sahibini locasına alarak -ki bazı kaynaklara göre en başından yönetim tarafından oraya konmuştu- GFB ile yaşadığı sıkıntıyı üst noktaya taşımasıydı. GFB ve 12 numara arasında bi çatışma başladı. Yönetim destekli 12 numarada fırsat bulduğu her anda rakip takımlara özellikle de Galatasaray'a vurmaya başladı. Zamanında trollediğimiz bu oluşum bazı Fenerbahçeliler tarafından çok fazla ciddiye alındı ve locaya girecek kadar söz sahibi oldu. Sermaye artırımı meselesinde de en fazla ses çıkaran bu oluşum oldu. Ağladılar, sızladılar, kişileri yönlendirdiler. Sonuç: Galatasaray yüzde 900 oranında ikinci sermaye artırımı kararı aldı ancak SPK bu sefer izin vermedi. Neden? Ünal Aysal'a göre mavi gözlü bi Fenerbahçeli yönetici SPK'yı baskıya aldı ve bu kararın çıkmasını sağladı. Sermaye artırımının şu ana kadar illegal olduğu hiçbir kurum-kuruluş ve kişi tarafından ispatlanamadı. Hatta İhlas Holding'in yıllardır bu yöntemle ayakta durup şu anda Galatasaray'a yapılan bu engelleme yüzünden kendisi de sermaye artırımından faydalanamadığı için iflas etmek üzere olduğu söyleniyor. Alın size sosyal medyanın gücü.

     Kendi iç meselelerimize dönersek geçen sezon takım tamamen Fatih Terim'in eline verildi gibi görünse de ne iş yaptığı belirsiz Bülent Tulun başkan danışmanı olarak Florya'daydı. Fatih Terim'İn ayyuka çıkan ilk rahatsızlığı bu oldu ve Bülent Tulun Aslantepe'ye taşıdı ofisini. Yönetimdeki bazı iş bilirler Fatih Terim'in canını sıksa da asıl canını sıkan konu Fenerbahçe'yi şampiyonluk yarışı içerisinde tutmak için uydurulan Süper Final. Allah razı olsun şu anda keşke olmasaydı demiyoruz Kadıköy'de Yıldırım Demirören'i iterek şampiyonluk kaldırma şansımız oldu. Hoca konuşacağım sezon sonu dedi ama hala konuşmadı. Belki de eskisi kadar keskin olmadığı için. Maç sonu karşı takımın hocasının sözlerini 'Hele bi Yugoslav'dan' diyerek eleştiren bi teknik adamlıktan hakem hatalarına rağmen parlamayan, oyuncu yorumcularıyla geçiştiren hocalığa dönüştü. Bu sezon da yine yönetim içindeki insanların futbol meselelerine ve hocanın işine fazla karışmasıyla hoca iyice huzursuzlandı ve ikinci devrenin ilk maçında Kasımpaşa mağlubiyeti ardından yazılı bir açıklama yaparak dümdüz 'durumdan rahatsızım canımı sıkmayın' dedi. Ben dahil çoğumuz istifa cümlesi bekliyorduk ne yalan söyleyeyim. Hocanın açıklaması ardından görev tanımları daha da netleştirildi. Özellikle Sedat Doğan'a sen hukuktan sorumlusun futbola karışma dendi. Hocanın üzerinde sadece Ali Dürüst ve Ünal Aysal var.

     Gelelim transferlere. İlk yarıda oynanan futbol ve ligde kaybedilen puanlar herkesin canını sıktı. Takım ilk yarıları çöpe atıyor, hocanın ikinci yarı hamleleriyle günü kurtarmaya çalışıyordu. Devre arası sabırla beklendi. Günler geçiyor beklenen transfer haberleri gelmiyordu. Bir gün ortaya Sneijder adı sürüldü. Herkeste bi hadi len tavrı oluştu. Burada Sneijder'i anlatmaya gerek yok. Şu ana kadar Türkiye sınırlarında yapılmış en iyi transferdir. Yatılan Sneijder nöbetlerinin ardından oluşan olumsuzluk, tekrar ümitlenme, Sneijder'in İnter ile olan sıkıntıları falan derken transferden 2 gün önce ümitler iyice azaldı. Derken noldu ne bitti demeye kalmadan Lütfi Arıboğan ve Sneijder'in fotoğrafı düştü twitter'a. Ortalık yıkıldı haliyle ve beklentiler Sneijder'in ikinci Hagi olmasıydı. Kendisinin ilk basın toplantısında da buna gönderme yapması bizi iyice havaya soktu. Ardından 2-3 gün içerisinde Drogba transferi bitirildi. Geçen sezondan beri gündemde olmayan Drogba çıktı geldi. Afalladık. Bu kadar basit. Hepimizde gelsin Schalke de iki tokat atıp gönderelim algısı oluştu. Lig maçları rölantide geçti oraya başka yazıda gireceğim.

     20 şubat akşamı kimsenin Schalke'yi yeneceğimizden şüphesi yoktu. Herkeste Schalke eksik takım biz yaldır yaldır transfer yaptık yeriz havası vardı. Benim içime Schalke'den kötü haberler geldikçe sıkıntı düştü. Derken maçın ilk yarısında anladık ki Schalke net inanmış. Her yerde bizden fazlalardı her topa bastılar. İnanılmaz pas yaptılar ve boğdular. İlk yarının son hücumunda Dany ile Melo anlaşamayınca hızlı hücumdan gol yedik. İkinci yarı Sneijder çıktı Amrabat girdi. O da fayda etmedi pozisyonlar bulduk ama atamadık. Maç 1-1 bitti. Ocak sonunda oluşan hava bi anda söndü ve sorgulamalar başladı. Tabii ki sahada oynanan futbol kimseyi memnun etmedi ama bu durum formasını satacak takımına ihanet edecek hareketler bulunmadıkça maç boyu futbolcuya, hocaya sövme hakkını kimseye vermiyor. Bu lafım Schalke maçı boyu hocaya, Burak'a, Hamit'e söven veled-i zinayaydı. Şimdi önümüzde önce Gençlerbirliği ardından Schalke maçları var. Schalke'nin kolay lokma olmadığını anladık. Tur Schalke'nin elinde ve takım top oynamıyor. Hayırlısı olsun.