Brian Clough... Avrupa'nın en büyük kupasını -yoktan var ettiği- Nottingham Forest ile iki kez üst üste kazanma başarısını gösteren bir teknik adam. Derby County'yi sıfırdan alıp beş sezonda İngiltere 1. Ligi'nin zirvesine yerleştirebilen bir futbol dehası.
2004 yılının eylül ayında hayata gözlerini yuman Clough'un ardınan 2006 yılında yayımlanan David Peace'in "The Damned United" isimli kitabın ardından 2009 yılında da aynı isimli film vizyona girmişti. Filmde Brian Clough'un Derby County ve Leeds United maceraları anlatılıyor; fakat kronolojik bir sıra izlenmeden. Hikayenin biri nasıl başarılı bir teknik direktör olunur; biri ise nasıl başarısız bir teknik direktör olunur sorularının cevabını veriyor. Clough idealist, cesur, mağrur ve dik başlı bir teknik direktör olarak kurgulanmış. Tabi ki neredeyse her an yanında yer alan ve iyi bir gözlemci(scout) olan Peter Taylor'la beraber.
Film 1974 Dünya Kupası'nda başarısız bir sonuç alarak elenen İngiltere milli takımının başına getirilen Don Revie'nin imzasıyla başlıyor. Leeds United takımında Revie'den boşalan koltuğa getirilen isim Brian Clough'tan başkası değil. Takımın başına gelir gelmez devrim niteliğinde kararlar alan Clough, 44 gün sürecek olan Leeds United macerasına adım atmış oluyor.
Bir anda tarih 1968 yılını gösteriyor... 2. Ligin son sıralarında mücadele eden Derby County kupada 1. Ligin zirvesindeki Leeds United'ı ağırlayacak. Bu ağırlamanın kusursuz olmasını isteyen Clough günler önceden kulüpte hazırlıkların başlaması için uğraş veriyor. Ancak maç günü gelip çattığında şu çok bellidir: Brian'ın yaptığı hazırlıklar boşa gitmiştir. Ayrıca hakemler tarafından kollanan Leeds rahat bir galibiyet almıştır. Aynı sezonun sonunda dipten zirveye yükselen Derby County ikinci ligde şampiyonluk ipini göğüsler ve hikaye başlar...
Tom Hooper'ın yönettiği filmde Brian Clough'u Galli aktör Michael Sheen canlandırıyor. Film 60'ların ve 70'lerin atmosferini başarılı bir şekilde beyaz perdeye aktarıyor. Ayrıca İngiltere'nin Kuzeyinin kasvetli havası ile Güneyinin nispeten sıcak havası arasındaki farka da filmde zaman zaman vurgu yapılıyor. Film, maç öncesi soyunma odalarında, antrenman sahalarında sigara içerken beyaz perdeye aktarılan futbolcular vasıtasıyla dönemin futbol kültürü hakkında da bize bilgi vermekten geri kalmıyor.
Leeds United etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Leeds United etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Eki 2012
5 Eki 2012
Yerden Sert!
Şovenizm fırsat bulduğu her alanda kendini
gösterir. Ayırt edilmesi gereken nokta, şovenizm Türkiye'ye özgü bir durum
değildir. Batı'da ortaya çıkan milliyetçilik akımı dünyanın bir çok bölgesinde
kendine taraftarlar bulmuştur ve bulmaya da devam etmektedir.Futbol ise
şovenizmin kendine sıkça yer bulduğu bir spor alanı sadece.
Borrusia Mönchengladbach - Fenerbahçe maçının son yarım saatlik kısmını izleme
şansı buldum bu gece. Bir yandan da sosyal medyada günün olan bitenlerini takip
ettim.Popüler başlıklardan birisinin Ercan Taner olduğunu görünce duraksadım ve
kendisi hakkında yazılanları görünce kendisini çok seven birisi olarak
gerçekten çok üzüldüm. Birçok twitter kullanıcısı Ercan Taner'in Fenerbahçe'nin gol sevinçlerini abartılı yaşadığından ve bu şekilde de rengini belli
ettiğinden yakınmış. Fanatizm, yıllardır işini en iyi şekilde yapmaya çalışan
bir futbol spikerini yerden yere vurmuş. Derdim Türk takımlarının Avrupa
takımlarıyla olan karşılaşmalarında Türk takımlarının desteklenmesi gerekliliğine
dayanan bir inanç üzerinden milliyetçilik dersi vermek değil tabiki de. Ben
Beşiktaş taraftarıyım ve Beşiktaş dışındaki takımların ne sonuç aldığı açıkçası
beni ilgilendirmez. Ancak hakkaniyet duygularım Ercan Taner hakkında
söylenen sözlerden sonra bir iki kelam etmem gerektiğini söyledi bana.Dönelim
2000 senesine: ''Hagi! Hagi! Hagi! '' , ''Kim attı? Kral attı! Hem de Leeds'te Elland Road'da...'' coşkulu
sözleri bizzat Ercan Taner'e aittir. 2002 yılında Beşiktaş'ın yüzüncü yıl
şampiyonluğunu ilan ettiği Galatasaray derbisine de, yıllarca unutulmayan
''Sergen attı şampiyonluk geldi'' sözüyle damga vurmuştur başarılı futbol
spikeri.
Ercan Taner’ e eğer gerçekten bir taraf
olduğu konusunda eleştiri getireceksek ancak Real Madrid Barcelona maçlarındaki
anlatımlarıyla eleştiri getirebiliriz diye düşünüyorum. Eleştiriye başlamadan
önce ve fanatizmin yarattığı körlükle insanları yerin dibine sokmadan önce en
azından kısa bir araştırma yapmak gerekir sanırım.Ercan Taner kendisine
babasından kalma tutkulu bir Beşiktaş taraftarıdır.Bu bilgi de ; Ercan Taner bugün
Fenerbahçe’nin gollerinde ağlamaklı ses tonuyla rengini belli etmiştir diyen Beşiktaşlı, Galatasaraylı vs.
taraftarlara Ercan ağabeyin deyimiyle ‘’yerden
sert’’ bir cevap olsun.
Etiketler:
Barcelona,
Beşiktaş,
Borussia Mönchengladbach,
Elland Road,
Ercan Taner,
Fenerbahçe,
Galatasaray,
George Hagi,
Hakan Şükür,
Leeds United,
Real Madrid,
Sergen Yalçın,
UEFA Avrupa Ligi,
Ülken İlhan
10 Oca 2012
Thierry Henry: Bir Londra Efsanesi

“Sene 2004… Sıcak bir Haziran öğleden sonrası.
Arkadaşlarla forma almaya karar veriyoruz ve pazarın yolunu tutuyoruz. Yaklaşık on beş yirmi forma çeşidinin arasından o yılın İngiltere Premier Ligi Şampiyonu Arsenal’in forması gözüme ilişiyor: 14 sırt numaralı Thierry Henry forması. Hemen alıyorum. Ne de olsa daha birkaç gün önce Okay Karacan Arsenal’in şampiyonluğunu biz seyirciye aktarırken konuk olarak Murat Kosova maçın son anlarında bir Premier Lig uzmanı unvanıyla kulaklarımızın pasını siliyordu. Ben de Arsenal’in Manchester United hegemonyasını sona erdirişini büyük bir keyifle izliyordum.”
“Sene 2012… Soğuk bir Ocak gecesi.
FA Cup(İngiltere Federasyon Kupası) üçüncü turu, Emirates’teki rakip: Leeds United. Dakikalar 68’i gösterdiğinde Thierry Henry yıllar sonra iki aylığına kiralık olarak döndüğü yuvasında oyuna dahil oluyor... Oyuna girdikten on dakika sonra Henry bilindik plase gollerinden birisine daha imza atıyor ve uzayan sakalları eşliğinde Arsenal taraftarını gol sevinciyle selamlıyor.”
Seksenlerin ortaları ve hemen sonrasında doğan neslin en önemli futbol simgelerinden birisi de Thierry Henry’ydi. Tıpkı Ronaldo, Zidane, Batistuta, Maldini, Bergkamp ve adlarını saymaya bu satırların izin vermediği diğer efsaneler gibi. Futbol seyircisinin kalbi geniştir ve bu kalpte futbolda sembolleşmiş çok sayıda yeteneğe yer vardır. Ancak bazı yetenekler var ki bunlar hiçbir zaman unutulmaz. Thierry Henry de Arsenal’de forma giydiği yıllarda futbolu seven ve takip eden hemen herkesin kalbinde ve zihninde unutulmaz bir sembol olarak yer etti.
Benim hikayeme dönersek; Henry’yle olan manevi bağlarımın sona erip yerini sadece attığı gollerle hatırlanacak bir futbolcu figürüne bırakması, tabi ki Arsenal’den ayrılıp Barcelona’ya transfer olduğu ana denk gelir. Benim gibi futbol aşığı birçok insan da Henry’yle aralarına mesafeyi bu transfer hikayesinden sonra koydu (hem Barça’yı hem de Arsenal’i destekleyenleri tenzih ederim). Sonraları ABD’ye gidince hepten unuttuk Henry’yi. 2011 Temmuz’unda Emirates Cup’ta göründü kendisi, bu da çoğu futbolseverin ilgisini çekmedi. Ancak 2012’deki muhteşem geri dönüşüyle tekrardan Arsenal taraftarının kalbini kazandı Henry. Bu geri dönüşe çoğu futbolsever de kayıtsız kalamayacaktır diye tahmin ediyorum.
İki ay vaktimiz var; şimdiden iyi seyirler!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


