Sinan Baran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinan Baran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eki 2014

Yugoslavya'da Futbolun Durduğu Gün

4 Mayıs 1980 tarihinde Yugoslavya Ligi'nde üç tane maç oynanırken statlara gelen bir ölüm haberi bu maçların durmasına ve sahadaki futbolculardan tribündeki taraftarlara kadar herkesin büyük bir üzüntüyle yıkılmasına sebep oldu. Yugoslavya'nın 27 yıldır görevde olan devlet başkanı Josip Broz Tito hayatını kaybetmişti. O gün oynanan maçların en önemlisiyse Hajduk Split ve Kızılyıldız arasında oynanan derbi maçıydı. Maçın 41. dakikasında sahaya giren üç tane görevli hakemleri yanına çağırdığı sırada tribünler çoktan gözyaşlarına boğulmuştu. Haberi duyan futbolcular da orta yuvarlakta bir anda yere yığılmış ve çökmüş kalmışlardı. Tito'nun Yugoslavya halkı için ne denli önemli bir lider olduğunun en önemli göstergelerinden birisi de bu maç oldu. Hırvat bir babanın oğlu olan Tito için Hajduk Split taraftarlarının gözyaşı dökmesi çok normaldi. Ancak, on yıl sonra yaşanacak katliamların hemen öncesinde Sırpların da Tito için gözyaşı dökmesi 87 yaşında ölen Mareşal Tito'nun ırk, dil, din ayrımı gözetmeksizin bütün halkı kucakladığına dair bir göstergeydi.
Bosnalı bir Hırvat olan Zlatko Vujavic'in çimlerin üzerine yatıp kaldığı an
Maçta oynayan Kızılyıldızlı ve Hajduk Splitli futbolcuların yıllar sonra o günü anlattığı röportaj ve maçtan görüntüler

15 Eki 2014

Büyük Arnavutluk İdeali vs. Sırbistan

Sırbistan ve Arnavutluk arasında oynanan EURO 2016 eleme maçının ilk yarısı golsüz beraberlikle bitmek üzereyken bir dizi olay patlak verdi ve maç yarıda kaldı. Arnavutluk'un 1967'den beri ilk kez Belgrad'ı ziyaretinde yaşanan olaylar futboldan ziyade tarihsel olarak iki halk arasında mevcut olan gerilimle alakalıydı. Sırbistan kaptanı Branislav Ivanovic de maçtan sonra verdiği röportajda bu durumu destekleyen bir açıklama yaptı.
Olayların başlangıcı ise maç esnasında bir insansız hava aracının sahanın üzerinde dolaşarak Büyük Arnavutluk bayrağını dalgalandırması oldu. Bayrağın üzerinde fotoğrafları yer alan İsmail Kemal ve İsa Boletini ise Osmanlı'nın dağılma sürecinde Arnavutluk adına bağımsızlık için mücadele eden iki önemli siyasi figürdür. Bayrağın üzerinde yazan "Autochthonous" ifadesi ise otokton anlamına gelir ve Büyük Arnavutluk topraklarında bugün yaşayan Arnavut kökenli halkların bölgenin yerlisi olduğuna dair bir göndermedir.

Partizan Stadyumundaki olaylara futbolcular, malzemeciler ve taraftarlar da dahil olmak üzere statta bulunan hemen herkes müdahil oldu. Sırp savunma oyuncusu Mitrovic tribünlerden yükselen öfke dolu tezahüratlara yanıt vererek bayrağı indirdi. Bunun üzerine Arnavut oyuncular Mitrovic'in üzerine yürüyerek bayrağı elinden aldılar. Ancak, olaylar bununla bitmedi ve Sırp taraftarlar sahaya girerek olayların daha da büyümesine yol açtı. Arnavutluk kaptanı Lorik Cana ve bir Sırp taraftar arasında yaşanan gerilimde Cana'nın geri adım atmaması da geceye damgasını vurdu.

İki ülke arasındaki gerilimin temel nedeni 2008 yılında halkının büyük çoğunluğu Arnavut olan Kosova'nın Sırbistan'dan ayrılarak tam bağımsızlığını kazanması oldu (2012'ye kadar gözetimli bağımsızlık statüsündeydi). Ancak, Sırbistan bu yeni kurulan devleti tanımıyor ve tanımamakta da ısrar edeceğe benziyor. Diğer taraftan Arnavutluk ise Büyük Arnavutluk'un kurulması için bu ayrılığı bir adım olarak görüyor. Büyük Arnavutluk idealindeyse Sırbistan, Karadağ, Makedonya ve Yunanistan topraklarında Arnavutların genellikle yoğun olarak yaşadığı bölgeler ve bugünkü Arnavutluk ve Kosova'yı da içine alan bir ülke vardır. Olaylar sonrası Kosova'da halk sokaklara dökülerek Arnavutluk'a destek oldu. Ayrıca, maçta Sırp taraftarların NATO bayrağını yakmasının sebebi ise Kosova'nın bağımsızlığını NATO destekli kazanmasıdır.

Olayın çıkmasında başrolü oynayan insansız hava aracının 800 metreden kontrol edilebildiği belirtilirken bu aracı yönlendiren kişinin protokol tribününde yer alan ve Arnavutluk Başbakanı Edi Rama'nın kardeşi Orfi Rama olduğu şüphesi de gündeme geldi ve Orfi Rama gözaltına alındı. Partizan Stadı'nda 3500 polis aracılığıyla alınan güvenlik önlemlerine rağmen böyle bir olayın yaşanması UEFA'yı da güvenlik zaafiyeti konusunda harekete geçirdi.

Geçtiğimiz ay UEFA Avrupa Ligi'nde oynanan Partizan-Tottenham Hotspur (taraftarının bir kısmı Yahudi) maçında rakip taraftara yönelik antisemitist tezahüratlarda bulunan Partizan taraftarları hakkında UEFA bir soruşturma başlatmıştı. Önümüzdeki hafta Partizan deplasmanına gidecek olan Beşiktaş takımının başına neler geleceği ise büyük bir soru işareti olarak duruyor.

22 Haz 2014

Afrika için kupa yeni başlıyor

Gruplarda ilk maçlar tamamlandığında Fildişi Sahili haricinde oynadığı futbolla ümit veren tek bir Afrika takımı yoktu. Ancak, ikinci maçlar başladı ve Afrika takımları için gruptan çıkma ihtimalleri kuvvetlendi. A Grubunda Kamerun, Afrika'nın beş takımı arasında en kötü performans gösteren takım oldu ve Hırvatistan'tan dört gol yiyerek elendi. Maça damgasını Barcelona'da forma giyen Alex Song'un kendini bile isteye attırması damga vurdu. Kamerun'un kupa tarihindeki son kırmızı kartı gören isimiyse Alex'in amcası Rigobert Song'tu (94 ve 98 Dünya kupalarında birer kırmızı kartı var). Futbolcularının saç stilleri haricinde turnuvaya pek bir renk katamayan Kamerun hayal kırıklığı olarak eve dönüyor. Belki son maç Brezilya'ya bir sürpriz yapabilirler diyeceğim ama bu isteksizlikle turnuvayı gol atamadan tamamlayabilirler. Son olarak Kamerun'un yanlış hoca tercihine değinmekte de fayda var. Volker Finke gibi modası geçmiş bir teknik adamla başarıyı yakalamaya çalışmak hiç akıl karı değildi.  Kamerun emekliliği çoktan gelmiş Finke'yle başarısızlığa mahkum oldu. Fildişi Sahili'nin Sabri Lamouchi tercihi çok eleştirilse de (ben çok beğeniyorum oynattığı futbolu) Kamerun'un Finke tercihi yanında çok parlak bir seçim oldu.
C Grubunda mücadele veren Fildişi Sahili hakkında geçtiğimiz gün bir yazı yazmıştım, uzun uzadıya konuşmaya gerek yok. Kolombiya maçı öncesi Fildişi milli marşı okunurken Serey Die'nin gözyaşlarına şahit olmuştuk. Maç esnasında twitter'da çıkan bir söylenti hemen herkesi etkisine aldı ve Die'nin babasının maçtan iki saat önce öldüğü konuşuldu. Ancak, gerçek böyle değildi, Die'nin babası 2004 yılında hayatını kaybetmişti. Bu yaygaranın hemen üzerine dün Fildişi Sahili takımı gerçek bir ölüm haberiyle adeta yıkıldı. Kolo ve Yaya Toure'nin küçük kardeşleri İbrahim'in ölüm haberi Kolombiya maçının hemen ardından geldi. Uzun zamandır kanserle boğuşan İbrahim 28 yaşında tedavi gördüğü Manchester'da öldü. Fildişi Sahili futbol federasyonundan yapılan açıklamaya göre Kolo ve Yaya milli takım kampından ayrılmak istemiyorlar. Yunanistan'ı yenip gruptan çıkmak için Brezilya'da kaldılar. Bu karar tartışmaya fazlasıyla açık gibi dursa da Fildişi Sahili'nde yaşayan yirmi milyon insan ve kıtada yaşayan bir milyara yakın Afrikalının gözü bu maçta. Dünyaya seslerini duyurabilmek için futboldan başka pek bir şansları olmayan Afrika halkları için gruplardan çıkıp dikkat çekecek her Afrika takımı büyük önem taşıyor. Fildişi'nin gruptan çıkma ihtimali ise şu an için çok olası duruyor. Fildişi, Yunanistan'ı yendiği takdirde ya da Kolombiya Japonya'ya yenilmeyip Fildişi de Yunanistan'a yenilmediği takdirde son 16'ya kalan takım Fildişi oluyor. Turnuvanın gol üretmekte sıkıntı çeken takımlarından birisi olan Yunanistan'a karşı Fildişi'nin ne yapıp edip bu maçı kazanacağı kanaatindeyim.

F Grubunda Nijerya ikinci maçlar sonunda artık çok avantajlı bir konuma gelmeyi başardı. Ancak, İran Bosna'yı, Arjantin de Nijerya'yı yenerse gruptan yüksek ihtimalle İran çıkacak. Neden yüksek ihtimalle? Çünkü, iki maç da 1-0'lık skorlarla tamamlanırsa iki takımın her durumu aynı olacak ve son söz FIFA kuralları ya da kurası söyleyecek. Arjantin-Nijerya maçı Porto Alegre'de oynanacak ve Brezilya-Arjantin sınırına en yakın noktalardan birisi. Doğal olarak Arjantin bu maçı evinde gibi oynayacak. Nijerya'nın işi son maçta çok zor. Diğer taraftan şu ana kadar gol atamayan İran'ın Bosna'yı yenme ihtimali de pek olası gözükmüyor. Dzeko'nun verilmeyen golü dün gece fazlasıyla tartışıldı. Emenike'nin yaptığı asist de tartışıldı ancak pozisyon faul değildi. TRT'nin 2014 Dünya Kupası programlarında sıklıkla karşılaştığımız Bosna propagandası maçlara da sirayet etti ve taraflı yorumlar, anlatımlar artık kabak tadı verdi. Nijerya, belki hak etmeden Bosna'yı eledi ancak TRT'nin yaratmaya çalıştığı algı daha rahatsız edici oldu. Nijerya, 1998 Fransa Dünya Kupası'ndan sonra ilk kez gruplardan çıkma fırsatını yakaladı. Emenike ve Odemwingie ikilisi bu şansı değerlendirmeye çalışacaktır.

G Grubunda Gana ilk maçta büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Asamoah Gyan'ın kaçırdığı goller ve Boateng'in yedek oturması çok tartışıldı. ABD, hak ettiği bir galibiyet aldı ve gruplardan çıkma şansı yakaladı. Bu gece oynanacak olan Portekiz maçını kazanırlarsa gruptan çıkmayı garantileyecekler. Beraberlik ve Portekiz galibiyeti Gana'nın ümitlerini korumasına yardımcı olacak. Öbür türlü ABD'nin Almanya'yı yenmesini bekleyecekler ki bu pek yüksek bir ihtimal değil. Gana, Almanya karşısına kadroda birkaç değişiklikle başladı. Jordan Ayew'in yedek oturup Boateng'in ilk on bir başlaması ve Dauda'nın kaleyi Kwarasey'den devralması Gana'ya puanı getiren hamleler oldu. Muntari, André Ayew ve Gyan'ın hücumda çok etkili olması ve Boye'nin her topta ayak-kafa-bacak bir yerini uzatması savunmadaki aksaklıkları kapattı. Gerçi Almanya karşısına hangi takımı koyarsanız koyun illa ki savunması aksayacaktır. Gana son maçta Portekiz'i yenebileceğine dair sinyaller verdi. Tek sıkıntı Jordan Ayew gibi mental açıdan henüz olgunlaşmamış bir ismin ilk on bir başlaması olur. Dün gece bencilce harcadığı pozisyon yüzünden Gana maçta iki farklı öne geçme fırsatını kaçırdı. Son olarak, Gana'nın özellikle ikinci goldeki sevinci görülmeye değerdi. Ayrıca, bu golle Asamoah Gyan üç farklı turnuvada gol atan ilk Afrikalı futbolcu olmayı başardı.

Afrika takımlarının belki de en az dikkat çekeni sanırım oynadığı gruptan dolayı Cezayir oldu. H Grubunda mücadele veren Cezayir ilk maçta Belçika karşısında öne geçip 2-1 yenildi. Halilhodzic'in öğrencileri bu gece Güney Kore'yi yenip gruptan çıkma şansını sürdürmek isteyecek. Ancak, kadrolarında gol yükünü çekecek kaliteli hücumcu sayısı çok az. İslam Slimani ve Sofiane Feghouli ilk olarak kadroda göze çarpan isimler. Cezayir'in kadrosunda 30 yaş üstü sadece bir isim bulunuyor. Bir sonraki kupaya katılmaya hak kazanırlarsa bu genç kadro daha çok iş yapacaktır. Turnuvanın ikinci haftasında Afrika takımlarının en azından üç tanesi şansını son maça taşıdı. İlk haftaki umutsuz görüntünün ardından ikinci maçlardaki tablo fazlasıyla umut verici oldu. Fildişi Sahili, Kolombiya'ya yenilmesine rağmen başa baş bir mücadele verdi. Nijerya, tartışmalı bir kararla tur umudunu son maça taşıdı ancak futbol olarak iyi bir görüntü verdi. Gana, Almanya karşısında şanssızlığın ve Klose fırsatçılığının kurbanı olurken umutlarını Portekiz'e bağladı. 1986 Dünya Kupası'nda Fas gruptan çıkmayı başaran ilk Afrika ülkesi olmuştu. 1986-2010 arasında oynanan yedi turnuvada da en az bir Afrika takımı gruplardan çıkmayı başardı. Seriyi sekize çıkarabilecek aday sayısı şu an için hala dört. Kamerun, Senegal ve Gana'nın çeyrek final başarısına bu turnuvada ulaşmasını beklediğim favori takımım ise Fildişi Sahili. İbrahim Toure'nin ölümü takımı yasa boğsa da Yunanistan'ı geçip en azından ikinci turu göreceklerdir.

19 Haz 2014

Kara Kıta'nın Umudu: Fildişi Sahili

Fildişi Sahili, 2014 Brezilya Dünya Kupası'nın ilk haftasında Afrika'nın en çok göze çarpan takımı oldu. On yıl öncesine dönüp baktığımızda Eboue, Kolo Toure, Yaya Toure ve Drogba'nın yıldızının parlamasıyla bu günlerin geleceğine dair ilk sinyaller de belirmişti. İlk olarak, Arsene Wenger Fildişi Sahili'nden Toure'yi Arsenal'e 2002 yılında transfer etti ve Toure'nin 2003-2004 sezonundaki şampiyon kadroda kendine yer bulmasını sağladı. 2004 mayısında Drogba, Marsilya'yı UEFA Kupası'nda finale çıkarınca Rus oligark Roman Abramoviç'in dikkatini çekti ve 24 milyon €'luk bedelle Chelsea'ye transfer oldu. Emmanuel Eboue 2005 yılında Ada'nın yolunu tutan bir diğer Fildişili oyuncu oldu ve altın jenerasyon yavaş yavaş kendini göstermeye başladı.
Fildişi Sahili, Afrika elemelerini başarıyla geçerek Almanya'nın yolunu tuttu ve altın jenerasyon kendini dünyaya gösterme fırsatını yakaladı. Arjantin, Hollanda ve Sırbistan'la aynı gruba düşen Fildişi Sahili grubun son maçında Sırbistan'ı yenerek sadece üç puanla turnuvaya veda etti. 2010 Güney Afrika Dünya Kupası'nda kura şanssızlığı bir kez daha Fildişi Sahili'ni vurdu ve Fildişi Sahili, Brezilya, Portekiz ve Kuzey Kore'nin yer aldığı gruba düştü. Bu turnuvada da oynadıkları futbol büyük beğeni topladı. Ancak, bir kez daha gruptan çıkmayı başaramayan Fildişi Sahili umutları 2014'e bağladı.
Fildişi Sahili'nin altın jenerasyonunun diğer yıldız isimlerine baktığımızda hemen hepsi Avrupa'nın üst düzey liglerinde yıllarca forma giydiler ve takımlarının 2006 ve 2010 Dünya Kupaları maceralarında yer aldılar. Bu isimler yukarıdakilere ek olarak: Didier Zokora, Salomon Kalou, Arouna Dindane, Bakary Kone, Arouna Kone, Romaric, Boka vs... Bugünlerde yeni bir jenerasyonla eski altın jenerasyonun bir araya getirdiği karma jenerasyonu izliyoruz. Gervinho ve Tiote iki jenerasyon arasında da yer almayan oyuncular. Bony, Die, Aurier ve Djedje gibi yeni isimler de Avrupa'nın üst düzey liglerinde forma giyen isimler. 2014 Dünya Kupası'nda Fildişi Sahili şu an daha önce hiç olmadığı kadar gruptan çıkma şansına sahip. 2006 ve 2010'da grubun son maçlarına umutsuzca çıkan çıkan bir Fildişi görmüştük. Bu sefer durum daha farklı ve Fildişi Sahili Yunanistan'ı yenerse gruptan çıkmaya çok yakın. Bunda tabi Brezilya'daki grubun daha dengeli olmasının da büyük bir etkisi söz konusu. Ancak, Yaya Toure, Tiote, Bony, Gervinho ve Aurier'nin de formunun zirvesinde olduğunu atlamamak lazım. Yaya Toure, geçtiğimiz sezonu Manchester City formasıyla Premier League şampiyonu olarak kapattı. Gervinho ise sakatlıklarla geçen bir Arsenal macerasının ardından bu sezon başında Roma'nın yolunu tuttu ve yıllar sonra AS Roma'nın en başarılı sezonunda büyük bir pay sahibi oldu. Serge Aurier ise geçtiğimiz sezon Toulouse'ta harika bir performansa imza attı ve Sabri Lamouchi'nin dikkatini çekmeyi başardı. Brice Dja Djedje ise Evian'da başladığı sezonu Marsilya'da tamamladı ve Brezilya'ya giden 23 kişilik kadroda kendine yer buldu. Bu iki isim yıllardır alternatifsiz bir biçimde sağ bek mevkinde oynayan Eboue'yi kesmeyi başardılar.
Sabri Lamouchi elindeki kadroyla en iyisini yapmaya çalşıyor. Grupta son maç hala EURO 2004'ün ekmeğini yemeğe çalışan Yunanistan'la. Şu anki görüntü Fildişi Sahili'nin Kolombiya'nın ardından gruptan çıkacağı yönünde. Fildişi Sahili, Kolombiya'ya kaybetse de iki maçta oynadığı futbolla gruptan çıkabileceğine dair umut veriyor. Umarım bir aksilik olmaz, Gana ve Kamerun'un hayal kırıklığı yarattığı bu turnuvada kupa tarihinde gruptan çıkmayı başaran Afrika takımlarının arasına Fildişi Sahili'nin de adı yazılır.

10 May 2014

MKE Ankaragücü tarihi: Bölüm 2

80’lerin ortasından itibaren “hedefsiz” bir takım hüviyetine bürünen Ankaragücü 2000 yılında Ersun Yanal’ın takımın başına getirilişine kadar uzun bir bocalama dönemi yaşadı. İşin aslı 2000-01 ve 2001-02 sezonları haricinde bugüne kadar kayda değer bir başarı sağlanamadı ve bu bocalama dönemi yaklaşık otuz yıldır bitmek bilmedi. Ankaragücü tarihini anlattığım birinci bölümde nispeten daha olumlu bir gidişat söz konusuydu. Kazanılan kupalar, gol krallıkları, kupa finalleri gibi taraftarı heyecanlandıran sportif başarılar az da olsa gerçekleşiyordu. 90’larda ve sonrasında Ankaragücü müzesine sadece bir kupa daha ekleyebilecekti. Ayrıca Avrupa kupalarına da iki kez daha katılıp başarısız maceralar yaşanacaktı. 2000’lerden itibaren Ankaragücü taraftarının adı takımın önüne iyiden iyiye geçecekti.

Düşme korkusu dolu yıllar: 90’lar
90-91 sezonunda Samet Aybaba yönetimindeki takım ligi yedinci sırada tamamlarken; Altay’ı 2-0, Aydınspor’u 4-0 ve Fenerbahçe’yi 3-1’le geçerek Türkiye Kupası’nda adını finale yazdırıyordu. Daha önce iki kez finalde Galatasaray’a kaybeden Ankaragücü’nün rakibi bir kez daha İstanbul temsilcisi oluyordu. İzmir’de oynanan kupa finalinde yaklaşık 8000 taraftarının da desteğini arkasına alan Ankaragücü maçın son dakikasına 1-1’lik beraberlikle girerken Sabotiç mutlak bir gol pozisyonundan yararlanamıyor ve maç uzatmalara kalıyordu. Uzatma bölümünde yorulan rakibi karşısında Galatasaray daha iyi bir oyun ortaya koyarak maçı 3-1 kazanıyor ve kupayı İstanbul’a götürmeyi başarıyordu.
Kupa ikincisi (Ankaragücü) ve lig üçüncüsünü (Trabzonspor) karşı karşıya getiren Başbakanlık Kupası final maçından Ankaragücü 3-1’lik galibiyetle ayrılıyor ve günümüze kadar ki son resmi kupasını kazanıyordu.
91-92 sezonunda da takımı Samet Aybaba çalıştırmış ve Ankaragücü ligi 8. sırada tamamlamıştı. Bir sonraki sezon teknik direktör değişikliklerinin hız kazanmaya başladığı sezon olarak tarihte yerini alıyordu. Bir önceki sezon olduğu gibi ligi 8. Tamamlayan takımı Candan Dumanlı ve Tınaz Tırpan çalıştırdı. Bu sezon sonunda yaşanan yönetim krizi sonrası kulüp yönetimini MKE devraldı. 93-94 sezonu 1. Lig’in 16 takımla oynandığı son sezondu ve Ankaragücü 11. olarak üç puan farkla düşmekten kurtuluyordu. Daha sonra 97-98 ve 98-99 sezonlarında 3 puan, 99-00 sezonundaysa 2 puanla kümede kalmaktan kurtulacak olan Ankaragücü bu başarısızlığını 2000’li yıllara da taşıyacaktı. Birçok futbol severin hafızasında “Kupa Beyi” olarak yer etmiş olan Ankaragücü artık “lig 13.sü” olarak anılmaya başlayacaktı. 93-94 sezonunda Valery Nepanmihachi teknik direktörlük koltuğunua getirilirken Kafkaslar’dan üç tane yabancı futbolcu transferi gerçekleştirildi. 94-95 sezonunda ise İlhan Cavcav’ın başlattığı Afrikalı futbolcu modası Ankaragücü’ne de sirayet etmiş ve Zaire’den Kalenga ve Kazadi getirilmişti. Daha sonra bu ikiliye Abdülselam da eşlik edecekti. 94-95 ve 95-96 sezonlarında Ankaragücü’nü eski gol kralı Ali Osman Renklibay çalıştırdı. Başarısız geçen bu iki sezonnda Kalenga’nın yanına Adana Demirspor’dan Hasan Şaş, Galatasaray’dan Mapeza ve Zaire’den Bunene transfer edildi. 96 yılında MKE Ankaragücü başkanlığını kazanan Cemal Aydın 2008 yılına kadar bu görevi sürdürdü.

Kayıp geçen sezonlar birbirini takip ederken 98-99 sezonunda ligi düşme hattının 3 puan üzerinde tamamlayan Ankaragücü Türkiye Kupası’nda yarı final oynamaya başarısı göstermişti. Bir sonraki sezon UEFA Kupası’na ön eleme turundan katılacak takım yarı finalistlerden birisi olacaktı. Diğer yarı finalist Sakaryaspor ile İzmir’de oynanan mücadeleyi 5-0 kazanan Ankaragücü turnuvanın üçüncüsü olarak UEFA Kupası’na katılmaya hak kazandı. Ön eleme turunda Faroe Adaları temsilcisi B36 Torshavn’la eşleşen Ankaragücü rakibini her iki maçta da 1-0 yenerek eledi. Trabzonspor efsanesi Ünal Karaman kaptanlığında mücadele eden sarı-lacivertlilerin 1. turdaki rakibi İspanyolların güçlü takımı Atletico Madrid oldu. İlk maçı Vicente Calderon’da 3-0 kaybeden Ankaragücü iddiasız çıktığı ikinci maçı 19 Mayıs Stadı’nda Birol Aksancak’ın attığı golle 1-0 kazandı. Ankaragücü taraftarı maç sonundaki “kaynak” kısmında “işte böyle/ her sene böyle/ madrid’e böyle/ koyarlar amman!” bestesini girdi. Aslında bu beste Ankaragücü’nün 85 yılından günümüze kadar yaşadığı gidişatın özeti niteliğindeydi. Artık Ankaragücü “hedefsiz” bir takımdı ve böyle nadir yaşanan galibiyetler taraftarı hem şampiyon olmuş gibi sevindiriyor hem de böyle iğneleyici bestelere doğru itiyordu. 90’lar boyunca “Gecekondu” tribünü haricinde stadın hemen her yeri boştu. 19 Mayıs Stadı’nda Ankaragücü tribünleri İstanbul hegemonyası altında sayıca eziliyordu. Ne yazık ki gerçek buydu. 90’lardan 2000’lere geçerken yaşanan en büyük değişim stadın doluluk oranında gerçekleşti. Özellikle Ersun Yanal dönemi ve 2000’lerin ortasından itibaren evrim geçiren tribünler Spor Toto 2. Lig’de bile “ful” çeker hale geldi.

Ersun Yanal dönemi ve yönetim krizleri: 2000’ler
Ersun Yanal Türkiye futbol tarihinde adını yüksek bir sesle ilk defa 99-00 sezonunda Denizlispor’u ligde 8. yaptığında duyurdu. Ankaragücü yönetiminin ilgisini çeken akademi mezunu teknik adam 2000-01 sezonunda Ankaragücü’nün başına getirildi. Gazi Mahallesi’ndeki tesislerine taşınan kulüp yeni sezona iddialı giriyordu. Takımdaki yaşlı oyuncuları yollayıp, fazla transfer yapmadan yoluna genç oyuncularla devam etmek isteen Yanal’ın ekibinde daha sonraki dönemlerde Ankaragücü’ne hocalı yapacak olan eski kaptanlardan Hayati Soydaş ve Mesut Bakkal bulunuyordu. Hakan Kutlu önderliğindeki takımda Hakan Keleş, Augustine, Kennedy, Yılmaz, İsmet, Faruk Namdar, Cafer, kaleci Zafer gibi şimdilerde efsane olarak adlandırılan futbolcular vardı. Ligi 56 puanla 6. Sırada tamamlayan takım bir sonraki sezon için umut saçıyordu adeta.
2001-02 sezonuna fırtına gibi başlayan Ankaragücü Antalyaspor’u deplasmanda 8-1 mağlup ederken ikinci hafta evinde Malatyaspor’u 6-0’la geçiyordu. Kulüp tarihinin en iyi başlangıcına imza atan ekip tam altı hafta üst üste kazanamadı. Ancak taraftarın ve yönetimin hocaya olan güveni tamdı. Çünkü oynattığı atak futbol herkes tarafından beğeniyle izleniyordu. Sezonu 53 puanla 4. sırada kapatan Ankaragücü üç İstabul takımına kök söktürmüştü. Lig tarihinin dört şampiyonunu aynı sezonda yenme başarısı gösteren Ankaragücü’nün maçları kapalı gişe oynuyordu. Uzun yıllardır başarıya aç taraftarı 19 Mayıs Stadı’nı hınca hınç doldururken stad dışında da bir o kadar insan maçı takip ediyordu. 72 golle ligin en çok gol atan ikinci takımı olan Ankaragücü bir sonraki sezon UEFA Kupası’na katılmaya hak kazanmıştı.

Yeni sezon başlamadan önce işler bir anda tersine döndü. İlhan Cavcav’ın kendisine yaptığı teklifi geri çeviremeyen Ersun Yanal maddi anlamda daha güçlü bir camia olan Gençlerbirliği’nin yolunu tutmuştu. Sezon bitmeden önce anlaştığı iki Mısırlı yıldız El Saka ve Ahmed Hassan’ı da Gençlerbirliği’ne götüren Yanal Ankaragücü taraftarında büyük bir hayal kırıklığına sebep oldu. Suçun büyüğü Ersun Yanal’da gibi gözükse de Ankaragücü yönetimi de Yanal’a istediği ortamı ve ücreti sağlamak için hiçbir şey yapmamıştı. Suçlu kim tartışmaları o dönem Ankaragücü taraftarını özellikle “taraftar forumları”nda ikiye bölmüştü. Çok başarılı geçen iki sezonun ardından şampiyonluk hayalleri kurmaya başlayan taraftarın en çok güvendiği ve inandığı isim Ersun Yanal’dı. Yüzüstü bırakılan taraftar da kendi yöntemleriyle Yanal’a olan öfkesini kustu. Pankartlarda, bestelerde Ersun Yanal artık kötü anılıyordu. Bu bestelerden en bilineni ise: “Para için Ankaragücü’nü sattın/ Bize şerefsizlik yaptın/ At imzayı cebin dolsun/ Ersun Yanal yazıklar olsun…” bestesiydi. Ersun Yanal’ın ismi artık “Ersun Yalan” olarak anılıyordu. Her şeye rağmen Ankaragücü’ne lig tarihindeki en büyük başarılarından birini kazandıran Yanal olaylar durulduktan sonra nispeten daha iyi anılmaya başlandı.
Teknik direktörlük görevine bir önceki sezon Sheriff Tiraspol’le iki kupa kaldıran Romen teknik adam Mihai Stoichita getirildi. UEFA Kupası ilk turunda İspanyol temsilcisi Alaves’le eşleşen Ankaragücü Ankara’da oynan ilk maçta Radu Niculescu’nun attığı golle 1-0 öne geçmesine rağmen maçı 2-1 kaybetti. Rövanş maçında rakibine 3-0 mağlup olan Ankaragücü kupaya erken veda etti. Sezon ortasında Stoichita’dan istediği verimi alamayan Ankaragücü’nde kravat değiştirir gibi hoca değiştirme dönemi artık hiç durmamacasına tekrardan açıldı. Tefvik Lav yönetimindeki takım ligi 49 puanla 8. sırada tamamladı.
2003-2004 sezonunda ilk yarı sona ermeden Tefvik Lav’la yollarını ayıran takımın başına Rıza Çalımbay getirildi. Sezon sonu istediği takımı kuramayacağını anlayan Rıza apar topar kulüpten ayrıldı. Ligi 45 puanla 9. Sırada tamamlayan takımda Umut Bulut yavaştan kendini göstermeye başladı.
2004-05 sezonuna damgasını teknik adam değişiklikleri vurdu. Sırasıyla Reha Kapsal, Sakıp Özberk, Yılmaz Vural ve Adnan Şentürk tarafından çalıştırılan takım ligi 38 puanla 13. sırada tamamladı. Sakaryaspor’a karşı oynanan ve 7-2 kaybedilen maçta aynı anda kırmızı kart gören Adem Dursun ve Effa’yı Yılmaz Vural’ın tartakladığı görüntüler hala hafızalarımızda yer alır. 32. hafta Fenerbahçe’yi ağırlayacak Ankaragücü’ne düştü gözüyle bakılır. Cemal Aydın yönetimi en ucuz bileti 40 lira olarak belirler. Yaklaşık 1000 kadar taraftar “Gecekondu”da beş yüz kadar taraftar da maraton tribününde yerini alır. Birnevi deplasmandadır Ankaragücü. Maçın ikinci yarısı oynanırken Umut Bulut önce Ümit Özat’ı çalımlar, sonra kaleci Rüştü’yü geçmek üzereyken kendini yerde bulur ve penaltı! Topun başındaki isim Cenk İşler’dir. Penaltıyı Gecekondu tribününe doğru kullanan Cenk İşler’in topa dokunmasıyla bin kişinin tellere doğru koşması bir olur. Sarı-lacivertliler kümede kalmayı başarır.

2005-06 sezonunda kabus dolu günler devam eder. Saffet Susiç takımda başarısız olup yerini Hikmet Karaman’a bırakır. Ankaragücü’nü üç kez kümede tutacak olan ilk “Karaman” dönemi başlar. Ligi düşme hattının 3 puan üzerinde tamamlayan takım ligi bir kez daha 13. sırada bitirir. Bir sonraki sezon senaryo değişmez. Sezona Avusturalyalı teknik adam Bozinovski’yle başlayan Ankaragücü Hikmet Karaman’ın yönetiminde düşme hattının üç puan üzerinde 13. sırada tamamlar.
2007-08 sezonuna 14 transfer ve Hans Peter Briegel yönetiminde başlayan takımda işler yine yolunda gitmez. O yıl futbolu bırakan Hakan Kutlu takımın başına getirilir ve takım ligi 8. sırada tamamlar. Bu sezon aynı zamanda Ankaragücü’nün ligi ilk 9 takım arasında tamamladığı son sezon olur. Elyasa, Emre Güngör, Gökhan Emreciksin, Serkan Kırıntılı, Jaba gibi o dönemin yıldız futbolcuları kadrodadır. Yeni sezon öncesi 13 yıldır kulübün başkanlığını yürüten Cemal Aydın görevi bırakır. Yerine başkanvekili Serdar Özersin gelir. Mart 2009’da ise Cengiz Topel Yıldırım kulübün yeni başkanı seçilir. Sırasıyla Hakan Kutlu, Ünal Karaman, Hakan Kutlu ve Hikmet Karaman takıma hocalık yapar. Yıldırım döneminde takımı yönetmeye başlayan Karaman’ın gelişi hemen hissedilir. Kocaelispor’u 4-0’la geçtikten sonra alınan 2-0’lık Bursaspor mağlubiyetine rağmen Eskişehir’i 3-2, deplasmanda Fenerbahçe’yi 2-1 ve içeride Ankaraspor’u 1-0’la geçen takım küme düşme hattından uzaklaşır ve nispeten rahatlar. Daha sonra alınan mağlubiyetlere rağmen sezonu 13. sırada düşme hattının bir puan üzerinde tamamlayan Ankaragücü bir kez daha küme düşmekten kıl payı yırtmıştır.


2009-10 sezonu öncesi Ankaragücü tarihinin en kariyerli oyuncularından birisi olmaya aday olan Darius Vassell transferi gündeme gelir. Yaklaşık 1,5-2 ay süren görüşmelerden sonra Vassell imzayı atmak için Ankara’ya gelir. Taraftar da doğal olarak Esenboğa Havalimanı’na akın eder. Sezona bomba gibi girilmek üzereyken bir anda Ahmet Gökçek’in kulüp başkanlığına aday olacağı söylentileri çıkar ve ne yazık ki söylentiler gerçeğe dönüşür. Genel kurul sonucu Ahmet Gökçek kulübün yeni başkanı olarak seçilir ve 100 yıllık çınarın çöküş dönemi başlar.

13 Şub 2014

MKE Ankaragücü tarihi: Bölüm 1


İmalât-ı Harbiye günleri, İstanbul (1910-1920)

MKE Ankaragücü’nün kökleri Zeytinburnu’daki, İmalât-ı Harbiye atelyesinde silah tamirati ve imalatı yapan işçilere dayanır. Bu atelyelerde orduya silah üretimi yapıldığı için doğal olarak istihdam yoğunluğundan söz etmek mümkündü. İşçi-futbolcular tek çatı altında İstanbul Ligi’ne katılmaya karar verir. Şükrü Abbas Turan Sanatkarangücü’nün Agâh Orhan da Altınörs İdmanyurdu’nun başında yer alan İmalât-ı Harbiye mektebinin son sınıf öğrencileridir. İki kulüp 31 Ağustos 1910 tarihinde tek çatı altında toplanır. Duygu Hatıpoğlu ve M. Berkay Aydın Kurtuluş Savaşı günlerinde İstanbul’un işgali sırasında İmalât-ı Harbiye ve üç İstanbul takımı arasındaki farkı şu şekilde anlatır:

“Üç İstanbul takımı için genelde “zorlama” olarak çıkarılan Kurtuluş Savaşı’na “moral katkılarına” ilişkin “efsanelere” karşılık, MKE Ankaragücü kulübünün tarihi, doğrudan bu ulusal mücadele sürecinde şekillenmiştir. Bahsedilen İstanbul takımlarının işgalci emperyalist güçlerin askerlerinden ve görevlilerinden oluşan takımlarla “top oynayıp” sözde “destansı başarılar” kazandıkları iddia edilir ve işgal kuvvetleri başkomutanlarının (General Harrington) ellerinden alınan kupalara haddinden büyük anlamlar yüklenirken, ileride Ankaragücü adını alacak olan İmalât-ı Harbiye futbol takımlarının bu efsanelerde adı hiç geçmez. Bunun çok basit bir nedeni vardır: Altınörs İdmanyurdu ve Turan Sanatkarangücü’nün futbolcuları işgalcilerle futbol oynamamıştır! Çünkü İmalât-ı Harbiye takımlarının oyuncuları o sırada, İmalât-ı Harbiye işçilerinin genel kitlesiyle beraber, işgalcilere karşı, başka toplarla oynanan, daha başka, daha çok sert, kuralsız ve ölümcül bir oyuna katılmış bulunmaktadır.”

İmalât-ı Harbiye işgal altındaki resmi başkente karşı fiili başkent konumu kazanmış olan Ankara’ya taşınır ve İmalât-ı Harbiye Makine Kimya Endüstrisi’ne dönüşürken MKE Ankaragücü’nün Ankaralılaşma süreci de başlar.

Ankara (1920-2013)
1920 yılında Altınörs İdmanyurdu Anadolu Sanatkarangücü adını alarak Ankara’da yaşamına devam eder. Turan Sanatkarangücü de 1922 yılından itibaren Ankara’da faaliyetlerine devam eder. Kulüp günden güne kitleselleşmektedir. Fabrikanın kent hayatına kattıkları bu kitleselleşmenin en önemli ayağını oluşturur. Fabrikada çalışan işçiler genel olarak Cebeci, Abidinpaşa, Kale Mahallesi, Boşnak Mahallesi (Sakarya Mahallesi)’nde ikamet eder. Talatpaşa ve Ulucanlar arasında yoğun olarak yaşayan işçiler kulübün kitleselleşmesinde bir başka önemli etken olur.

31 Ağustos 1923 tarihinde Anadolu-Turan Sanatkarangücü adıyla bu iki kulüp birleşir. 31 Ağustos 1933’te ise yapılan kongrede kulübün adı Ankaragücü Gençlik ve Spor Kulübü olarak değiştirilir. Bu değişiklik kulüp için ne ilk ne de son değişiklik olacaktır. Ancak, Ankaragücü’nün sarı-lacivert renkleri hiç, adı ise yasal zorunluluklar dışında pek değişmeyecektir. Kulüp isminin Ankaragücü olarak belirlendiği bu tarihi kongrede öne çıkan diğer isimler Çankaya Güneşi, Dikmen Yıldızı, Zafer, Kurtuluş, İmalât-ı Harbiye Gücü’dür. Alaeddin Baydar*, İmalât-ı Harbiye Gücü’nü “Ankara’nın Gücü” olarak değiştirmeyi önerir; Kerim Fil’in aklında ise “Anadolu Gücü” vardır. Ankara’nın Anadolu’nun kalbi olarak görülmesi nedeniyle “Ankara’nın Gücü” isminde herkes hemfikir olur, söyleyiş kolaylığı göz önüne alınarak da kulübün adı Ankaragücü olarak konur.

Profesyonelleşme (Milli Lig Yılları)
Ankara’da ilk profesyonel mahalli lig 1954 yılında kurulur. Ankaragücü, Hacettepe, Gençlerbirliği, Güneşspor, Ankara Demirspor, Yolspor, Hilalspor ve Otoyıldırım kulüpleri 8 Temmuz 1954 tarihinde Futbol Federasyonu’na müraacat edip Ankara’da profesyonel ligin kurulmasını talep ederler. Ankaragücü mahalli ligin ilk sezonunu ikinci tamamladıktan sonra iki yıl üst üste şampiyon olur. 1958 yılında ise Milli Lig kurulur. Türkiye 1. Futbol Ligi Ankaragücü’nün ve Ankara takımlarının kaderini belirleyecektir. 1958-59 sezonuna Ankara ve İzmir’den dörder, İstanbul’dan ise sekiz takımın katılması kararlaştırılır. Futbolda İstanbul hegemonyası o günlerden başlar. Futbol Federasyonu bir milli lig kurmuş olmasına rağmen bu ligde yapılacak maçlardan elde edilecek geliri İstanbul’un üç kulübüne %60 oranında paylaştırılmasına karar vermiştir.
Doğal olarak diğer kulüpler bu duruma tepki göstermiş; ancak hiçbir sonuç alınamamıştır. 60’lar boyunca başarı kıstası olarak lig sıralamasını aldığımızda Ankaragücü’nün en başarılı sezonu 1963-64 olacaktır. Ankaragücü bu sezon ligi dördüncü sırada tamamlamıştır. Ankaragücü’ne 1967-68 sezonununda İkinci Lig yolu gözüküyordu. Ankaragücü 1965-66 sezonunu 7., 1966-67 sezonunu 9. tamamlamış olmasına rağmen başarısız geçen bir sezonun ardından ilk kez bir alt lige düşüyordu. Ankaragücü’ne 7.’lik ve 9.’luğu getiren sezonlarda kulübün efsane isimlerinden Ertan Adatepe gol krallığında ilk sırada yer alıyordu. Ankaragücü İkinci Lig’de fazla durmadı ve bir sonraki sezon tekrardan 1. Lig’e yükseldi. Ayrıca bu sezon Ankaragücü tarihinde ilk kez Başbakanlık Kupası’nın da sahibi oldu:

1968 Başbakanlık Kupası, 1968-69 Türkiye 2. Futbol Ligi şampiyonu Ankaragücü ile 1968-69 sezonu Türkiye Amatör Futbol Şampiyonası şampiyonu Sebat Gençlik arasında oynanması gereken Başbakanlık Kupası'nın 9. sezonudur. 18 Haziran 1969'da, Ankara 19 Mayıs Stadyumu'nda oynanması planlanan maç Türkiye Futbol Federasyonu'nu protesto eden Sebat Gençlik sahaya çıkmadığından dolayı oynanamamış ve Ankaragücü hükmen 3-0 galip sayılmıştır. Böylece Ankaragücü ilk kez bu kupada şampiyonluğa ulaşmıştır.

1969-70 sezonundan itibaren kulübün adı MKE Ankaragücü olarak değiştirildi.


Kupa Beyi Ankara
O yılları ilk olarak Ziya Adnan’ın ağzından betimlemek gerekirse:

“1970’li yılların başları, Ankaragücü’nün altın yılları idi. Efsane kadrolardan birini izliyorduk. Ali Osman’lı, Baskın’lı, Müjdat’lı, Erman’lı, Tahsin’li kadrosu ile rakiplerine kök söktürürdü Ankara’nın sarı-lacivertlileri.“

70’li ve 80’li yıllara “Kupa Beyi” olarak damgasını vuracak olan Ankaragücü 1971-72 sezonunda Türkiye Kupası’nı ilk kez müzesine götürdü. Bu zorlu yolda Osmaniye Gençlik, Sarıyer ve Beşiktaş’ı kupadan eleyerek adını finale yazdıran Ankaragücü’nün rakibi İzmir temsilcisi Altay’dı. İzmir’deki maçı 1-0 kaybeden Ankaragücü Ankara’da oynanan rövanş mücadelesine moralsiz ve avantajsız bir konumda çıkıyordu. Ligi o sezon beşinci tamamlayan Ankaragücü’ne taraftarının inancı tamdı. Coşkun Süer’in iki, savunma oyuncusu Müjdat Yalman’ın bir golüyle rakibini 3-0 mağlup eden Ankaragücü Türkiye Kupası’nı Ankara’ya getiren ilk Ankara takımı oluyordu. Sezon sonunda lig şampiyonu Galatasaray ile Cumhurbaşkanlığı Kupası için mücadele eden Ankaragücü maçı 3-0 kaybediyor ve tarihinde ilk kez Cumhurbaşkanlığı Kupası kazanma fırsatını kullanamıyordu.

1972-73 sezonunu dördüncü tamamlayan Ankaragücü 70’lerin başında Türkiye futboluna damga vurmaya devam ediyordu. “Ankara Canavarı” lakabı bu günlerde Ankaragücü için kullanılmaktaydı. Bir önceki sezon kupayı kazanan takım Avrupa Kupa Galipleri Şampiyonası’na katılmaya hak kazanmıştı. Leeds United ile eşleşen Ankaragücü ilk maçında Ankara’da güçlü rakibine kök söktürüyor ancak 1-1’lik sonuca razı olmak zorunda kalıyordu. İngiltere’de oynanan maçı 1-0 kazanan Leeds United Ankaragücü’nü kupadan eleme başarısını gösteriyordu. Dönemin en başarılı İngiliz takımlarından birisi olan Leeds United karşısında verilen bu mücadele Ankaragücü’nün o dönemde ne denli iyi bir takım olduğunun da ispatı niteliğindeydi. Kupa Beyi üst üste iki kez Türkiye Kupası’nı kazanmayı kendine hedef koymuştu. Yarı finalde eşleştiği Fenerbahçe karşısında sekiz kişi kalan takım İnönü Stadı’ndan 2-1 galip ayrılmayı başarıyordu. Finalde rakip Galatasaray’dı. İstanbul’daki maçı 3-1 kaybeden Ankaragücü Ankara’da da rakibini yenemiyor 1-1’lik beraberlikle sahadan ayrılarak iki kez üst üste bu kupayı kazanma şansını yitiriyordu. 1973 Başbakanlık Kupası’nı ise aldığı 5-2’lik sonuçla Fenerbahçe’ye kaybediyordu.

1973-74 sezonunda da Avrupa Kupa Galipleri Şampiyonası’na katılan Ankaragücü eşleştiği İskoç rakibi Glascow Rangers’a Ankara’da 2-0, Glascow’da 4-0 mağlup olarak hayal kırıklığı yaratıyordu.

Ankaragücü “asansör” takım oluyor
70’lerin ilk yıllarında fırtına gibi esen Ankaragücü için karanlık günler başlıyordu. 1975-76 sezonunda küme düşen sarı-lacivertliler bir sonraki sezon tekrardan 1. Lig’e yükseliyordu. Ancak işler iyi gitmeyince tekrardan İkinci Lig yolları gözüktü.


80’ler ve 2. Kupa
1980-81 sezonunda İkinci Lig’de mücadele eden Ankaragücü ligi ikinci sırada tamamlıyordu. Diğer taraftan Türkiye Kupası’nda Düzce, Muhafızgücü, Konya, Ordu ve bir önceki yılın kupa şampiyonu Altay’ı eleyerek çeyrek finalde Beşiktaş’la eşleşen Ankaragücü; İstanbul’da 2-0 kaybedilen maçın rövanşında 2-0 galip gelerek maçı uzatmaya götürüyordu. Uzatmada rakibini 3-0’la geçen sarı-lacivertlilerin yeni rakibi Fenerbahçe oluyordu. İstanbul’da oynanan ilk maçı 1-0 kazanan Ankaragücü Ankara’da 23,524 seyircinin izlediği maçta 0-0 berabere kalarak finale yükseliyordu. Finaldeki rakip Boluspor’du. Ankara’daki ilk maç 2-1 galip kapatılmıştı. 13 Mayıs 1981’de Bolu’da oynanan rövanş maçında kapalı tribünden atılan konfetiler Ankaragücü taraftarının olduğu bölümü adeta beyaza boyamıştı. Bolu’ya ilk araçlar vardığında konvoyun bir ucu hala Ankara’daydı. 0-0 biten maçın ardından Türkiye Kupası bir kez daha Ankaragücü’nün müzesindeki yerini alıyordu. Maç sonunda futbolcuların tellerin üzerinden tribüne atladığı sahneler hafızalarda kendisine silinmeyecek bir yer ediniyordu.

1980-81 sezonu bittiğinde Ankara’nın 1. Lig’de takımı bulunmuyordu. Aynı zamanda Türkiye’de ilk kez bir İkinci Lig takımı Türkiye Kupası’nı kazanıyordu. Ankara Valisi Mustafa Gönül durumu “yukarıya arz etti”. 80 Darbesi Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in talimatıyla bir kanun çıkarıldı. Buna göre; Türkiye Kupası’nı kazanan takım hangi ligde oynarsa oynasın 1. Lig’e çıkacaktı. Aynı şekilde 1. Lig’den düşen takım da 1. Lig’de kalacaktı. 1981-82 sezonunda takım sayısı 16’dan 17’ye çıkarıldı ve Ankaragücü Sakaryaspor’la beraber lige yükselen diğer takım oldu. Başka bir değişle kimsenin hakkı yenmeden Ankaragücü 1. Lig’deki yerini aldı.

1980-81 sezonunda ligi şampiyon tamamlayan Trabzonspor ile Devlet Başkanlığı Kupası için mücadele eden Ankaragücü Ankara’da oynanan maçta 25,000 taraftarının önünde Bombacı Nazmi’nin attığı golle kupanın sahibi oldu.

1981-82 yılını ligde 7. tamamlayan ve Türkiye Kupası finalinde Galatasaray’la eşleşen Kupa Beyi İstanbul’da 3-0 kaybettiği maçın rövanşını 2-1 almasına rağmen kupayı ikinci kez Galatasaray’a kaybetti. Aynı sezon Kupa Galipleri Kupası’nda Sovyetler Birliği temsilcisi Rostov ile eşleşen Ankaragücü deplasmanda 3-0, Ankara’da 2-0 yenilerek ilk turda elendi. 1982-83 sezonunda ligde altıncı olan Ankaragücü’nün 80’lerdeki efsane kadrosunda “Halil İbo, Maradona Sadık, Hrubeş Mehmet ve Bonhof (Bombacı) Nazmi” gibi isimler yer alıyordu. Hatta Ankaragücü tribünlerinin başarısızlık durumlarında atıfta bulunduğu oyuncu grubu da bu dönemdendi:

Kalemizde kaptan Adil
Geri dörtlü geçilmez duvar
Orta saha hepsi canavar
İleride Halil İbo var (Mehter Marşı bestesiyle)

Gündüz Tekin Onay 1983-84 sezonunda devraldığı takımı ilk sezon beşinci, ikinci sezon dördüncü ve üçüncü sezon altıncı yapmayı başarıyordu. 1985-86 sezonunda Balkan Kupası’nda mücadele eden Ankaragücü’nün ilk rakibi Varna Spartak’tı. Ankara’da 2-0, Varna’da 0-0 biten maçların ardından yarı finale yükselen takım İraklis’le 1-0’lık karşılıklı galibiyetlerin ardından penaltılarda 4-3 kaybetti. 1987-88 sezonunda takımı Fatih Terim yönetmeye başladı. İkinci sezonunda takımı altıncı yapmayı başardı.

Bundan sonraki süreçte Ankaragücü için Türkiye Kupası finaline çıkılan 1990-91 sezonu haricinde başarılı günler geride kalmıştır. Ta ki 2000 yılında takımı Ersun Yanal yönetmeye başlayıncaya kadar. Gelecek sayıda 90’lar, 2000’ler ve 2010’lu yıllarda Ankaragücü’nün genelde başarısız, nadiren başarılı geçen günlerini konu edineceğiz. Ersun Yanal, Cemal Aydın, Ahmet Gökçek, PTT 1. Lig günleri ve son olarak Spor Toto 2. Lig günleri ana başlıklarımız olacak.

KAYNAKÇA
Adnan, Ziya, Çünkü Biz Ankaragüçlüyüz!.., İletişim Yayınları, İstanbul, 2005.
Arığ, Veli Necdet, Ankaragücü Belgeseli, MKE Yayını, Ankara, 1996.
Ertuğ, Ali Rıza, Ankara Sporunda 50 Yıl, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Beden Terbiyesi Bölge Başkanlığı, 1973.
Hatıpoğlu, Duygu; Aydın, M. Berkay, Bastır Ankaragücü, Epos Yayınları, Ankara, 2007.

(Bu yazı Joganita Dergi'nin 2. sayısında yayınlanmıştır.)

16 Oca 2014

Maradona, Napoli, Catenaccio | İtalya 90

90 Dünya Kupası yaklaşırken Gorbaçov Sovyetler Birliği Devlet Başkanı seçilmiş ve ABD Başkanı Bush ile Soğuk Savaş'ın sona erdiğini açıklamıştı. 89 Kasımında Berlin Duvarı yıkılmış, 90 Şubatında ise Mandela serbest bırakılmıştı. Dünya savaşlardan sıkılmış gibi yapan liderlerin sahte barış gösterileri altında farklı bir yere doğru evrilmeye devam ediyordu. Türkiye ise bildiğiniz gibi kaostan beslenmeye devam ediyordu. Turgut Özal Cumhurbaşkanı olmuş, 89 1 Mayısında Mehmet Akif Dalcı polis kurşunuyla alnından vurulmuş, açlık grevleri, protestolar devam ederken güneydoğuda yaşanan savaş ise tam gaz devam ediyordu. Türkiye'nin Dünya Kupası hasreti 34 yıla çıkıyordu.

Aslında 90 İtalya ile ilgili Dünya Kupalarında Afrika Futbol Tarihinin kısa bir özetini geçerken bir-iki kelam etmiştim ama konuyu biraz daha açasım geldi. 7,000 gazetecinin takip ettiği 90 İtalya son şampiyon Arjantin ile Kamerun arasında oynanacak olan açılış maçıyla başlayacaktı. Herkes efsanenin ikinci yuvasında oynayacağı turnuvada harikalar yaratacağına adı gibi emindi. Ancak turnuva bireysel performans açısından Maradona için bir kabusa dönüşüyordu. Diego turnuvayı gol atamadan tamamlayarak büyük hayal kırıklığı yaratmıştı. Finale kadar yükselen Arjantin'de turnuvaya damgasını vuran isim Claudio Caniggia oldu. Arjantin takımının kalecisi Goycochea ise yedek kulübesinden gelerek harikalar yaratan isimler arasına adını yazdırdı ve unutulmaz figürlerden biri olmayı başardı.


Turnuvanın bir diğer hayal kırıklığıysa EURO 88'in şampiyonu ve en iyi oyuncusu olan Van Basten'in tek gol dahi atamaması oldu. Batı  Almanya ve Hollanda arasındaki ezeli rekabet o yıllara damgasını vuruyordu. İkinci turda eşleşen bu iki takımın o zamanki her maçı olaylı geçiyordu. Bu sefer de Völler ve Rijkaard arasında maç boyu yaşanan sürtüşme iki kırmızı kart ve Rijkaard'ın Völler'in kafasına tükürmesiyle son buluyordu.

Turnuvanın taraftar kısmı da hayli ilgi çekiciydi. İtalya güvenlik güçleri 300 İngiliz holiganı sınır dışı ederken, İngiltere ve İrlanda arasında oynanan maçta, dünyanın dört bir yanından akın eden İrlandalılar Kraliçeye ve Thatcher'e özgürce ağız dolusu küfür etme fırsatını yakalamışlardı. Turnuva süresince İtalya'ya yaklaşık olarak 20,000 İrlandalı'nın giriş yaptığı da kayıtlarda yer almaktadır. Ayrıca bu turnuva Ada'nın üç kadim halkı İngiliz, İskoç ve İrlandalıları İtalya'da buluşturma özelliğine de sahiptir.

Dünya futbol tarihinin en ilginç taraftar hikayelerinden birisi ise Arjantin ve İtalya arasında Napoli şehrinde oynanan yarı final maçında yaşandı. Stadio San Paolo'yu dolduran İtalyan taraftarların bir kısmı o dönem Napoli forması giyen Maradona'dan ötürü memleketleri olan İtalya'yı değil Arjantin'i destekledi. Dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir olaydı bu. Aynı maçta Walter Zenga'nın gol yememe rekoru da tarihe gömüldü ve penaltılar sonucu Arjantin İtalya'yı eleyerek finalde Batı Almanya'nın rakibi oldu. İtalya'da Zenga'nın gol yememesinin en önemli nedenleri arasında, muhteşem kaleciliğinin yanında, İtalya'nın savunma hattında forma giyen Bergomi, Baresi, Ferrara ve Maldini gibi isimler yer alıyordu. Salvatore "Toto" Schillaci ise turnuvanın sürpriz gol kralı olmayı başardı. Turnuva öncesi çok kısa bir süre milli forma giyme şansı bulan Schillaci ilk maçta Vialli'nin sakatlanmasıyla kendine şans buldu ve bunu da çok iyi değerlendirdi. Dünya Kupaları tarihinin maç başına en az gol olma rekorunu elinde bulunduran turnuvaya İtalya'nın futbol karakterinin sirayet ettiği her halinden belliydi.

Klinsmann ve Völler ikilisinin sürüklediği muhteşem hücum gücüyle yarı finalde İngiltere'yi eleyerek finale yükselen Batı Almanya'nın hocası Beckenbauer hem futbolcu hem de teknik direktör olarak Dünya Kupası kazanan ilk isim olarak tarihe geçmek üzereydi. İngiltere'de dönemin en iyi oyuncularından ikisi olan Lineker ve Gascoigne (namı diğer Gazza) takımı yarı finale kadar taşımıştı. Uzatmalara giden maçta kırmızı kart gören Gazza takımını 10 kişi bırakarak adeta maçı sabote etti. Oynadığı sert futbolla hafızalarda yer eden Gazza'nın Dünya Kupası finalini İngiltere'ye reva görmemesi kabul edilemez bir durumdu. Penaltılar sonucu Batı Almanya'ya kaybeden İngiltere'de Gascoigne'in döktüğü göz yaşları turnuvanın unutulmaz anlarından biri oluyordu.

Aralarında Caniggia'nın da bulunduğu dört as oyuncusundan yoksun Batı Almanya karşısına çıkan Arjantin'in işinin çok zor olduğu maç öncesinden belliydi. Maçtan önce Maradona'ya uzatılan mikrofonlara Diego Batı Almanya-İtalya maçı nerede oynanacak diye sorar. Çünkü İtalya maçından önce kimse Arjantin'e şans tanımamıştı. Herkesin beklentisi Almanya-İtalya finali şeklindeydi.


Final maçını dokuz kişi tamamlayan Arjantin'de Pedro Monzon Dünya Kupaları tarihinde ilk kez final maçında kırmızı kart gören oyuncu olma unvanını kazandı (nasıl bir unvan ve kazanımsa artık) ve Brehme'nin maçın bitimine beş dakika kala attığı gol Batı Almanya'ya kupayı kazandırdı. 86 Dünya Kupası'nın en iyi ismi Maradona göz yaşları eşliğinde sahayı terk ederken kupa Matthaus'ün ellerinde yükseliyordu.

6 Ara 2013

Brezilya 2014 kura çekiminden notlar


Brezilya 2014 Dünya Kupası'nın kura çekimi Brezilya'nın Bahia kentinde gerçekleşti. Sekiz grupta yer alan takımlar belli oldu. Turnuvayı 1974'ten beri olduğu gibi TRT yayınlayacak. 12 Haziran-13 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek olan turnuvanın kura çekim töreni genel olarak Brezilya'nın kendine özgü sanatçıları, şarkıları ve görsel şovlarıyla gerçekleşti.

Kura çekimine Brezilya futbolunun en önemli isimlerinden birisi olan Pele'nin çekilişe katılıp katılmayacağı konusu ise Brezilya'da gündemi bir hayli meşgul etmişti. Mevcut federasyonla olan gerilimine rağmen bir dakikalığına da olsa Pele çekilişe katıldı. Brezilya Başbakanı Dilma Rousseff de kura çekiminde yerini alan isimlerden oldu. Bir önceki Dünya Kupasına ev sahipliği yapan Güney Afrika Cumhuriyeti'nin en büyük siyasi figürü olan Nelson Mandela da unutulmadı. Vicente Del Bosque 2010'da kazandığı kupayı İspanya adına iade etti. Kura çekiminde Brezilya'yı temsilen Carlos Alberto Torres, Bebeto, Ronaldo, Marta, Zagaldo ve Amarilda yer alırken; çekilişi Alcides Ghiggia (Uruguay/ 1950), Geoff Hurst (İngiltere/ 1966), Mario Kempes (Arjantin/ 1978), Lothar Matthaus (Almanya/ 1990), Cafu (Brezilya/ 1994, 2002), Zinedine Zidane (Fransa/ 1998), Fabio Cannavaro (İtalya/ 2006) ve Fernando Hierro (Son Şampiyon İspanya'yı temsilen) gerçekleştirdi.

Açılış maçı Brezilya ve Hırvatistan arasında oynanacak. En sert eşleşmelerden birisi B Grubunda son finalistlerin (Hollanda-İspanya) eşleşmesi oldu. C Grubunda favori Kolombiya haricinde hemen her takım aynı güçte gibi. En zor grup ise Uruguay, İngiltere ve İtalya'nın yer aldığı D Grubu oldu. Fransa E Grubunda kendine yer bularak çekebileceği en kolay kurayı çekti. F Grubu ise Nijerya, İran ve Bosna Hersek'e umut dağıtan bir grup oldu. G Grubu turnuvanın en zevkli gruplarından birisi olmaya aday; Boateng kardeşleri tekrardan karşı karşıya izleme şansına sahibiz. H Grubu ise Cezayir'e kupa tarihinde ilk kez gruptan çıkma fırsatını sunuyor gibi.

Gruplar:

A Grubu
Brezilya
Kamerun
Meksika
Hırvatistan

B Grubu
İspanya
Şili
Avusturalya
Hollanda

C Grubu
Kolombiya
Fildişi Sahili
Japonya
Yunanistan

D Grubu
Uruguay
İtalya
Kosta Rika
İngiltere

E Grubu
İsviçre
Ekvador
Honduras
Fransa

F Grubu
Arjantin
Nijerya
İran
Bosna Hersek

G Grubu
Almanya
Gana
ABD
Portekiz

H Grubu
Belçika
Cezayir
Güney Kore
Rusya

2 Ara 2013

Barış Manço ve Van Basten-Gullit-Rijkaard üçlüsü


1986-87 sezonu sona erdiğinde Serie A'da Maradona önderliğindeki Napoli şampiyonluğunu ilan ederken kuzeyin kırmızı-siyahlıları ligi beşinci sırada tamamlıyor ve başarısız bir sezonu geride bırakıyorlardı. 1987-88 sezonuna daha ciddi bir transfer politikasıyla giren AC Milan Hollandalı iki yıldız için Ajax ve PSV'nin kapısını çaldı. Marco Van Basten ve Ruud Gullit'i kadrosuna katan Milan Maradonalı Napoli'nin üç puan önünde sezonu şampiyon olarak tamamlamayı başardı. Bir sonraki sezon hedef Şampiyon Kulüpler Kupası'nı kazanmaktı. Bunun için kadroya bir Hollandalı'nın daha dahil olması gerekecekti. Bu isim de Frank Rijkaard oluyordu. Bir önceki sezon oynadığı başarılı futbola, aldığı Avrupa Kupası'nın yanına bir de Altın Top ekleyerek üç yıllık Altın Top ambargosunu başlatan isim Gullit oluyordu. 1988-89 sezonunda da Şampiyon Kulüpler Kupası'nı müzesine götüren Milan'dan üç isim Altın Top ödülü için yarıştı. Aynı uyruğa sahip üç isim daha önce iki kez (1972 ve 1981) bu ödül için yarışmıştı. Ancak ilk defa aynı takımdan aynı uyruğa bağlı üç isim bu ödül için yarıştı ve kazanan da Van Basten oldu. Bir sonraki sene de AC Milan'ın üç ismi Altın Top için yarıştı; ancak bu sefer seriyi bozan Franco Baresi oldu. Ödül ise yine Van Basten'e gitti.

AC Milan'ın Avrupa futbolunu kasıp kavurduğu bu yıllarda öne çıkan üç Hollandalı'yı programında konuk etmeyi başaran isim ise çok şaşırtıcıydı: Barış Manço. 7'den 77'ye programı kapsamında yolu Milano'ya düşen Barış Manço Milan'ın kamp yaptığı Milanello köyünü bulmuş ve Avrupa futbolunun en önemli takımının adından en çok söz ettiren üç Hollandalısı'nı bir araya getirmişti. Her zamanki şakacı tavırlarıyla öncelikle AC Milan'ın açılımını seyirciye aktaran Barış Manço, kulüple ilgili bazı bilgiler verdikten sonra seyirciyi röportajla baş başa bırakıyordu.

20 Kas 2013

FLN, Cezayir Kurtuluş Savaşı ve 2014 Brezilya

Dört yıllık özlem sona eriyor ve 2014 Dünya Kupası için artık son yedi aylık sürenin içerisindeyiz. Bu yedi aylık süreçte elimden geldiğince az bilinen ya da ilgi alanıma giren ülke profillerinden bahsedeceğim.

İlk hikayemiz Afrika'nın Brezilya'ya giden tek kuzey temsilcisi olan Cezayir'den. Cezayir'in 20. yüzyıla damgasını vuran en önemli olayı Fransa karşısındaki kurtuluş savaşı oldu. Savaş, 1954 ve 1962 yılları arasında sürdü. Cezayir halkının bağımsızlık mücadelesinde en çok öne çıkan örgüt Ulusual Kurtuluş Cephesi (FLN)'dir. 130 yıllık sömürge yönetiminin bir sonucu olarak doğan sekiz yıllık isyan ve direniş sırasında silahlı mücadele yöntemine başvurulup başvurulmayacağı çok kez tartışılmış ancak en sonunda silahlı mücadele yanlısı gruplar tartışmanın galibi olmuştur. Cezayir'in başkenti Cezayir şehri Kasbah (Arap Cezayir halkının yaşadığı bölge) ve Avrupa Şehri (Geneli Fransız olan Avrupalı Cezayir halkının yaşadığı bölge) olmak üzere ikiye ayrılmış ve Kasbah'ta direniş sırasında Fransız askerinin şiddetli sıkıyönetim uygulamaları gerçekleşmiştir. Diğer taraftan da FLN gerillaları seri polis cinayetlerine başlamış ve sıkıyönetime giden yolda ateşi körüklemiştir. Ülke toprakları işgal altında olan FLN gerillalarının verdiği tepki fazlasıyla doğaldır.

Seri polis cinayetlerinin ardından Paris yönetimi Cezayirli Arapları Kasbah şehrine hapseder ve güvenlik önlemleri günden güne sertleşir. Bu süreçte karşılıklı olarak Arapların veya Avrupalıların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde bomba saldırıları gerçekleşir. Avrupalı Cezayirliler de sivil hayatta yakınlarını kaybetmeye başlar. Olaylarla baş edemeyeceğine karar veren Fransız yönetimi daha önce dünyanın farklı noktalarında gerçekleşen direnişleri bastırmakla görevlendirilen Paraşütçü birlikleri adı verilen askeri birliği bölgeye çağırır. Örgüt yapısını çözümleyip, işkence yoluyla, yakaladığı örgüt üyelerini konuşturmayı başaran albay Marcel Bigeard FLN'e büyük darbe vurur. 1957 yılına gelindiğinde Paraşütçüler FLN'i neredeyse ortadan kaldırmıştır. Üç yıl sonra kadınların önderliğinde direniş yeniden başlar ve asker Avrupa Şehri tarafına geçen Araplara ateş açar. Aralık 1960 tarihinde gösteriler sona erer. Halkın tek bir isteği vardır o da bağımsızlıktır. Cezayir, 2 Temmuz 1962'de yapılan referandumla bağımsızlığını kazanır.

Cezayir Ouagadougou'da 3-2 yenildiği Burkina Faso'yu dün akşam Blida'da oynanan maçta 1-0 mağlup ederek Afrika grubundan Brezilya vizesi alan son takım oldu. Daha önce Dünya Kupası'na katılmış olan ezeli rakipleri Fas, Mısır ve Tunus'un yer almadığı kupada Kuzey Afrika'yı (Afrikalı Arap ve Berberleri) temsil edecek tek ekip Cezayir oldu. Dördüncü kez kupaya katılacak olan Cezayir milli takımının hocası Türkiyeli futbolseverlerin de yakından tanıdığı bir isim olan Vahid Halilodziç. Cezayir milli takımının Brezilya'da en çok öne çıkması beklenen oyucuları ise Karim Ziani, Madjid Boughera, Anthar Yahia, Rafik Saifi, Ryad Boudebouz, Ishak Belfodil, Rafik Djebbour, Sofiane Feghouli gibi isimler olacak. 2002 Dünya Kupası'ndaki Senegal-Fransa eşleşmesi gibi bir grup eşleşmesi olması halindeyse Cezayir'in grupta oynayacağı maçlar daha ilgi çekici hale gelecektir.

Ekleme: Cezayir 2014 Brezilya Dünya Kupası'na gitmeye hak kazandıktan sonra sevinç gösterilerinde on iki Cezayirli hayatını kaybederken iki yüz kadar insan da yaralandı.

11 Kas 2013

Meksika 86, Videoton ve Peter Disztl...

Tarihinde iki kez Dünya Kupası finalisti olmayı başaran Macarların son kupa macerası 1986 yılında gerçekleşti. Meksika 86'da kadronun en önemli isimlerden birisi de kaleci Peter Disztl'dı.

1984-85 sezonunda Videoton'la efsane maçlar çıkaran Disztl önce Old Trafford, sonraysa Santiago Bernabeu'da dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştı. Videoton'un 1984 eylülünde başlayan UEFA macerası 85 mayısına kadar sürdü. Sırasıyla Dukla Prag, PSG ve Partizan'ı eleyen Videoton çeyrek finalde Manchester United ile eşleşti. Disztl'ın kalesinde sadece bir gol yiyerek tamamladığı mücadelede sahadan galip ayrılan taraf İngilizlerdi. Macaristan'daki rövanş maçında Disztl kalesini gole kapayınca 90 dakikayı 1-0 önde kapatan Videoton maçı uzatmaya götürmeyi başardı. Penaltı atışları sonucunda yarı finalist belli olacaktı... Durum 4-4'ken United için topun başındaki isim Arthur Albiston'dı...
Yarı finalde Yugoslavya temsilcisi Zeljeznicar'ı elemeyi başaran Videoton'un finaldeki rakibi dünya devi Real Madrid olacaktı. İlk maçı Macaristan'da 3-0 kazanan Real Madrid kupaya çok yakındı. Santiago Bernabeu'daki maça damgasını vuran isimse Disztl oldu. Maçı 1-0 kaybeden Real Madrid kupanın yeni sahibi oluyordu olmasına ama maçın henüz başında Valdano'nun penaltısını kurtaran kaleci bir kez daha efsaneleşmeyi başarıyordu.

Not: Disztl ile ilgili internet üzerinden yaptığım ufak araştırmada:
-Türkiye internet haberciliğinin renkli sitesi ajansspor'a göre Disztl "Berber görünce kaçanlar" başlığı altında incelenmesi gereken bir profil olduğunu öğrendim.
"Buna eyvallah dedikten sonra..."
-"Puskas'lı dönemde sayısız başarıya ortak oldu" yazısıyla karşılaştım.* Sanırım ajansspor editörleri tarihe geçmiş bütün Macar futbolcular Puskas'la beraber top koşturmuştur, yazalım gitsin, kimse anlamaz nasıl olsa mantığıyla çalışıyor.

*Puskas futbolu bıraktığında Disztl henüz yedi (7) yaşındaydı.

Kaynaklar:
http://en.wikipedia.org/wiki/Hungary_national_football_team#FIFA_World_Cup_2
http://en.wikipedia.org/wiki/P%C3%A9ter_Disztl
http://www.ajansspor.com/habergaleri/1/105/1955_peter_disztl.html
http://www.oldschoolpanini.com/2011/07/mexico-86-peter-disztl.html
http://www.uefa.com/uefaeuropaleague/season=1984/matches/all/index.html
http://www.youtube.com/watch?v=vqD_g72beqo

11 Eki 2013

Eve Dönüş

23 Aralık 2012 pazar günü saatler biri gösterdiğinde Ankaragücü'nün on aylık iç saha esareti de başlıyordu. Takımı üç farklı gerideyken sahaya giren taraftar skordan ve rakipten ziyade son üç yıldır kulüpte yaşananların getirdiği birikmişlikle hareket ediyordu. Hafta içi federasyon cezaları açıkladığında hemen herkes en az beş maçlık seyircisiz oynama cezası alınacağının bilincindeydi. Hiçbir deplasmanda takımını yalnız bırakmayan Ankaragücü taraftarı artık bu maçlara daha sıkı sarılacaktı. Bu da kaçınılmaz olarak deplasman tribünlerinde bilet sıkıntısı yaşanacak kadar yoğun akınlara yol açacaktı. Kartal ve Tavşanlı deplasmanlarında beş maçlık seyircisiz oynama cezasına beş maç daha dahil olacak; üstüne bir de sezonun son iç saha maçı olan Denizli maçında -ki bu maç da seyircisizdi- cezanın üzerine iki maç daha eklenecekti. Ankaragücü taraftarının deplasman pratiği ve rakip takım yönetiminin dışlayıcı ve ayrıştırıcı tutumu yüz kadar Ankaragücü taraftarını Rize tribününe sokmaya yetip de artacaktı. "RİZE'de DENİZ diye bir kız var TARAF okuyor" parolasıyla twitter'dan organize olan taraftar Rize Şehir Stadının Deniz Tarafı Kale Arkası bölümünde buluşacaktı. 23 Aralıkta başlayan süreç esnasında Ankaragücü PTT 1. Lig'in son sırasında yer alıyor ve genel kurula gidiliyordu. Ankaragücü Spor Toto 2. Lig'e düştü, kulüp başkanlığına Mehmet Yiğiner getirildi, seneler sonra çıkarılan kombine kart yaklaşık 14,000 adet satıldı ki hala satılmaya devam ediyor, futbolcuların ve diğer emekçilerin paraları ödendi, elektrik, su, doğal gaz faturaları yatırıldı, tesisler bakımdan geçirildi, taraftar mağazası açıldı (çok sayıda ürün çeşidiyle), transfer yasağı bir yıllığına erteletildi, Mustafa Kaplan'ın yerine Hayati Soydaş getirildi, Bugsaş'tan (dolayısıyla sahibinden) ilk rövanş alındı... Altı haftası geride kalan Kırmızı Grupta Ankaragücü şu anda 13 puanla ikinci sırada yer alıyor. Önümüzdeki iki hafta şu an dördüncü ve üçüncü sırada yer alan iki takımla (Altınordu ve Kızılcahamam) Ankara'da maçımız var. Taraftar geleceğe umutla bakıyor. Toplamda 12 puanlık iki maç oynayacağız. Takıma ve hocaya inancımız tam olmasa da taraftarın gücüyle kazanma ihtimalimiz çok yüksek. Bunların hepsi bir kenara dokuz buçuk ay sonra (ki bu sürede bir insan evladı dünyaya geliyor) Ankaragücü taraftarı stadına kavuşacak. 19 Mayıs'ın provası hafta içi Ostim Stadında Bugsaş'a karşı yapıldı. Eyüp ve Körfez deplasmanlarında da deplasman tribünleri kapasitenin çok fazlasıyla dolup taştı. Sabır kalmadı artık... Eve dönüş vakti gelsin.