Robin Van Persie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Robin Van Persie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eyl 2012

Premier Lig'de nadas değil hasat sezonu

Premier Lig'de dördüncü hafta geride kalırken, lige damgayı takımlarına geride bıraktığımız transfer sezonunda katılan futbolcular vurdu. Chelsea'nin namağlup liderliğiyle geçilen dört haftada öne çıkan isimlerin çoğunun takımlarına yeni katılan isimler olması transfer sezonunun birçok kulüp için ne kadar başarılı geçtiğinin de somut bir kanıtı oldu. Tabi yeni transferlerden yüzü gülmeyen Liverpool, Queens Park Rangers gibi takımlar da olmadı değil. Oynadığı dört maçta dört beraberlik alan Stoke City ve oynadığı üç maçta üç beraberlik alan Sunderland takımları ise ilgi çeken beraberlik serilerine imza attılar. Tabi ki ligin puansız ekibi Southampton da yıllar sonra yükseldiği Premier Lig'de ilk dört hafta itibariyle aradığını bulamayan takımlardan oldu.

İsterseniz şimdi yeni takımlarına katılan isimlerin en başarılılarına bir göz atalım:

1) Eden Hazard(40m€): İngiltere topraklarına Fransa'nın Lille takımından adım atan Belçikalı futbolcu attığı bir gol ve  ikisi penaltıdan olmak üzere attırdığı altı golle ilk dört hafta itibariyle en çok dikkat çeken isim oldu. Premier Lig'de yaz transfer sezonunun en pahalı transferi olarak kayıtlara geçen hücum oyuncusu Chelsea'deki yaratıcı futbolcu eksiğini fazlasıyla kapatmış gibi görünüyor. Şampiyonlar Ligi şampiyonunda oynayacak olmasının yanında Roberto Di Matteo gibi genç ve başarılı bir hocayla çalışacak olması da Hazard'ın motivasyonunu artıran unsurlardan. Tabi aldığı parayı bir kenarda tutarsak.

2) Robin Van Persie(30.7m€): Sekiz sezon boyunca giydiği Arsenal formasını bırakıp Manchester United'a imza atan RVP 2012/2013 sezonunda attığı dört golle lige en iyi başlangıcı yapan iki forvet oyuncusundan biri oldu. Mavilerin arkasında ikinci sırada yer alan Kırmızı Şeytanların bu sezon en çok güvendiği isim kuşkusuz RVP. Tabi böyle bir varsayımı yaparken Wayne Rooney'nin uzun süreli sakatlığını göz önünde bulundurduğumu hatırlatmak isterim.

3) Michu(2.6m€): 2011/2012 sezonunda İspanya La Liga'da on beş gole imzasını atan İspanyol hücum oyuncusu Swansea'ye çok ucuza mal oldu. Geride kalan dört maçta rakip kalelere dört adet gol bırakan golcü oyuncu aynı zamanda Premier Lig'de fiyat/performans açısından başı çeken isim oldu. Michu Premier Lig'de beşinci sırada yer alan takımı Swansea'nin -Wayne Routledge ve Nathan Dyer'la birlikte- oynadığı güzel futbolun da baş aktörlerinden birisi oldu.

4) Santi Cazorla(19m€): Belki RVP'nin yerini doldurmaz ancak şu ana kadar Arsenal'in oyununa Cazorla'nın çok şey kattığı kesin. Bu sezon takımının en pahalı transferi olan Santi ilk iki haftayı golsüz geçen Arsenal'in en iyi oyuncusu olarak göze battı. Anfield Road'daki Liverpool maçında önce Podolski'nin attığı golün asistini yaptı sonrasında da takımının ikinci golünü atarak zaferin mimarı oldu.

5) Steven Fletcher(15.2m€): Wolverhampton Wanderers'tan Sunderland'e transfer olan golcü oyuncu takımıyla sadece iki maçta sahaya çıkabildi. Ancak bu iki maçta fileleri üç kez havalandıran forvet oyuncusu Premier Lig'de en iyi başlangıcı yapan oyunculardan birisi oldu.

14 Haz 2012

Naziler, Hollanda, Cruyff, Van Marwijk, Huntelaar, 1-2...

Kaybedilen Danimarka maçı sonrası Hollanda teknik direktörü ve oyuncular tarafından açıklamalar yapılmış ve "büyük şok" ifadeleri kullanılmıştır. Büyük Şok'un atlatılması da turnuva takımı  panzerlerden puan veya puanlar alınmasına bağlıdır. Bunun kolay olmayacağı sadece Portakallar değil tüm dünya tarafından bilinen bir gerçektir. Zaten turnuvanın favorisi olan Almanya bu grubun da açık ara mutlak favorisidir bunu en başta kabullenmiştik ama Hollanda'nın da yabana atılmaması gerektiğini hep düşündüm. Dünkü maçın hikayesini anlatmadan önce bu maç öncesi konuşulanlara gitmek, olaya farklı yönden bakmak da gerekli diye düşünüyorum.

İki takım arasındaki rekabetin kökleri İkinci Dünya Savaşı'na, Nazilerin Hollanda'yı işgalinin yarattığı Almanya karşıtı hissiyatın yaygın olduğu döneme uzanır.

 Hollanda'nın 1970'lerdeki kadrosundan Wim van Hanegem, 1974 Dünya Kupası finali öncesinde, Nazi işgaline atfen Almanlara yönelik nefretini açıkça ifade etmişti. Hollandalı orta saha yıldızı, babasını ve kardeşlerini kaybetmişti savaş sırasında.Hollanda'nın özgürlüğünü kazanmasından sonra tarafları ilk kez karşı karşıya getiren 1974 finalinde Hollanda Neeskens'in 4. dakikadaki penaltı golüyle öne geçmiş, ancak dönemin Batı Almanyası Breitner'in 25. dakikadaki penaltısı ve Müller'in 43. dakikadaki golüyle maçı kazanmıştı.
Ama sadece şampiyon olmakla kalmamış, Johan Cruyf liderliğindeki Total Futbol'un dünya şampiyonluğunu ellerinden almıştı.Cruyf'un 3 numaralı forması eşliğinde klasikleşen Total Futbol artık Almanya ile anılmaya başlanmıştı.

1988'deki Avrupa Şampiyonası'nda yarı finalde son dakikalarda gelen golle zaferi elde eden Hollanda daha sonra finalde Sovyetler Birliği'ni yenerek Almanya'nın evsahipliğinde düzenlenen turnuvada şampiyonluğu kazanmıştı.Ancak Hollanda'nın efsanevi teknik direktörü Rinus Michels'e göre, ''asıl final, yarı final maçında'' oynanmıştı.

1988 yarı final zaferinden sonra Hollanda nüfusunun yüzde 60'ı, dokuz milyon kişi sokaklara dökülerek galibiyeti kutlarken, Hollandalıların özgürlüklerini kazanmalarından o ana kadarki en büyük kutlamaya ''1940'ta onlar gelmişlerdi, 1988'de biz'' sloganları damgasını vurmuştu

1940 da Nazi'ler in işgali sonrası Almanya- Hollanda maçları hazırlık maçı da olsa sürekli aynı önemde olması bu yazılanlar ışığında tesadüf değildir.Bu söylemlerin gölgesinde başlayan maçta Hollanda iyi futboluna rağmen Van Persie'nin cömertliği ve Mario Gomez'in golleriyle 2- 0 geriye düştü, daha sonra Van Persie tribünleri heyecanlandırsa da sonuç değişmedi ve Hollanda maçı 2-1 kaybetti. Bert Van Marwijk'in neler düşündüğünü bilemem ama yedek klübende Klaas jan Huntelaar otururken orta alanda De Jong, Van Bommel gibi iki defansif orta saha ile oynamak, kazanmak zorunda olunan bir maç için iyi bir taktik zeka oluşuna asla katılamam. Nitekim oyunca girince de pozisyon anlamında Portakalları daha da ileriye taşıdı ama ne yazıkki Bert Van Marwijk i kurtaramadı.Ayrıca Marwijk'in kurtarılabilmesi şu grupta pek mümkün görülmüyor çnkü oynanan 2 maç ve alınan 0 puan Marjwik için sonun başlangıcı olabilir. Son olarak da turnuva gösteriyor ki yaş ortalaması çok yüksek olan Hollanda'nın artık yenilenme zamanı gelmiş hatta geçiyor bile...

ALMANYA-HOLLANDA REKABETİ (kısaca)
7 Temmuz 1974: Batı Almanya 2 - 1 Hollanda Portakallar favori olarak başladıkları maçta Neeskens'in penaltı golüyle öne geçtiklerinde top Almanların ayağına bile değmemişti. Ancak Breitner ve Gerd Müller'in golleri kupayı Almanlara kazandırdı.
18 Haziran 1978: Batı Almanya 2 - 2 Hollanda Bu grup maçı Hollanda'nın sonradan Rene van de Kerkhof'un golleriyle beraberliği kazanmasıyla sona erdi.
14 Haziran 1980: Batı Almanya 2 - 2 Hollanda Kalus Allfos üç golüyle Almanlar maçı kazanıp, aynı turnuvada Avrupa Şampiyonluğu'nu elde ettiler.
21 Haziran 1988: Batı Almanya 1 - 2 Hollanda Portakallar, Marco Van Basten'in son dakikada attığı golle yarı finali geçip, finalde de Sovyetler'i yine van Basten'in hafızalara kazınan volesiyle yenip Avrupa Şampiyonu oldular.
26 Haziran 1990: Batı Almanya 2 -1 Hollanda Hamburg'daki maçtan iki yıl sonra iki takım yeniden karşı karşıya geldi. Jurgen Klinsmann ve Andreas Brehme'nin 2 golüne karşılık Koeman takımının golünü atmıştı.
18 Haziran 1992: Almanya 1 - 3 Hollanda Frank Rijkaard, Witschge ve Bergkamp'ın gollerine Almanlar Klinsmann'ın golüyle yanıt vermişti.
15 Haziran 2004: Almanya 1-1 Holllanda Fringes'in golüyle öne geçen Almanlar 81. dakikada Van Nistelrooy'un golüne engel olamamıştı.

10 Haz 2012

Bu Kez de Hayalimi Heitinga mı (Ç)alacak?


Dün akşamki Hollanda-Danimarka maçı aslında beklendiği gibi geçti denebilir. Maçı seyretmeyip bu yazıyı okuyanlar skordan dolayı bu girişe kızacaklardır elbette ama maçın genel hakimi olan Hollanda biraz forvetteki beceriksizlik(Van Persie) ve şansızlıkla(Robben) biraz da savunma hattının verimli(Heitinga) olamamasıyla maçı 0-1 kaybediyordu.

Bir önceki yazımda forvetlerin, isimleri her ne kadar büyük olsa da, yeterli olamayabileceğinden bahsetmiştim. Forvet seçimi olarak Bert Van Marjwik’e kızamıyorum da çünkü ilk 11 de başlayan forvet R. Van Persie’ydi, “kalitesini tartışamayız” klişesini bile söylemenin saçma olduğunu düşünüyorum. Burada kızılabilecek tek nokta Almanya, Portekiz gibi güçlü ülkelerin olduğu bir grupta kesin kazanılması gereken maça neden tek forvetle çıkılır?Ya da neden iki ön libero( Van Bommel, De Jong) ile başlanır.

Ben söylemiştim demeyi sevmem aslında ama yıllardır Hollanda defansında oynayan Heitinga’ya hiç güvenemedim daha doğrusu sahada stoper olarak iyi profil çizdiğini düşünmüyorum. Bu maçta da beni haklı(!) çıkardı Heitinga ve gol pozisyonunda Krohn Dehli’den çok basit bir çalım yiyerek tüm yükü Stekelenburg’a bıraktı ki golde kalecinin hatası olmadığını da milyonlarca kişi gördü.

Peki, Hollanda’nın durumu ne olacak? Herkesin “grubun kaderini Danimarka belirler” şiarı daha ilk maçtan kendisini gösterdi ve Hollanda ilk kurban oldu ama şunu da belirtelim bu “sürpriz” ile Portekiz veya Almanya ülkelerinden herhangi birisinin de karşılaşamayacağını kimse iddia edemez. Evet Danimarka bu grubun kritik ülkesi ancak Hollanda’nın kendi göbeğini kendisi kesmesi gerekecek ve Danimarka maçı sonrası Marjwik’inde açıklaması gibi Hollanda Almanya’yı yenmek zorunda ki Portekiz maçını çok iyi oynamasa da Almanya’yı yenmek hiç kolay olmayacaktır.

Portakalları sonuna kadar destekleyeceğim ancak Heitinga’dan daha fazlasını bekliyorum ve inanıyorum ki beni utandıracak (!)…


NOT: Geçen yazımda bahsettiğim Jetro Willems maçta bek olarak oynadı hatta ortalamanın da üzerinde bir performans sergiledi bana göre, en azından 1994 doğumlu bir genç için…

8 Haz 2012

Favoriler hep kazanır mı?


Euro 2012 geldi çattı, herkesin bir favorisi, plase takımı ve sürpriz yapacağına inandığı ülke/ülkeler var elbet. Ben de kendimce bazı takımlar seçtim. Hemen belirteyim kupayı kazanacağına inandığım ülke(zaten tüm dünyanın favorisi) İspanya ama benim favorim(inandığım ülke) portakallar, yani Hollanda. Ancak bu yazıyı yazma sebebim onların turnuvayı kazanmasından çok kaybederlerse bunun sebeplerini şimdiden öngörebilmek için. Yani kazanırsa insanlar şaşırmaz ama kaybederlerse özellikle İspanya için büyük etki yaratabilir. Peki bu takımlar turnuvayı neden kazanamazlar? Ülke ülke göz atalım.

İspanya neden kazanamaz?

Son Dünya ve Avrupa şampiyonu olmuş bir takım için bu soruyu sormak? Evet, çoğu kişiye saçma gelmesi çok normal hatta doğal. Çünkü çoğu kişi özellikle İber Yarımadası’nın İspanyol sakinleri bu turnuvada da ipi göğüsleyeceklerinden neredeyse eminler. İşte bence İspanya bir problemle karşılaşacaksa bu güven yüzünden olacak.
İspanya milli takımına genel bakış attığımızda iskeletini yıllardır Real Madrid ve özellikle Barcelona oluşturuyor ve artık alışık olduğumuz gibi LA Liga’yı bu iki takımdan birisi kazanıyor yani şampiyon olmaları klasikleşmiş iki takım ve onların oyuncularından söz ediyoruz. Doğal olarak bu takım oyuncularındaki ego patlaması da günden güne artıyor. Real Madrid’den farklı olarak, Barcelona oyuncuları ve Katalan basınında İspanya Milli takımını var edenin Barcelonalı oyuncular olduğu ve onlar olmazsa İspanya milli takımının da olmayacağı konulu söylemler git gide artmaya başladı evet bu profesyonelce oynanan hiçbir maçta gözle görülmedi ama ortaya çıkması muhtemel bir durum olarak görüyorum ki İspanya milli takımını kötü etkileyecektir.
Bir diğer konu da Jose Mourinho. Buraya nerden geldik diye sorabilirsiniz haklı olarak ama bana göre Real Madrid’in başına geçtiğinden beridir El Classico’lar daha bir sert oynanmaya ve ölüm-kalım mücadelesine dönüştürülmeye başlandı. Mourinho takımı belki de böyle motive ediyordur, O'nun teknik direktörlük konusunu kimse sorgulayamaz zaten ama bu sert gidişatın İspanya milli takımında oynayan El Classico taraflarının da ilişkilerini kesinlikle etkiliyor. Turnuvaları yıldız oyuncular toplamının değil takımların kazandığını düşünürsek Pique’nin yanındaki Ramos ile anlaşması ve ona güvenmesi bu takım için şart gibi görünüyor.

               Hollanda neden kazanamaz?
Bu sorunun İspanya’ya göre daha mantıklı olduğu kanaatindeyim. Benim favorim Hollanda ama eksiklerini de bir türlü görmezlikten gelemiyorum. Bir kere senelerdir şampiyonalara takımlarında müthiş sezonlar geçiren forvet oyuncularıyla katılıyorlar ama sonuç olarak bir türlü verim alamıyorlar, özellikle bu son dönemde kendini gösteriyor(Ruun Van Nistelrooy’u kesinlikle dışarıda tutuyorum). Bu sene de Van Persie onların gol umudu olacak dilerim de bu görevini en iyi şekilde yerine getirir.
Bir diğer sorun olabilecek nokta ise defans bölgesi bana göre. Özellikle stoper mevkiinde Heitinga ve Mathijsen diğer ülke takımlarının stoperlerine göre sönük kalıyorlar ve güven vermiyorlar açıkçası. Ben ve eminim ki bir çok futbol sever Hollanda orta sahasını izlemekten zevk alacaktır ancak saydığım bir dizi olumsuzluklar Hollanda’yı bir kez daha finali evden izlemeye mahkum ederse ben de en az onlar kadar üzüleceğim.
İspanya kazanırsa üzülmem ama Hollanda kazanırsa Türkiye’nin olmadığı şampiyonada çok sevineceğim kesin. Portakallara başarı dileklerimle…

NOT1:David Villa olan bir fotoğrafı özellikle seçtim çünkü onun olmaması büyük İspanya için büyük dezavantaj yerine oynayacak Llorente, Pedro, Negredo veya Torres gibi oyuncular olsa bile...

NOT2: Son olarak şunu da söyleyeyim turnuvanın en genç oyuncusu Jetro Willems de Hollanda milli takım kadrosunda yer alacak 30/03/1994 doğumlu defans oyuncusu, oyuna girer çok güzel oynar veya gol atar işte o zaman kariyerimi sorgulamanın vakti gelmiş demektir. Jetro Willems henüz 18 yaşında…