Yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kas 2012

David Beckham vs. Nikopolidis


Tarih: 6 Ekim 2001

Yer: Old Trafford, Manchester

Maç: İngiltere-Yunanistan

Seyirci: 66.090

Olay: 2002 FIFA Dünya Kupası Avrupa Elemeleri, dokuzuncu grubun son maçları. Almanya Finlandiya karşısında sahadan 0-0'lık beraberlikle ayrılırken İngiltere Old Trafford'da Yunanistan karşısında 2-1 yenik durumdadır. İngiltere sahadan beraberlikle ayrılmayı başarırsa Dünya Kupası'na doğrudan katılma hakkı elde edecektir.

Dakikalar 90+3'ü gösterirken Hollandalı hakem Dick Jol serbest vuruşu işaret eder İngiltere lehine... Topun başına geçen isim tabi ki David Beckham'dır... Nikopolidis ve Beckham arasında yaklaşık 30 metre mesafe ve dört kişilik bir baraj vardır. Beckham gerilir ve...


17 Haz 2012

Prag Baharı'nın Rövanşı Alındı

Tarih: 5 Ocak 1968

Yer: Prag, Çekoslovakya

Olay: Prag Baharı

“Devlet Başkanı ve Parti Genel Sekreteri Antonin Novotny görevinden ayrıldı ve yerine Alexander Dubcek geldi. Sovyetler Birliği'nin dayattığı komünist sistemi değiştirmeyi hedefleyen Dubcek kendi sosyalizmini yaratmıştı. Buna "insancıl komünizm" de deniliyordu. 'Harekat programı', sosyalizmin demokrasi ilkeleri ile birleştirilmesini ve yeni bir siyasi sistemin oluşturulması amacını taşıyordu. Programda tek partili sosyalist devlet yönetiminin yerine çok partili siyasi hayata geçileceği,düşünce ve ifade özgürlüğü, toplanma ve  dernek kurma hakkı gibi temel insan hak ve hürriyetlerinin sağlandığı yeni bir düzenin kurulacağı ifade ediliyordu.”[1]

Tarih: 20 Ağustos 1968

Yer: Prag, Çekoslovakya

Olay: Prag Baharı’nın SSCB Askeri Birlikleri Tarafından Sona Erdirilişi

Sovyetlerin Çekoslovakya’ya “eski sisteme dönün” çağrıları yanıtsız kaldı. Liberal ve karşı devrimci olarak suçladığı Çekoslovak hükümetini bastırmak için 300.000 kişilik ordu ile Çekoslovakya’yı işgal etti. Prag Baharı askeri müdahale ile sonlandırılmış oldu.


Tarih: 16.06.2012

Yer: Varşova, Polonya & Wroclaw, Polonya

Olay: EURO 2012 A Grubu Son Maçları

EURO 2012 A grubu mücadelelerinin ilki de Çekoslovakya ve Sovyetler Birliği’nin devamı olan iki takım arasındaki karşılaşmayla başlamıştı. Rusların aldığı 4-1’lik tarihi skor ben de dahil çoğu futbol severi Rusya’nın başarılı bir turnuva geçireceğine inandırmıştı. Ancak Rusya beklenmedik bir sürprizle Yunanistan’a yenilerek 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası’na veda etti.

Diğer taraftaysa ev sahibi Polonya iki beraberlikle başladığı gruptan galibiyet almadan çıkamayacağının farkındaydı. Oyuna da bu istek ile başladılar. Taraftarlar da inanmış bir şekilde takımlarını desteklediler. Bir ara Çek Cumhuriyeti o kadar çok pozisyon verdi ki Çeklerin kaderi ilk maçtakine benzeyecek düşüncesi zihinlerde belirdi. Ancak ikinci yarının başlamasıyla işler değişti; ev sahibi çok şanssız bir gol yedi. Maçın geriye kalan kısmında Polonya istediği baskıyı bir türlü kuramadı ve galibiyet dahi alamadan turnuvaya ve taraftarına veda etti.

Maçlar başladığı anda gruptan Rusya ve Çek Cumhuriyeti çıkıyordu. Yunanistan’dan yediği gole rağmen gruptan çıkan takımlardan birisi hala Rusya’ydı. Ancak Çeklerin golü gelince Rusya için gruptan çıkmak yenilmemeye yahut diğer maçın berabere bitmesine bakıyordu. 20 Ağustos 1968 rövanşını Çekler geç de olsa 16 Haziran 2012’de aldı.

Rusya’nın ilk maçta Çek Cumhuriyeti karşısında aldığı galibiyet Prag Darbesine karşı yapılan askeri müdahaleye benzerken; Rusya’nın Soğuk Savaş sırasında Batının en önemli aktörlerinden birisi olan Yunanistan karşısında mağlup olması da Soğuk Savaşın Batının üstünlüğüyle sona ermesine benzedi. Çek Cumhuriyeti’nin Polonya karşısındaki galibiyeti ise Soğuk Savaşın kaybedilmesiyle dağılan Varşova Paktı’nın yıkılıp Prag’ın Moskova baskısından kurtulmasına benzedi.

Ev sahipleri ilk firesini böylelikle vermiş oldu. Aynı zamanda benim turnuva boyunca yazacağım takımlardan birisi de elenmiş oldu.


[1] http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=171636

8 Haz 2012

Renksiz, Tatsız ve Keyifsiz Bir Açılış

A grubunun ilk maçında devreyi önde kapatan Polonya'daki coşku ve istek ne yazık ki ikinci yarıda yoktu. İspanyol hakemin verdiği yanlış bir karar Yunanistan'ı on kişi bırakmak için yeterli oldu. Borussia Dortmund yapımı bir golle Kuba-Lewandowski işbirliğiyle öne geçen Polonya taraftarının desteğine yakışır bir oyunu golden sonra ne yazık ki ortaya koyamadı. İkinci yarıda da heyecanlı ancak tatsız bir futbol vardı. Oynadığı umutsuz futbola rağmen Yunanistan'ın attığı gol ve zaman zaman baskılı futbolu ilerisi için tat vermedi. Hikmet Karaman'ın hatalı sarı karttan sonra verdiği "Bu hakem İspanya Ligi'nde nasıl maç yönetiyor, var ya..." tadında tepkisi ise turnuvanın TRT açısından özeti niteliğindeydi.

Turnuvadaki tek temsilcimiz olan hakem kadrosu ve bu kadronun lideri Cüneyt Çakır daha ilk maçtan bir rakibinin önüne geçti. Kendisinin en az yarı final seviyesinde bir maç yöneteceği fikrindeyim. Polonya açısından turnuva öncesinde çok umitluydum ancak daha ilk maçtan oynadıkları futbol için hayal kırıklığı oldu. Ancak mevcut olan potansiyel, takımı taraftar desteğiyle gruptan çıkarmak için hala yeterli gözüküyor. Yunanistan mı? Gruptan çıkmaları turnuvanın mucizesi olur. 2008 Avrupa Şampiyonası'ndan sonra ev sahiplerindn birisinin gruptan çıkması ilerleyen turlarda taraftar desteği açısından olumlu olacaktır.

Yunanistan?


Tarihinde 4. kez katıldığı Avrupa Şampiyonası'nda Yunanistan, açılışı bu akşam oynanacak Polonya maçı ile yapıyor. Ne yazık ki ve güzel futbol için ne kadar iyi ki, bu turnuvada şansları 2004'te gelen inanması güç şampiyonluğun tekrarını yapacak kadar yok. Zira 11 Spartalı hüviyeti yalnızca anlık ve sürpriz başarılar demektir, yalnızca biraz daha savunmadır, gard er ya geç mutlaka düşer. E bu kadar kreatif takım bolluğunda pek zayıf gözüküyorlar; gruptakilerin denk güçleri dolayısıyla en az 3, en fazla 4 maç oynayarak kupadan elenecekler.

Futbola dair on yıllardır tekrarlanan "asıllı" iddialar ve klişe cümlelerin yol göstericiliğinde elenmesi daha iyi olur zaten. Yunanistan yanıyor, seçimler, ekonomik problemler...Futbolla uyuşturulmayı bizim memleket gibi hissetmiyorlarsa, hemen elensinler, dönsünler, halka moral filan da yaratmasınlar. Daha dün Grek neo-nazilerin partisi "Altın Şafak"tan herifin teki bir tartışma programında Yunanistan Komünist Partili bir kadına tokat attı. Utanmadan basın açıklaması da yayınladılar, "Marx'ın piçlerine bırakmayacağız ülkeyi..." vs. Bu rezil şiddet uygulayıcısının muhtemelen Prometheus filminden çıkıp akşamki Polonya maçını "milli duygularıyla" izleyecek olması açıkçası benim midemi bulandırıyor (Prometheus abimize laf yok tabi, filmini bilmem).

Neyse, Yunanistan turnuvaya nasıl geldi, kadrosunda kimler var, kimler yok, biz verileri sıralayalım:

*Euro 2004'teki zaferde "korsan gemisi" lakabını alan takım, 8 yıl aradan sonra kadrosundan 4 korsanı yine turnuvaya getirdi. (Karagounis demirbaş!)

*2012'ye giden yolda gruplarında İsrail, Letonya, Gürcistan ve Malta gibi Avrupa'nın henüz zayıf takımları vardı. Dolayısıyla tek çekiştikleri takım Hırvatistan olarak gözüküyordu.

*Elemelerde böylesine zayıf bir gruba karşılık yalnızca 14 gol attılar, 5 gol de kalelerinde gördüler. 10 maçta 7 galibiyet ve 3 beraberlikleri var.

*Hırvatistan ile ilk maç 0-0 biterken, ikinci maç Yunanistan 2-0'lık bir galibiyet aldı. Düşünebiliyor musunuz? Tam 2 gol!!

*Bu turnuvada dikkat edilmesi gereken genç oyuncuları, Schalke'nin defansına güneş gibi doğan K.Papadoupoulos (20 yaşında- milli formayla 3 golü var, gol bekliyoruz.) , Panathinaikos'un sağ açığı Sotiris Ninis (22) ve çeşitli mecmualarda Yunan Messi olarak tanıtılan Fetfatzidis (21- Olympiakos). İlki kesinlikle oynayacak fakat diğer iki yetenek rotasyon olarak değerlendirilebilir şimdilik.

*Teknik direktörleri Fernando Santos, Yunanistan Ligi'nde son on yılın en iyi hocası olarak seçilmiş vakti zamanında. Portekizli. 2 yıldır takımın başında.

*Polonya, Rusya ve 2004'te karşılaştıkları Nedved'li, Koller'li günlere göre durumu kötü olan Çek Cumhuriyeti ile turnuvanın A grubunu oluşturuyorlar.

18 Nis 2012

Oradaydım: Panathinakos-Olympiakos





Erasmus sebebiyle Atina'da bulunmamın futbol açısından en hayırlı sonucu, çok merak ettiğim Panathinaikos-Olympiakos maçını staddan canlı gözlerle izlemek olacaktı. Maçın oynanacağı tarihi maç günü hatırlasam da stada koşturup rahatça bilet bulabilmem Türkiye'deki duruma göre beni oldukça şaşırttı; fakat özellikle yaşanan ekonomik kriz ve Panathinaikos'un kötü durumu, derbi de olsa maça ilginin çok yüksek olmadığının göstergesiydi (stadın 66 bin kişilik olması ve taraftarların eski 16 bin kişilik stadlarını daha çok benimsemiş olmaları bir diğer etken).


Maça 2 saat kala gittiğim olimpiyat stadında karşılaştığım manzara korkunçtu. Daha maç başlamamasına ve maçta Olympiakos seyircisinin yer almayacak olmasına rağmen bir çok Panathinaikos taraftarı maç öncesinden polisle çatışmaya başlamıştı bile. Birazcık biber gazı yemiş ve atılan bir kaç meşaleden ufak farklarla kurtulmuş halde bulunduğum tribüne(aile tribünü olarak adlandırılan bölüme) girdim. Vardığım ilk düşünce; büyük stad her zaman daha iyi stad demek değildir; eski 16 bin kişilik, sahanın içindeymişçesine tribüne sahip olan Panathinaikos'un sahasında maça çıkmak tüm dünya üzerindeki takımlarda bir gerginlik yaratacak atmosferi içinde barındırsa da şimdiki 66 bin kişilik klasik sahadan uzak olimpiyat stadı rakip takım futbolcularda olimpiyat oyunları misali amatör ruhta bir seyirci karşısında oynama etkisi yaratıyor. Bu noktada değinmek istediğim, beni etkileyen asıl noktaya gelmek istiyorum; Panathinaikos'un dünyaca meşhur taraftar grubu 'Gate 13'. Karşı kale arkasının alt tribününde müthiş bir atmosfer oluşturan, yaptıkları tribün şovları ve tezahüratları ile Panathinaikos'un bu maçta en büyük kozu kesinlikle Gate 13 idi ve onlar maç boyunca bu görevlerini eksiksiz yerine getirdiler, biraz sonra değineceğim olay da dahil olmak üzere.


İki takım da sahaya çıkıp mücadele başladığında dünya derbisi izlemenin verdiği heyecanla unuttuğum bir gerçeği hatırlamış oldum; sıkıcı ve gerçekten kalitesiz Yunan ligi futbolu. Maç, nerdeyse tamamen orta sahada karşılıklı top kayıpları ile oynandı ve atak bile sayılmayacak fakat bu maç için en heyecan verici pozisyon sonucu Olympiakos golü buldu ve maç bu şekilde 1-0 bitti. O sırada maçtan çok Gate 13'ün şovlarını veya meydana gelen olayları izlemek gerçekten daha heyecan vericiydi. Ekonomik krizden sonra kadrosunu iyice daraltan ve sıradan takım haline bürünen Panathinaikos karşısında bariz kalite üstünlüğü bulunan Olympiakos o gün sahaya aradaki 4 puanı korumak için çıktı fakat maç sonunda daha fazlasını, şampiyonluğu alarak staddan ayrıldı. Maç için bizleri ilgilendiren bir diğer önemli nokta da sahada tanıdık bir simanın olmasıydı; devre arasında Galatasaray'dan Olympiakos'a kiralanan Kazım Kazım maça ilk 11'de çıktı ve oyundan çıktığı 60'lı dakikalara kadar kendisinden görmeye alıştığımız klasik, kafası(sarı saçlı) futbolda olmayan, dağınık bir görüntü çizdi.


Sahada oynanan futbol ancak bunları yazabilecek kadardı, fakat maçın daha sonra gündemden düşmemesinin, haberlere konu olmasının nedeni devre arasında ve maçın 80. dakikasında çıkan olaylar ve sonucunda maçın tatil olmasıydı. Stada girerken çıkan olaylarda yaşadığım, Olympiakos seyircisi yokken neden bu kadar çok olay çıkıyor sorusunun yanıtını da bu olaylar sırasında görmüş oldum. Aslında dünya genelinde yaşanan olaylara bakan insanlar, olayın 1 puan önde olmasına rağmen art arda alınan PAOK VE AEK yenilgileri ile zirvenin 4 puan gerisine düşmenin verdiği kızgınlık olarak görüyorlar. Bu yaklaşım futbol mantığı ile bakılırsa muhtemel bir yaklaşım fakat stadyumda ve o insanların arasında olan birisi olarak bu olayların futbol ile hiçbir alakası olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Eğer bahsi geçen olaylar Panathinaikos'un aldığı kötü futbola bağlı olsaydı, çıkan olaylardan ya da verilen tepkilerden bir nebze de olsa Panathinaikoslu futbolcular da etkilenirdi fakat taraftar tüm maç boyunca sevgi gösterisinden başka bir tepki göstermedi oyunculara, şayet böyle olsa durum 0-0 iken ve devre arasında oyuncular soyunma odasındayken olaylar neden başladı ki?


Buraya geldim geleli ilk kez şahit olduğum bir nedendi olay; polise karşı olan nefret! 2008 yılında polis tarafından öldürülen 15 yaşındaki Alexandros Grigoropoulos'tan sonra başlayan halk-polis nefreti özellikle ekonomik kriz döneminde yaşanan ayaklanmalar ve gösterilerle etkisini giderek arttırıyor ve nerdeyse tüm halk polislerden nefret ediyor. Tüm halk kısmını rahatlıkla söylüyorum çünkü bu olayları izleyen veya yazıyı okuyan futbol severler olayları başlatanların holigan Gate 13 taraftar grubu olduğunu düşünebilir fakat olayları başlatan ve polisle çatışan insanlar bizdeki kapalı tribün bölgesinde oturan ve verdikleri bilete 40 Euro(en pahalı) ödeyen insanlardı. Sorunun nedeni polislerdi diyorum; çünkü ilk yarı boyunca saha kenarında özel güvenlik güçleri bulunmaktaydı ve devre arasında durumu kontrol etmek isteyen polisler saha kenarında göründükleri anda tüm stadyum maç boyunca yapmadığı atmosferde baskı ve küfüre başladılar ve sonunda kapalı tribünden bir grup polislerin bulunduğu bölgeye molotof kokteyli attı. Ve işte kıyametin ilk perdesi de bu zaman açıldı, bütün polisler bir anda o tribüne doğru yönelmeye ve insanları tartaklamaya başladılar; o sırada bulunduğum tribünden bir adam vücut dili ve yaptıkları hareketlerle onları bırakın buraya gelin gibisinden şeyler diyor ve bolca da küfür ediyordu, tüm tribünlerin özeti buydu aslında. Yaşanan bu büyük olaylar sırasında sadece sözlü protestoda bulunan ve maçın iptal edilmesi ya da hükmen mağlup olunmaması için büyük çaba gösteren Gate 13 taraftar grubunun takıma olan sadakatleri en çok yaşanan bu olaylarda ortaya çıkmıştı.


Yaklaşık 50 dakika gecikmeden sonra başlayan ikinci yarı ile itibaren polis tüm taraftarlarla sahanın arasında iki katlı duvar örerek adeta gözdağı vermek istedi fakat beslenen nefret o kadar büyüktü ki karşılaşmanın 81. dakikasında sahaya tekrar ses bombaları ve molotof kokteylleri atılmaya başladı. Zaten oynanan sıkıcı futbol ile bunalmış olan ben ve arkadaşlarım yaşanan olayların bizim tribüne de sıçrayabileceğini ve maçın bittiğinin belli olduğunu anladıktan sonra stadyumdan hızlı adımlarla ayrıldık. Benim için izlemiş olduğum ilk dünya derbisi futboldan çok olaylarla anılan bir deneyim oldu ve halkın polise, sisteme karşı olan tepkisini ilk kez bu kadar açık bir şekilde anlamama yardım etti. Bir futbolsever olarak tekrar futbol konuşmak gerekirse; maç sonu acil toplanan federasyonun kararıyla 3-0 hükmen mağlup ve 2 puanı silinme cezası alan Panathinaikos, şampiyonluğu matematiksel olarak aynı şehrin (Olympiacoslular kendilerini atinalı değil Pire'li olarak belirtirler ve aksi durumdan büyük bir kızgınlık duyarlar) diğer büyük takımı Olympiacos'a kaptırdı ve bu sonuçla Pire temsilcisi son 16 yılda 14. şampiyonluklarını ilan etmiş oldu. Son yıllarda farkın bu kadar açılmış olmasının bir getirisi olarak gün geçtikçe taraftar ve genç nüfusun ilgisini kaybeden Panathinaikoslu taraftarların genel tepkisi ise bizim ülkemizi aratmayacak cinsten : 'Bizim de başkanımız mafya olsa o kadar şampiyonluğu biz de elde ederdik.'



Not: Videoda iki takımın sahaya çıktığı andaki görüntülerini, her maç çalan eğlenceli Panathinaikos müziğini, meşale şovu yapan Gate 13 tribünlerini izleyebilirsiniz. İzlenen videodan sonraki görüntüleri takip ederseniz de 81. dakikada başlayan olaylarıda görebilirsiniz, futbol ne olursa olsun güzel bir oyun olduğu için bu maçın en güzel anlarını koymayı seçtim ben sadece.