Ukrayna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ukrayna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haz 2012

İbracadabra ve Sihirli Popo Wiland


Ev sahibi Ukrayna ile İsveç mücadelesini izleyenler futboldan zevk alma konusunda sıkıntılı bir maça tanık olmadılar. Aslına bakarsanız geçen bir haftalık sürece baktığımızda oynanan kalitesiz futbola bir ya da iki maçta rastladık diyebilirim. Bol pozisyonun ve  kora kor mücadelenin  üst düzeyde olduğu bir turnuva geçiyor umarım böyle de devam eder. Maça döndüğümüzde yapacağım tek yorum, Avrupa futbolunun en önemli forvetlerinden İbrahimovic ve Shevchenko’nun karşılıklı performanslarının maçı belirlediği olur. Burada dünyanın en büyük kulüplerinden biri Milan’ın tarihin değişik dönemlerinde kadrosunda ne denli önemli forvetler barındırdığını da tekrar  hatırlamakta fayda var. İki isim de Milan kulübüne sembol olmuş isimler olarak anılıyorlar ve öyle de kalacaklar gibi duruyor eğer ki İbrahimovic’in kariyerinde çok sürpriz bir gelişme olmazsa.

İbrahimovic  ismini ceza sahası içinde ön direkte bu kadar boş bıraktığınızda  geriye düşmeniz artık an meselesidir. Ancak İsveç milli takımının geneline baktığımızda da İbrahimoviç üzerine kurulan sistemin çarklarının çok iyi işlemediğini söylemek mümkün görünüyor. Özellikle defans yapısında büyük zaaflar var.  Yan topları karşılamakta görülen bariz zorlanmalar ve yapılan iki hata sonucu Shevchenko’ nun izleyenleri tatmin eden iki ustaca kafa golü İsveç’in bu zaaflarını ortaya çıkardı.Bundan dolayı  kanat ataklarına dayalı futbola önem veren İngiltere karşısında Kuzey Avrupa ülkesinin zorlanabileceğini düşünüyorum bu akşam. Futbol otoriteleri tarafından Fransa karşısında zayıf not alan İngiltere, İsveç karşısında daha favori gözüküyor. İbracadabra' ya olan sempatim turnuvada İsveç’ e yakınlık duymamı sağlamıştı ancak; ev sahibi olduğu halde iyi bir futbol ortaya koymakta zorlanan Ukrayna’ya bile mağlup olmaktan kurtulamayan İsveç’in Fransa ve İngiltere önünde gruptan çıkma şansını maalesef zor görüyorum.

İngiltere maçına eşi benzeri görülmemiş yöntemlerle moral motivasyonunu kaybetmeden hazırlanan bir İsveç takımı gördük geçtiğimiz gün. Tecrübeli kaleci Johan Wiland  antreman sırasında poposunu açarak arkadaşlarına hedef oldu. Sırayla şut çeken futbolcular Wiland’ın açıkça ortaya döktüğü hedefi vurmaya çalışarak isabet oranlarını değerlendirdiler. Umarız İbrahimoviç takım arkadaşına alıştığımız şutlarından birini çekmemiştir diyelim, ne olur ne olmaz…

Enteresan bir yöntemle sağlanan  neşeli ortam ve motivasyon  İsveç'e bir sürpriz yaptırır mı dersiniz? İbracabra sihir yapabilir mi Wiland'dan aldığı güçle? 21:45' i bekleyelim o halde.
http://www.posta.com.tr/video/video-izle/?VideoID=7394

12 Haz 2012

Daha Yeni Başlıyoruz

   Bir maç düşünelim ki ; tribünler çok keyif alsın ve herkesi eğlendirsin , sahada eksik olan hiç bir şey olmasın, pozisyonlar olsun, önce harcansınlar sonra goller aniden "biz geldik" diyerek herkesi kendinden geçirsin. Bu maç bir de Avrupa Şampiyonasında olsun bir de ev sahibinin ilk maçı olsun, hem de turnuvaya ev sahibinin ilk kez katılmasının tam anlamıyla çocuksu heyecanı da katılmış olsun. İşte o zaman ortaya Ukrayna - İsveç maçı çıkmış oldu. Sanırım  Ukraynalıların bir çoğu gerek hazırlık maçlarında ki performansı ile, gerek "ev sahibi olduğumuz turnuvada ne kadar gidebiliriz ,  sadece üç maçla mı kalacak maceramız" düşünceleriyle farklı bir atmosfer içindeydi. Bunun üzerine -olmazsa olmaz- yaptıkları eylemlerle artık bir anda bizim de karşımıza çıkabilirler mi acaba derdirten "Femen" grubunun turnuvayı protesto edeceklerini duyurdukları göz önünde bulundurulunca Ukrayna için çok da iyi gözükmeyen bir yol vardı.


 

       Ama bütün  bunlar sadece başlangıç düdüğüne kadar insanların içine yer etmiştir. Çünkü maç başladığı andan itibaren hem sahada hem de tribünlerde insanların hem içi hem de dışı kıpır kıpırdı. Hatta tribünlerin güzelliği sahaya da yansıdığını söylemeden geçmek olmaz. İlk on dakika boyunca sahada çok fazla hücum organizasyonu olmasa da en azından Ukrayna adına şunu söylemeliyiz ki bu dakikalar içinde hem bu turnuvada hem de bu maçta yetmese bile her şeyimizle biz de varız der gibi oyunu kontrol altına almaya çalıştılar. Ve bunu da başardılar. Maçtan önce kime sorulsa herhalde her 10 kişiden 8 i Ukrayna ' dan çok katı bir savunma anlayışıyla çıkmasını beklediğini söylerdi. Ama Ukraynalı futbolcular sahanın içinde Oleh Blokhin' nin emriyle harekete geçmiş - teşbihte hata olmaz - çakal sürüsü gibiydiler. Maçın uzatma dakikalarını saymazsak, avlarını hiç pes etmeden kovaladılar da . Kanatlarda Oleh Gusev inanılmaz bir efor sarf etti desek hatta sarf etmedi neredeyse efor teriminin tanımlamasını yaptı desek yeridir. Nazarenko ve Yarmelenko ikilisi ise orta sahayı kendi mülkiyetlerine geçirmek için dur durak bilmeden çalıştılar. Savunmanın başarısını ise sanırım turnuvanın en uzun takımına karşı hava toplarındaki tam anlamıyla hegemonyasıyla gayet açık bir şekilde gösterebiliriz.


 
      Ve gelelim maçın, gecenin, Ukraynalı taraftarların, bir dönemin çocuklarının kahramanına: Andriy Shevchenko. Yaş otuz beş şiirleri yazılmış zamanında , ama o şiirin bu adam için yazılmadığı kesin. Eğer şiir Shevchenko için için yazılmış olsaydı mısra büyük ihtimalle :
 "Yaş otuz beş daha yolun başındayım"
    şeklinde olurdu. Tribünden bi anda bir Femen üyesi çıkıp sahaya atlasaydı sanırım İsveçli taraftarlar, oyuncular bu kadar şoka uğratılamazdı. En uzunların arasından iki kafa golüyle gecenin zaten sarı-mavi olan renginin altına Ukrayna' nın mührünü basmış oldu nam-ı diğer "Sheva". Hem turnuva da gol atan ikinci en yaşlı futbolcu oldu, hem kaptanlık pazubandıyla iki gol atanlar arasına girdi, hem Ukrayna' ya ilk turnuvasındaki ilk galibiyetini getirdi. Aslında bu "hem" leri çoğaltmak mümkündü maç ve Sheva için ama şunu dile getirmemiz lazım. Belki de ilkler gecelerinden birisi daha yaşandı ama büyük ihtimalle son turnuvasında oynayan Shevchenko Ukrayna ve tüm dünyaya bir kaç bir şey söyledi gol sevincinde kollarını açıp koşarken :
   " Merak etmeyin burası bizim yerimiz.. Ben mi ? Daha yeni başlıyoruz millet "

24 May 2012

EURO 2012 öncesi futbol hariç birkaç şey...

O malum  dört yıldan birisi Avrupalı futbol severler için yine geldi çattı. Hem de Türkiye A Milli Futbol Takımının Avrupa Şampiyonası'na katılım hakkını play-off'ta Hırvatistan'a kaptırdığı bir ortamda. Konumuz bu değil olmayacak da. Zaten yeterince konuşulup gerekli değişikliklerin teknik alanda da yapıldığı bir ortamda tekrardan bu konuyu konuşmak gereksiz...

Gelelim asıl mevzuya. Türkiye'nin de ev sahipliği için aday olduğu ancak turnuvanın ev sahipliğini Polonya-Ukrayna iş birliğinin kazandığı EURO 2012'nin siyasal, toplumsal, ekonomik ve nostaljik açılardan analizi bu yazının konusunu oluşturacak. Öncelikle Türkiye'nin ev sahipliğini neden kazanamadığı hususu üzerinde kısaca durmak istiyorum. EURO 2008 adaylığında beraber başvurduğumuz komşu Yunanistan ile EURO 2012 adaylığı öncesi ayrı düşmemize ne gerek vardı? AKP ile değişen Türkiye'nin dış politika vizyonu bu hususta neden işlemedi? Bu iki soruyu yanıtsız bırakalım derim ben. Sadece biraz hayıflanmak istedim o kadar...
Batının eski düşmanlıkları devam ettirmeyerek Avrupa Birliği'ne aldığı doğu bloku ülkelerinden birisi olan Polonya ile Sovyetler Birliği dağılınca peydahlanan Ukrayna biraz da siyasi nedenlerden ötürü EURO 2012'ye ev sahipliği yapacak.

Turnuva öncesi yaşanan çeşitli talihsiz olayların maçlara gölge düşürmesini futbol severler eminim istemezler. Ancak bahsi geçen konular çok önemli. İlk olarak Ukrayna'da sokak hayvanlarının fırında yakıldığı haberi çok üzücü ve sinir bozucuydu(benim için hala da öyle). Bu konu hakkında da Ukrayna'ya veya UEFA'ya ciddi bir yaptırım uygulanmadığı için katiller cezasız kaldı diye düşünüyorum. Sokak hayvanlarının yok edilmesinin sebebi ise şampiyonayı izlemeye gelecek insanların rahatsız olabileceği ihtimaliydi. Turnuvanız batsın dediğinizi duyar gibi oluyorum. En nihayetinde futbol turnuvası olduğu için de kayıtsız kalamıyorum. Diğer konu ise tamamen siyasi. Ukrayna'nın eski Başbakanı Yulya Timoşenko cezaevinde kötü muameleye maruz kaldığı için Avrupa Birliği Komisyonu turnuvayı boykot kararı aldı. 
İki tane çok büyük krizin eşliğinde gidilen EURO 2012 öncesi can sıkıcı konuları bir kenara bırakırsak biraz da mali olarak incelemek gerekir şampiyonayı. 


Uluslararası çaptaki turnuvalarda ortada dönen paranın haddi hesabı yoktur. Bu durum her şampiyonada daha da büyüyerek devam etmekte. EURO 2012 de sponsor konusunda ufak bir incelenmeye tabi tutulmayı hak etmiyor değil. Şampiyonanın resmi sponsorları hemen hemen bilindik markalar, firmalar, şirketler vs. Futbol oyununun temel direği tabi ki toptur. Adidas'ın tasarladığı Tango 12 adlı top yaklaşık üç hafta boyunca bir o kalede bir bu kalede olacak inşallah. Bunun yanında Coca-Cola da her zamanki gibi sponsorluk konusunda başı çeken bir diğer marka. Onlar da gerek verdikleri hediyelerle(açacak, anahtarlı, tişört) gerek yaptıkları reklamlarıyla turnuva öncesinde ve sırasında futbol severleri havaya sokacaklar. Turnuvanın ulaşım işlerini ise Hyundai-Kia iş birliği almış durumda. McDonalds ise Fantasy Football adlı menajerlik oyununun sponsorluğunu üstlenmiş. Oyunun galiplerine de turnuvanın resmi sponsorları Adidas'tan Tango 12 ve milli takım formaları; Canon'dan fotoğraf makineleri; EA Sports'tan UEFA EURO 2012 oyununu; SHARP'tan televizyonu McDonalds dağıtacak. Continental firması da araba lastiği alana Tango 12'yi hediye olarak vermeyi kendisine iş edinmiş. Ayrıca Orange isimli GSM operatörü de Apple Store'da EURO 2012 uygulamasının sahibi konumunda. Castrol ve Carlsberg de şampiyonanın diğer resmi sponsorları. Paranın hüküm sürdüğü düzende paranın mutlak galip çıkacağı bir turnuva daha görüldüğü üzere bizleri bekliyor.

Son olarak biraz da nostalji deyip Panini'nin EURO 2012 Çıkartma Albümünden bahsedelim. Öncelikle internet kullanımının bu kadar yaygın olduğu bir çağda bile piyasa sürüldüğünü hatırlatmakta fayda görüyorum. Sonra da çocukken EURO 96, World Cup 98, EURO 2000 ve World Cup 2002 Çıkartma Albümlerini almış birisi olarak hala o günleri özlemle andığımı belirtmek isterim. Harçlığımın hepsi çıkartmalara gitmiş olsa dahi... 
Şampiyonanın yayıncısı TRT'nin Okay Karacan sürpriziyle karşımıza çıkacağını temenni ediyorum. Futbol konuşacağımız günler de yakındır, herkese iyi seyirler dilerim.