Ankaragücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ankaragücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 May 2014

MKE Ankaragücü tarihi: Bölüm 2

80’lerin ortasından itibaren “hedefsiz” bir takım hüviyetine bürünen Ankaragücü 2000 yılında Ersun Yanal’ın takımın başına getirilişine kadar uzun bir bocalama dönemi yaşadı. İşin aslı 2000-01 ve 2001-02 sezonları haricinde bugüne kadar kayda değer bir başarı sağlanamadı ve bu bocalama dönemi yaklaşık otuz yıldır bitmek bilmedi. Ankaragücü tarihini anlattığım birinci bölümde nispeten daha olumlu bir gidişat söz konusuydu. Kazanılan kupalar, gol krallıkları, kupa finalleri gibi taraftarı heyecanlandıran sportif başarılar az da olsa gerçekleşiyordu. 90’larda ve sonrasında Ankaragücü müzesine sadece bir kupa daha ekleyebilecekti. Ayrıca Avrupa kupalarına da iki kez daha katılıp başarısız maceralar yaşanacaktı. 2000’lerden itibaren Ankaragücü taraftarının adı takımın önüne iyiden iyiye geçecekti.

Düşme korkusu dolu yıllar: 90’lar
90-91 sezonunda Samet Aybaba yönetimindeki takım ligi yedinci sırada tamamlarken; Altay’ı 2-0, Aydınspor’u 4-0 ve Fenerbahçe’yi 3-1’le geçerek Türkiye Kupası’nda adını finale yazdırıyordu. Daha önce iki kez finalde Galatasaray’a kaybeden Ankaragücü’nün rakibi bir kez daha İstanbul temsilcisi oluyordu. İzmir’de oynanan kupa finalinde yaklaşık 8000 taraftarının da desteğini arkasına alan Ankaragücü maçın son dakikasına 1-1’lik beraberlikle girerken Sabotiç mutlak bir gol pozisyonundan yararlanamıyor ve maç uzatmalara kalıyordu. Uzatma bölümünde yorulan rakibi karşısında Galatasaray daha iyi bir oyun ortaya koyarak maçı 3-1 kazanıyor ve kupayı İstanbul’a götürmeyi başarıyordu.
Kupa ikincisi (Ankaragücü) ve lig üçüncüsünü (Trabzonspor) karşı karşıya getiren Başbakanlık Kupası final maçından Ankaragücü 3-1’lik galibiyetle ayrılıyor ve günümüze kadar ki son resmi kupasını kazanıyordu.
91-92 sezonunda da takımı Samet Aybaba çalıştırmış ve Ankaragücü ligi 8. sırada tamamlamıştı. Bir sonraki sezon teknik direktör değişikliklerinin hız kazanmaya başladığı sezon olarak tarihte yerini alıyordu. Bir önceki sezon olduğu gibi ligi 8. Tamamlayan takımı Candan Dumanlı ve Tınaz Tırpan çalıştırdı. Bu sezon sonunda yaşanan yönetim krizi sonrası kulüp yönetimini MKE devraldı. 93-94 sezonu 1. Lig’in 16 takımla oynandığı son sezondu ve Ankaragücü 11. olarak üç puan farkla düşmekten kurtuluyordu. Daha sonra 97-98 ve 98-99 sezonlarında 3 puan, 99-00 sezonundaysa 2 puanla kümede kalmaktan kurtulacak olan Ankaragücü bu başarısızlığını 2000’li yıllara da taşıyacaktı. Birçok futbol severin hafızasında “Kupa Beyi” olarak yer etmiş olan Ankaragücü artık “lig 13.sü” olarak anılmaya başlayacaktı. 93-94 sezonunda Valery Nepanmihachi teknik direktörlük koltuğunua getirilirken Kafkaslar’dan üç tane yabancı futbolcu transferi gerçekleştirildi. 94-95 sezonunda ise İlhan Cavcav’ın başlattığı Afrikalı futbolcu modası Ankaragücü’ne de sirayet etmiş ve Zaire’den Kalenga ve Kazadi getirilmişti. Daha sonra bu ikiliye Abdülselam da eşlik edecekti. 94-95 ve 95-96 sezonlarında Ankaragücü’nü eski gol kralı Ali Osman Renklibay çalıştırdı. Başarısız geçen bu iki sezonnda Kalenga’nın yanına Adana Demirspor’dan Hasan Şaş, Galatasaray’dan Mapeza ve Zaire’den Bunene transfer edildi. 96 yılında MKE Ankaragücü başkanlığını kazanan Cemal Aydın 2008 yılına kadar bu görevi sürdürdü.

Kayıp geçen sezonlar birbirini takip ederken 98-99 sezonunda ligi düşme hattının 3 puan üzerinde tamamlayan Ankaragücü Türkiye Kupası’nda yarı final oynamaya başarısı göstermişti. Bir sonraki sezon UEFA Kupası’na ön eleme turundan katılacak takım yarı finalistlerden birisi olacaktı. Diğer yarı finalist Sakaryaspor ile İzmir’de oynanan mücadeleyi 5-0 kazanan Ankaragücü turnuvanın üçüncüsü olarak UEFA Kupası’na katılmaya hak kazandı. Ön eleme turunda Faroe Adaları temsilcisi B36 Torshavn’la eşleşen Ankaragücü rakibini her iki maçta da 1-0 yenerek eledi. Trabzonspor efsanesi Ünal Karaman kaptanlığında mücadele eden sarı-lacivertlilerin 1. turdaki rakibi İspanyolların güçlü takımı Atletico Madrid oldu. İlk maçı Vicente Calderon’da 3-0 kaybeden Ankaragücü iddiasız çıktığı ikinci maçı 19 Mayıs Stadı’nda Birol Aksancak’ın attığı golle 1-0 kazandı. Ankaragücü taraftarı maç sonundaki “kaynak” kısmında “işte böyle/ her sene böyle/ madrid’e böyle/ koyarlar amman!” bestesini girdi. Aslında bu beste Ankaragücü’nün 85 yılından günümüze kadar yaşadığı gidişatın özeti niteliğindeydi. Artık Ankaragücü “hedefsiz” bir takımdı ve böyle nadir yaşanan galibiyetler taraftarı hem şampiyon olmuş gibi sevindiriyor hem de böyle iğneleyici bestelere doğru itiyordu. 90’lar boyunca “Gecekondu” tribünü haricinde stadın hemen her yeri boştu. 19 Mayıs Stadı’nda Ankaragücü tribünleri İstanbul hegemonyası altında sayıca eziliyordu. Ne yazık ki gerçek buydu. 90’lardan 2000’lere geçerken yaşanan en büyük değişim stadın doluluk oranında gerçekleşti. Özellikle Ersun Yanal dönemi ve 2000’lerin ortasından itibaren evrim geçiren tribünler Spor Toto 2. Lig’de bile “ful” çeker hale geldi.

Ersun Yanal dönemi ve yönetim krizleri: 2000’ler
Ersun Yanal Türkiye futbol tarihinde adını yüksek bir sesle ilk defa 99-00 sezonunda Denizlispor’u ligde 8. yaptığında duyurdu. Ankaragücü yönetiminin ilgisini çeken akademi mezunu teknik adam 2000-01 sezonunda Ankaragücü’nün başına getirildi. Gazi Mahallesi’ndeki tesislerine taşınan kulüp yeni sezona iddialı giriyordu. Takımdaki yaşlı oyuncuları yollayıp, fazla transfer yapmadan yoluna genç oyuncularla devam etmek isteen Yanal’ın ekibinde daha sonraki dönemlerde Ankaragücü’ne hocalı yapacak olan eski kaptanlardan Hayati Soydaş ve Mesut Bakkal bulunuyordu. Hakan Kutlu önderliğindeki takımda Hakan Keleş, Augustine, Kennedy, Yılmaz, İsmet, Faruk Namdar, Cafer, kaleci Zafer gibi şimdilerde efsane olarak adlandırılan futbolcular vardı. Ligi 56 puanla 6. Sırada tamamlayan takım bir sonraki sezon için umut saçıyordu adeta.
2001-02 sezonuna fırtına gibi başlayan Ankaragücü Antalyaspor’u deplasmanda 8-1 mağlup ederken ikinci hafta evinde Malatyaspor’u 6-0’la geçiyordu. Kulüp tarihinin en iyi başlangıcına imza atan ekip tam altı hafta üst üste kazanamadı. Ancak taraftarın ve yönetimin hocaya olan güveni tamdı. Çünkü oynattığı atak futbol herkes tarafından beğeniyle izleniyordu. Sezonu 53 puanla 4. sırada kapatan Ankaragücü üç İstabul takımına kök söktürmüştü. Lig tarihinin dört şampiyonunu aynı sezonda yenme başarısı gösteren Ankaragücü’nün maçları kapalı gişe oynuyordu. Uzun yıllardır başarıya aç taraftarı 19 Mayıs Stadı’nı hınca hınç doldururken stad dışında da bir o kadar insan maçı takip ediyordu. 72 golle ligin en çok gol atan ikinci takımı olan Ankaragücü bir sonraki sezon UEFA Kupası’na katılmaya hak kazanmıştı.

Yeni sezon başlamadan önce işler bir anda tersine döndü. İlhan Cavcav’ın kendisine yaptığı teklifi geri çeviremeyen Ersun Yanal maddi anlamda daha güçlü bir camia olan Gençlerbirliği’nin yolunu tutmuştu. Sezon bitmeden önce anlaştığı iki Mısırlı yıldız El Saka ve Ahmed Hassan’ı da Gençlerbirliği’ne götüren Yanal Ankaragücü taraftarında büyük bir hayal kırıklığına sebep oldu. Suçun büyüğü Ersun Yanal’da gibi gözükse de Ankaragücü yönetimi de Yanal’a istediği ortamı ve ücreti sağlamak için hiçbir şey yapmamıştı. Suçlu kim tartışmaları o dönem Ankaragücü taraftarını özellikle “taraftar forumları”nda ikiye bölmüştü. Çok başarılı geçen iki sezonun ardından şampiyonluk hayalleri kurmaya başlayan taraftarın en çok güvendiği ve inandığı isim Ersun Yanal’dı. Yüzüstü bırakılan taraftar da kendi yöntemleriyle Yanal’a olan öfkesini kustu. Pankartlarda, bestelerde Ersun Yanal artık kötü anılıyordu. Bu bestelerden en bilineni ise: “Para için Ankaragücü’nü sattın/ Bize şerefsizlik yaptın/ At imzayı cebin dolsun/ Ersun Yanal yazıklar olsun…” bestesiydi. Ersun Yanal’ın ismi artık “Ersun Yalan” olarak anılıyordu. Her şeye rağmen Ankaragücü’ne lig tarihindeki en büyük başarılarından birini kazandıran Yanal olaylar durulduktan sonra nispeten daha iyi anılmaya başlandı.
Teknik direktörlük görevine bir önceki sezon Sheriff Tiraspol’le iki kupa kaldıran Romen teknik adam Mihai Stoichita getirildi. UEFA Kupası ilk turunda İspanyol temsilcisi Alaves’le eşleşen Ankaragücü Ankara’da oynan ilk maçta Radu Niculescu’nun attığı golle 1-0 öne geçmesine rağmen maçı 2-1 kaybetti. Rövanş maçında rakibine 3-0 mağlup olan Ankaragücü kupaya erken veda etti. Sezon ortasında Stoichita’dan istediği verimi alamayan Ankaragücü’nde kravat değiştirir gibi hoca değiştirme dönemi artık hiç durmamacasına tekrardan açıldı. Tefvik Lav yönetimindeki takım ligi 49 puanla 8. sırada tamamladı.
2003-2004 sezonunda ilk yarı sona ermeden Tefvik Lav’la yollarını ayıran takımın başına Rıza Çalımbay getirildi. Sezon sonu istediği takımı kuramayacağını anlayan Rıza apar topar kulüpten ayrıldı. Ligi 45 puanla 9. Sırada tamamlayan takımda Umut Bulut yavaştan kendini göstermeye başladı.
2004-05 sezonuna damgasını teknik adam değişiklikleri vurdu. Sırasıyla Reha Kapsal, Sakıp Özberk, Yılmaz Vural ve Adnan Şentürk tarafından çalıştırılan takım ligi 38 puanla 13. sırada tamamladı. Sakaryaspor’a karşı oynanan ve 7-2 kaybedilen maçta aynı anda kırmızı kart gören Adem Dursun ve Effa’yı Yılmaz Vural’ın tartakladığı görüntüler hala hafızalarımızda yer alır. 32. hafta Fenerbahçe’yi ağırlayacak Ankaragücü’ne düştü gözüyle bakılır. Cemal Aydın yönetimi en ucuz bileti 40 lira olarak belirler. Yaklaşık 1000 kadar taraftar “Gecekondu”da beş yüz kadar taraftar da maraton tribününde yerini alır. Birnevi deplasmandadır Ankaragücü. Maçın ikinci yarısı oynanırken Umut Bulut önce Ümit Özat’ı çalımlar, sonra kaleci Rüştü’yü geçmek üzereyken kendini yerde bulur ve penaltı! Topun başındaki isim Cenk İşler’dir. Penaltıyı Gecekondu tribününe doğru kullanan Cenk İşler’in topa dokunmasıyla bin kişinin tellere doğru koşması bir olur. Sarı-lacivertliler kümede kalmayı başarır.

2005-06 sezonunda kabus dolu günler devam eder. Saffet Susiç takımda başarısız olup yerini Hikmet Karaman’a bırakır. Ankaragücü’nü üç kez kümede tutacak olan ilk “Karaman” dönemi başlar. Ligi düşme hattının 3 puan üzerinde tamamlayan takım ligi bir kez daha 13. sırada bitirir. Bir sonraki sezon senaryo değişmez. Sezona Avusturalyalı teknik adam Bozinovski’yle başlayan Ankaragücü Hikmet Karaman’ın yönetiminde düşme hattının üç puan üzerinde 13. sırada tamamlar.
2007-08 sezonuna 14 transfer ve Hans Peter Briegel yönetiminde başlayan takımda işler yine yolunda gitmez. O yıl futbolu bırakan Hakan Kutlu takımın başına getirilir ve takım ligi 8. sırada tamamlar. Bu sezon aynı zamanda Ankaragücü’nün ligi ilk 9 takım arasında tamamladığı son sezon olur. Elyasa, Emre Güngör, Gökhan Emreciksin, Serkan Kırıntılı, Jaba gibi o dönemin yıldız futbolcuları kadrodadır. Yeni sezon öncesi 13 yıldır kulübün başkanlığını yürüten Cemal Aydın görevi bırakır. Yerine başkanvekili Serdar Özersin gelir. Mart 2009’da ise Cengiz Topel Yıldırım kulübün yeni başkanı seçilir. Sırasıyla Hakan Kutlu, Ünal Karaman, Hakan Kutlu ve Hikmet Karaman takıma hocalık yapar. Yıldırım döneminde takımı yönetmeye başlayan Karaman’ın gelişi hemen hissedilir. Kocaelispor’u 4-0’la geçtikten sonra alınan 2-0’lık Bursaspor mağlubiyetine rağmen Eskişehir’i 3-2, deplasmanda Fenerbahçe’yi 2-1 ve içeride Ankaraspor’u 1-0’la geçen takım küme düşme hattından uzaklaşır ve nispeten rahatlar. Daha sonra alınan mağlubiyetlere rağmen sezonu 13. sırada düşme hattının bir puan üzerinde tamamlayan Ankaragücü bir kez daha küme düşmekten kıl payı yırtmıştır.


2009-10 sezonu öncesi Ankaragücü tarihinin en kariyerli oyuncularından birisi olmaya aday olan Darius Vassell transferi gündeme gelir. Yaklaşık 1,5-2 ay süren görüşmelerden sonra Vassell imzayı atmak için Ankara’ya gelir. Taraftar da doğal olarak Esenboğa Havalimanı’na akın eder. Sezona bomba gibi girilmek üzereyken bir anda Ahmet Gökçek’in kulüp başkanlığına aday olacağı söylentileri çıkar ve ne yazık ki söylentiler gerçeğe dönüşür. Genel kurul sonucu Ahmet Gökçek kulübün yeni başkanı olarak seçilir ve 100 yıllık çınarın çöküş dönemi başlar.

13 Şub 2014

MKE Ankaragücü tarihi: Bölüm 1


İmalât-ı Harbiye günleri, İstanbul (1910-1920)

MKE Ankaragücü’nün kökleri Zeytinburnu’daki, İmalât-ı Harbiye atelyesinde silah tamirati ve imalatı yapan işçilere dayanır. Bu atelyelerde orduya silah üretimi yapıldığı için doğal olarak istihdam yoğunluğundan söz etmek mümkündü. İşçi-futbolcular tek çatı altında İstanbul Ligi’ne katılmaya karar verir. Şükrü Abbas Turan Sanatkarangücü’nün Agâh Orhan da Altınörs İdmanyurdu’nun başında yer alan İmalât-ı Harbiye mektebinin son sınıf öğrencileridir. İki kulüp 31 Ağustos 1910 tarihinde tek çatı altında toplanır. Duygu Hatıpoğlu ve M. Berkay Aydın Kurtuluş Savaşı günlerinde İstanbul’un işgali sırasında İmalât-ı Harbiye ve üç İstanbul takımı arasındaki farkı şu şekilde anlatır:

“Üç İstanbul takımı için genelde “zorlama” olarak çıkarılan Kurtuluş Savaşı’na “moral katkılarına” ilişkin “efsanelere” karşılık, MKE Ankaragücü kulübünün tarihi, doğrudan bu ulusal mücadele sürecinde şekillenmiştir. Bahsedilen İstanbul takımlarının işgalci emperyalist güçlerin askerlerinden ve görevlilerinden oluşan takımlarla “top oynayıp” sözde “destansı başarılar” kazandıkları iddia edilir ve işgal kuvvetleri başkomutanlarının (General Harrington) ellerinden alınan kupalara haddinden büyük anlamlar yüklenirken, ileride Ankaragücü adını alacak olan İmalât-ı Harbiye futbol takımlarının bu efsanelerde adı hiç geçmez. Bunun çok basit bir nedeni vardır: Altınörs İdmanyurdu ve Turan Sanatkarangücü’nün futbolcuları işgalcilerle futbol oynamamıştır! Çünkü İmalât-ı Harbiye takımlarının oyuncuları o sırada, İmalât-ı Harbiye işçilerinin genel kitlesiyle beraber, işgalcilere karşı, başka toplarla oynanan, daha başka, daha çok sert, kuralsız ve ölümcül bir oyuna katılmış bulunmaktadır.”

İmalât-ı Harbiye işgal altındaki resmi başkente karşı fiili başkent konumu kazanmış olan Ankara’ya taşınır ve İmalât-ı Harbiye Makine Kimya Endüstrisi’ne dönüşürken MKE Ankaragücü’nün Ankaralılaşma süreci de başlar.

Ankara (1920-2013)
1920 yılında Altınörs İdmanyurdu Anadolu Sanatkarangücü adını alarak Ankara’da yaşamına devam eder. Turan Sanatkarangücü de 1922 yılından itibaren Ankara’da faaliyetlerine devam eder. Kulüp günden güne kitleselleşmektedir. Fabrikanın kent hayatına kattıkları bu kitleselleşmenin en önemli ayağını oluşturur. Fabrikada çalışan işçiler genel olarak Cebeci, Abidinpaşa, Kale Mahallesi, Boşnak Mahallesi (Sakarya Mahallesi)’nde ikamet eder. Talatpaşa ve Ulucanlar arasında yoğun olarak yaşayan işçiler kulübün kitleselleşmesinde bir başka önemli etken olur.

31 Ağustos 1923 tarihinde Anadolu-Turan Sanatkarangücü adıyla bu iki kulüp birleşir. 31 Ağustos 1933’te ise yapılan kongrede kulübün adı Ankaragücü Gençlik ve Spor Kulübü olarak değiştirilir. Bu değişiklik kulüp için ne ilk ne de son değişiklik olacaktır. Ancak, Ankaragücü’nün sarı-lacivert renkleri hiç, adı ise yasal zorunluluklar dışında pek değişmeyecektir. Kulüp isminin Ankaragücü olarak belirlendiği bu tarihi kongrede öne çıkan diğer isimler Çankaya Güneşi, Dikmen Yıldızı, Zafer, Kurtuluş, İmalât-ı Harbiye Gücü’dür. Alaeddin Baydar*, İmalât-ı Harbiye Gücü’nü “Ankara’nın Gücü” olarak değiştirmeyi önerir; Kerim Fil’in aklında ise “Anadolu Gücü” vardır. Ankara’nın Anadolu’nun kalbi olarak görülmesi nedeniyle “Ankara’nın Gücü” isminde herkes hemfikir olur, söyleyiş kolaylığı göz önüne alınarak da kulübün adı Ankaragücü olarak konur.

Profesyonelleşme (Milli Lig Yılları)
Ankara’da ilk profesyonel mahalli lig 1954 yılında kurulur. Ankaragücü, Hacettepe, Gençlerbirliği, Güneşspor, Ankara Demirspor, Yolspor, Hilalspor ve Otoyıldırım kulüpleri 8 Temmuz 1954 tarihinde Futbol Federasyonu’na müraacat edip Ankara’da profesyonel ligin kurulmasını talep ederler. Ankaragücü mahalli ligin ilk sezonunu ikinci tamamladıktan sonra iki yıl üst üste şampiyon olur. 1958 yılında ise Milli Lig kurulur. Türkiye 1. Futbol Ligi Ankaragücü’nün ve Ankara takımlarının kaderini belirleyecektir. 1958-59 sezonuna Ankara ve İzmir’den dörder, İstanbul’dan ise sekiz takımın katılması kararlaştırılır. Futbolda İstanbul hegemonyası o günlerden başlar. Futbol Federasyonu bir milli lig kurmuş olmasına rağmen bu ligde yapılacak maçlardan elde edilecek geliri İstanbul’un üç kulübüne %60 oranında paylaştırılmasına karar vermiştir.
Doğal olarak diğer kulüpler bu duruma tepki göstermiş; ancak hiçbir sonuç alınamamıştır. 60’lar boyunca başarı kıstası olarak lig sıralamasını aldığımızda Ankaragücü’nün en başarılı sezonu 1963-64 olacaktır. Ankaragücü bu sezon ligi dördüncü sırada tamamlamıştır. Ankaragücü’ne 1967-68 sezonununda İkinci Lig yolu gözüküyordu. Ankaragücü 1965-66 sezonunu 7., 1966-67 sezonunu 9. tamamlamış olmasına rağmen başarısız geçen bir sezonun ardından ilk kez bir alt lige düşüyordu. Ankaragücü’ne 7.’lik ve 9.’luğu getiren sezonlarda kulübün efsane isimlerinden Ertan Adatepe gol krallığında ilk sırada yer alıyordu. Ankaragücü İkinci Lig’de fazla durmadı ve bir sonraki sezon tekrardan 1. Lig’e yükseldi. Ayrıca bu sezon Ankaragücü tarihinde ilk kez Başbakanlık Kupası’nın da sahibi oldu:

1968 Başbakanlık Kupası, 1968-69 Türkiye 2. Futbol Ligi şampiyonu Ankaragücü ile 1968-69 sezonu Türkiye Amatör Futbol Şampiyonası şampiyonu Sebat Gençlik arasında oynanması gereken Başbakanlık Kupası'nın 9. sezonudur. 18 Haziran 1969'da, Ankara 19 Mayıs Stadyumu'nda oynanması planlanan maç Türkiye Futbol Federasyonu'nu protesto eden Sebat Gençlik sahaya çıkmadığından dolayı oynanamamış ve Ankaragücü hükmen 3-0 galip sayılmıştır. Böylece Ankaragücü ilk kez bu kupada şampiyonluğa ulaşmıştır.

1969-70 sezonundan itibaren kulübün adı MKE Ankaragücü olarak değiştirildi.


Kupa Beyi Ankara
O yılları ilk olarak Ziya Adnan’ın ağzından betimlemek gerekirse:

“1970’li yılların başları, Ankaragücü’nün altın yılları idi. Efsane kadrolardan birini izliyorduk. Ali Osman’lı, Baskın’lı, Müjdat’lı, Erman’lı, Tahsin’li kadrosu ile rakiplerine kök söktürürdü Ankara’nın sarı-lacivertlileri.“

70’li ve 80’li yıllara “Kupa Beyi” olarak damgasını vuracak olan Ankaragücü 1971-72 sezonunda Türkiye Kupası’nı ilk kez müzesine götürdü. Bu zorlu yolda Osmaniye Gençlik, Sarıyer ve Beşiktaş’ı kupadan eleyerek adını finale yazdıran Ankaragücü’nün rakibi İzmir temsilcisi Altay’dı. İzmir’deki maçı 1-0 kaybeden Ankaragücü Ankara’da oynanan rövanş mücadelesine moralsiz ve avantajsız bir konumda çıkıyordu. Ligi o sezon beşinci tamamlayan Ankaragücü’ne taraftarının inancı tamdı. Coşkun Süer’in iki, savunma oyuncusu Müjdat Yalman’ın bir golüyle rakibini 3-0 mağlup eden Ankaragücü Türkiye Kupası’nı Ankara’ya getiren ilk Ankara takımı oluyordu. Sezon sonunda lig şampiyonu Galatasaray ile Cumhurbaşkanlığı Kupası için mücadele eden Ankaragücü maçı 3-0 kaybediyor ve tarihinde ilk kez Cumhurbaşkanlığı Kupası kazanma fırsatını kullanamıyordu.

1972-73 sezonunu dördüncü tamamlayan Ankaragücü 70’lerin başında Türkiye futboluna damga vurmaya devam ediyordu. “Ankara Canavarı” lakabı bu günlerde Ankaragücü için kullanılmaktaydı. Bir önceki sezon kupayı kazanan takım Avrupa Kupa Galipleri Şampiyonası’na katılmaya hak kazanmıştı. Leeds United ile eşleşen Ankaragücü ilk maçında Ankara’da güçlü rakibine kök söktürüyor ancak 1-1’lik sonuca razı olmak zorunda kalıyordu. İngiltere’de oynanan maçı 1-0 kazanan Leeds United Ankaragücü’nü kupadan eleme başarısını gösteriyordu. Dönemin en başarılı İngiliz takımlarından birisi olan Leeds United karşısında verilen bu mücadele Ankaragücü’nün o dönemde ne denli iyi bir takım olduğunun da ispatı niteliğindeydi. Kupa Beyi üst üste iki kez Türkiye Kupası’nı kazanmayı kendine hedef koymuştu. Yarı finalde eşleştiği Fenerbahçe karşısında sekiz kişi kalan takım İnönü Stadı’ndan 2-1 galip ayrılmayı başarıyordu. Finalde rakip Galatasaray’dı. İstanbul’daki maçı 3-1 kaybeden Ankaragücü Ankara’da da rakibini yenemiyor 1-1’lik beraberlikle sahadan ayrılarak iki kez üst üste bu kupayı kazanma şansını yitiriyordu. 1973 Başbakanlık Kupası’nı ise aldığı 5-2’lik sonuçla Fenerbahçe’ye kaybediyordu.

1973-74 sezonunda da Avrupa Kupa Galipleri Şampiyonası’na katılan Ankaragücü eşleştiği İskoç rakibi Glascow Rangers’a Ankara’da 2-0, Glascow’da 4-0 mağlup olarak hayal kırıklığı yaratıyordu.

Ankaragücü “asansör” takım oluyor
70’lerin ilk yıllarında fırtına gibi esen Ankaragücü için karanlık günler başlıyordu. 1975-76 sezonunda küme düşen sarı-lacivertliler bir sonraki sezon tekrardan 1. Lig’e yükseliyordu. Ancak işler iyi gitmeyince tekrardan İkinci Lig yolları gözüktü.


80’ler ve 2. Kupa
1980-81 sezonunda İkinci Lig’de mücadele eden Ankaragücü ligi ikinci sırada tamamlıyordu. Diğer taraftan Türkiye Kupası’nda Düzce, Muhafızgücü, Konya, Ordu ve bir önceki yılın kupa şampiyonu Altay’ı eleyerek çeyrek finalde Beşiktaş’la eşleşen Ankaragücü; İstanbul’da 2-0 kaybedilen maçın rövanşında 2-0 galip gelerek maçı uzatmaya götürüyordu. Uzatmada rakibini 3-0’la geçen sarı-lacivertlilerin yeni rakibi Fenerbahçe oluyordu. İstanbul’da oynanan ilk maçı 1-0 kazanan Ankaragücü Ankara’da 23,524 seyircinin izlediği maçta 0-0 berabere kalarak finale yükseliyordu. Finaldeki rakip Boluspor’du. Ankara’daki ilk maç 2-1 galip kapatılmıştı. 13 Mayıs 1981’de Bolu’da oynanan rövanş maçında kapalı tribünden atılan konfetiler Ankaragücü taraftarının olduğu bölümü adeta beyaza boyamıştı. Bolu’ya ilk araçlar vardığında konvoyun bir ucu hala Ankara’daydı. 0-0 biten maçın ardından Türkiye Kupası bir kez daha Ankaragücü’nün müzesindeki yerini alıyordu. Maç sonunda futbolcuların tellerin üzerinden tribüne atladığı sahneler hafızalarda kendisine silinmeyecek bir yer ediniyordu.

1980-81 sezonu bittiğinde Ankara’nın 1. Lig’de takımı bulunmuyordu. Aynı zamanda Türkiye’de ilk kez bir İkinci Lig takımı Türkiye Kupası’nı kazanıyordu. Ankara Valisi Mustafa Gönül durumu “yukarıya arz etti”. 80 Darbesi Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in talimatıyla bir kanun çıkarıldı. Buna göre; Türkiye Kupası’nı kazanan takım hangi ligde oynarsa oynasın 1. Lig’e çıkacaktı. Aynı şekilde 1. Lig’den düşen takım da 1. Lig’de kalacaktı. 1981-82 sezonunda takım sayısı 16’dan 17’ye çıkarıldı ve Ankaragücü Sakaryaspor’la beraber lige yükselen diğer takım oldu. Başka bir değişle kimsenin hakkı yenmeden Ankaragücü 1. Lig’deki yerini aldı.

1980-81 sezonunda ligi şampiyon tamamlayan Trabzonspor ile Devlet Başkanlığı Kupası için mücadele eden Ankaragücü Ankara’da oynanan maçta 25,000 taraftarının önünde Bombacı Nazmi’nin attığı golle kupanın sahibi oldu.

1981-82 yılını ligde 7. tamamlayan ve Türkiye Kupası finalinde Galatasaray’la eşleşen Kupa Beyi İstanbul’da 3-0 kaybettiği maçın rövanşını 2-1 almasına rağmen kupayı ikinci kez Galatasaray’a kaybetti. Aynı sezon Kupa Galipleri Kupası’nda Sovyetler Birliği temsilcisi Rostov ile eşleşen Ankaragücü deplasmanda 3-0, Ankara’da 2-0 yenilerek ilk turda elendi. 1982-83 sezonunda ligde altıncı olan Ankaragücü’nün 80’lerdeki efsane kadrosunda “Halil İbo, Maradona Sadık, Hrubeş Mehmet ve Bonhof (Bombacı) Nazmi” gibi isimler yer alıyordu. Hatta Ankaragücü tribünlerinin başarısızlık durumlarında atıfta bulunduğu oyuncu grubu da bu dönemdendi:

Kalemizde kaptan Adil
Geri dörtlü geçilmez duvar
Orta saha hepsi canavar
İleride Halil İbo var (Mehter Marşı bestesiyle)

Gündüz Tekin Onay 1983-84 sezonunda devraldığı takımı ilk sezon beşinci, ikinci sezon dördüncü ve üçüncü sezon altıncı yapmayı başarıyordu. 1985-86 sezonunda Balkan Kupası’nda mücadele eden Ankaragücü’nün ilk rakibi Varna Spartak’tı. Ankara’da 2-0, Varna’da 0-0 biten maçların ardından yarı finale yükselen takım İraklis’le 1-0’lık karşılıklı galibiyetlerin ardından penaltılarda 4-3 kaybetti. 1987-88 sezonunda takımı Fatih Terim yönetmeye başladı. İkinci sezonunda takımı altıncı yapmayı başardı.

Bundan sonraki süreçte Ankaragücü için Türkiye Kupası finaline çıkılan 1990-91 sezonu haricinde başarılı günler geride kalmıştır. Ta ki 2000 yılında takımı Ersun Yanal yönetmeye başlayıncaya kadar. Gelecek sayıda 90’lar, 2000’ler ve 2010’lu yıllarda Ankaragücü’nün genelde başarısız, nadiren başarılı geçen günlerini konu edineceğiz. Ersun Yanal, Cemal Aydın, Ahmet Gökçek, PTT 1. Lig günleri ve son olarak Spor Toto 2. Lig günleri ana başlıklarımız olacak.

KAYNAKÇA
Adnan, Ziya, Çünkü Biz Ankaragüçlüyüz!.., İletişim Yayınları, İstanbul, 2005.
Arığ, Veli Necdet, Ankaragücü Belgeseli, MKE Yayını, Ankara, 1996.
Ertuğ, Ali Rıza, Ankara Sporunda 50 Yıl, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Beden Terbiyesi Bölge Başkanlığı, 1973.
Hatıpoğlu, Duygu; Aydın, M. Berkay, Bastır Ankaragücü, Epos Yayınları, Ankara, 2007.

(Bu yazı Joganita Dergi'nin 2. sayısında yayınlanmıştır.)

11 Eki 2013

Eve Dönüş

23 Aralık 2012 pazar günü saatler biri gösterdiğinde Ankaragücü'nün on aylık iç saha esareti de başlıyordu. Takımı üç farklı gerideyken sahaya giren taraftar skordan ve rakipten ziyade son üç yıldır kulüpte yaşananların getirdiği birikmişlikle hareket ediyordu. Hafta içi federasyon cezaları açıkladığında hemen herkes en az beş maçlık seyircisiz oynama cezası alınacağının bilincindeydi. Hiçbir deplasmanda takımını yalnız bırakmayan Ankaragücü taraftarı artık bu maçlara daha sıkı sarılacaktı. Bu da kaçınılmaz olarak deplasman tribünlerinde bilet sıkıntısı yaşanacak kadar yoğun akınlara yol açacaktı. Kartal ve Tavşanlı deplasmanlarında beş maçlık seyircisiz oynama cezasına beş maç daha dahil olacak; üstüne bir de sezonun son iç saha maçı olan Denizli maçında -ki bu maç da seyircisizdi- cezanın üzerine iki maç daha eklenecekti. Ankaragücü taraftarının deplasman pratiği ve rakip takım yönetiminin dışlayıcı ve ayrıştırıcı tutumu yüz kadar Ankaragücü taraftarını Rize tribününe sokmaya yetip de artacaktı. "RİZE'de DENİZ diye bir kız var TARAF okuyor" parolasıyla twitter'dan organize olan taraftar Rize Şehir Stadının Deniz Tarafı Kale Arkası bölümünde buluşacaktı. 23 Aralıkta başlayan süreç esnasında Ankaragücü PTT 1. Lig'in son sırasında yer alıyor ve genel kurula gidiliyordu. Ankaragücü Spor Toto 2. Lig'e düştü, kulüp başkanlığına Mehmet Yiğiner getirildi, seneler sonra çıkarılan kombine kart yaklaşık 14,000 adet satıldı ki hala satılmaya devam ediyor, futbolcuların ve diğer emekçilerin paraları ödendi, elektrik, su, doğal gaz faturaları yatırıldı, tesisler bakımdan geçirildi, taraftar mağazası açıldı (çok sayıda ürün çeşidiyle), transfer yasağı bir yıllığına erteletildi, Mustafa Kaplan'ın yerine Hayati Soydaş getirildi, Bugsaş'tan (dolayısıyla sahibinden) ilk rövanş alındı... Altı haftası geride kalan Kırmızı Grupta Ankaragücü şu anda 13 puanla ikinci sırada yer alıyor. Önümüzdeki iki hafta şu an dördüncü ve üçüncü sırada yer alan iki takımla (Altınordu ve Kızılcahamam) Ankara'da maçımız var. Taraftar geleceğe umutla bakıyor. Toplamda 12 puanlık iki maç oynayacağız. Takıma ve hocaya inancımız tam olmasa da taraftarın gücüyle kazanma ihtimalimiz çok yüksek. Bunların hepsi bir kenara dokuz buçuk ay sonra (ki bu sürede bir insan evladı dünyaya geliyor) Ankaragücü taraftarı stadına kavuşacak. 19 Mayıs'ın provası hafta içi Ostim Stadında Bugsaş'a karşı yapıldı. Eyüp ve Körfez deplasmanlarında da deplasman tribünleri kapasitenin çok fazlasıyla dolup taştı. Sabır kalmadı artık... Eve dönüş vakti gelsin.

1 Eyl 2013

70'ler, 80'lerin ruhuyla... Bastır Ankaragücü!

Ankaragücü 104 yaşında! 31 Ağustos 1910 tarihinde kurulan kulübümüz dün 104 yaşına girdi, taraftar da Sakarya Caddesi'ni sarı-laciverte boyadı, ateşe verdi...

Taraftarı biraz sonraya bırakıp önce futbol konuşalım. Üç hafta önce Süper Lig ve 1. Lig'in başlamasıyla hemen her camia futbola tekrardan kavuştu. Şimdi sırada Ankaragücü'nün ligi 2. Lig Kırmızı Grup var...
Uzun zaman sonra büyük umutlarla girilen bir sezon... On binden fazla satılan kombine kart ve yeşeren umutlar... Ayrıca -üç eksik haricinde- büyük ölçüde koruduğumuz kadromuz ve futbolcuların, emekçilerin alacaklarının kalmaması şampiyonluk için önümüzde pek de fazla bir engel olmaması. Son olarak, hazırlık maçlarında alınan başarılı sonuçlar ve takımın oynadığı futbol da sezona başlarken en önemli artılarımızdan.

Genel olarak 2. Lig seviyesindeki takımlarla oynadığımız hazırlık karşılaşmalarında yenilgi yüzü görmedik. Profesyonel liglerde üçüncü sezonuna girecek olan altyapı kadromuz artık şampiyonluk yaşayabileceği bir kümede yer alıyor. İki senedir parasızlıklar, yokluklar içinde boğuşan futbolcu kardeşlerimiz için artık vakit doldu. Taraftar, maddi kaygıları ortadan kalkan futbolculardan üçüncü klasman seviyesinde büyük beklenti içerisinde. Konuştuğum futbolcu arkadaşlar da bu durumun farkında ve onlar da bizimle hemfikir. Anadolu Selçuklu ile oynadığımız hazırlık maçında tesislerdeki otları meşale ile yakmayı başaran taraftarın coşkusu ve ardından gelen yangın var yangın var biz yanıyoruz Ankaragücü aşkıyla tutuşuyoruz sloganı önümüzdeki sezonu şimdiden özetler nitelikteydi. Taraftar öyle ya da böyle bu sezon şehri yakmaya kararlı.

İçerideki ilk dört maçımızda ne yazık ki taraftarımızdan yoksun olacağız. 6. ve 8. hafta oynayacağımız Bugsaş ve Kızılcahamam deplasmanları Ankara'da futbol özlemimizi bir nebze de olsa dindirecek. 2. hafta oynayacağımız Eyüp deplasmanı ile 4. hafta oynayacağımız Körfez deplasmanı ise nispeten yakın deplasmanlar. Taraftarın her zaman ki gibi İstanbul ve Kocaeli'ni istila edeceğinden kimsenin şüphesi yok. Ankaragücü'nün 104. yaşını kutladığımız 31 Ağustos Cumartesi günü Sakarya Caddesi'ndeki coşku, yeni sezon öncesi taraftarın da ne kadar istekli olduğunun bir işaretiydi.

2013 ocağında kulübün yönetimini devralan yeni ekip taraftara, camiaya umut aşılamayı başardı. Transfer yasağının kaldırılması, borçların ödenmesi ve sorumlulardan hesap sorulması gibi temel sorunlar halihazırda devam etse de bu sorunlar bir süreliğine kulübün ayağa kalkmasına engel olamayacak gibi duruyor. Şu andan itibaren taraftarın kısa vadedeki en önemli beklentisi, on maçlık cezanın sonunda 19 Mayıs Stadyumu'na kavuşulduğunda takımın puan tablosunun tepesinde yer alması.
70'ler, 80'lerin ruhuyla... Bastır Ankaragücü!

3 Ağu 2013

Ankaragücü Dirilişi

Ne çok zaman oldu "yeni sezon yeni umutlar" demeyeli... Öncelikle bu sezondan oldukça umutlu olduğumu belirterek meramımı anlatayım.
Ankaragücü geçtiğimiz sezon PTT 1. Lig'den düşerken gelecek açısından pek umut verici gelişmeler yaşanmıyordu. Bir yandan Başkan Yiğiner başka bir Ankaragücü planları yaparken(Esnafspor), bir yandan Gökçekler gelecek sezon PTT 1. Lig'de mücadele edecek Ankaraspor'u Ankaragücüspor gibi bir şeyler yapabilme telaşesindelerdi. Ancak planların hiçbirisi tutmadı ya da söylem bazında kaldı. Hatta kimi söylemler de asılsız çıktı. 103 yıllık kulüp kapanmanın eşiğinden döndü. Yakın maziyi unutarak bugünü değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Yiğiner'in henüz sağlayamadığı güven kafalardaki soru işaretlerini hala giderebilmiş değil. Taraftarın içerisinde de kulübü inatla ve ısrarla Gökçeklere peşkeş çekmeye devam eden, sesleri eskiye oranla az da olsa çıkan bir kitle hala mevcut ne yazık ki. Kaldırılamayan transfer yasağı, ödenemeyen borçlar kulübü ekonomik anlamda yıpratmaya devam ediyor. Taksi, otobüs, dolmuş duraklarından toplanan paralar ise ne kadar etkili kullanılıyor bilinmemekte. Son olarak MKE Ankaragücü tarihinde ilk kez Spor Toto 2. Lig seviyesinde bir kümede mücadele edecek. Sorumlular ise hala sorumsuz ve Ankara'yı yönetmeye devam ediyor.
Bütün bu olumsuz tabloyu bir kenara koyarsak Twitter'dan hashtag kasarak #DİRİLİŞ adlı bir temayı işlemeye çalışan bir yönetim mevcut. Diriliş fikri güzel fikir ama yönetimin yönlendirdiği hashtag kötü fikir. Bu da ister istemez Ankaragücü'nün sıradan bir takım gibi yönetildiği izlenimi edinmeme yol açıyor. Sosyal medyadaki hareketliliklerin tabandan gelmesi taraftarıyım.
Futbolcuların -geç de olsa- ödenen paraları, 19 Mayıs Stadyumu'nda oynamaya devam etmemiz, bütün tribünler için makul fiyatlarda kombine bilet çıkartılması, #DİRİLİŞ temalı tişörtler ise güzel ve olması gereken gelişmeler. Mevcut kadrodan da Enes, Bilal Gülden ve Timur eksilmiş olsa da eldeki oyuncu kadrosuyla Spor Toto 2. Lig Kırmızı Grup'ta iyi işler çıkartacağımıza benim inancım tam. İlk başta 200 liradan satılacağı açıklanan kapalı tribün kombinesinin 150 liraya çekilmesi de her iki kapalı tribünde de taraftar grupları olduğu gerçeğiyle bağdaşan bir adım oldu. Yiğiner ve ekibine benim inancım henüz tam değil. Bir yılını doldurmayan bir yönetime şimdiden bu kadar inanmak da anlamsız geliyor. Bırakalım önce kendilerini ispatlasınlar derim. Taraftarın bu sezon ki en azından play-off oynama beklentisini karşılayabilsinler -ki benim beklentim bir üst lige yükselmek yönünde-. Kulübü bu hallere getiren Gökçek yönetiminden gerekli hesapları sorsunlar ve transfer yasağını kaldırsınlar. Ondan sonra tekrardan duruma bakar ve dirilip dirilmediğimize karar veririz.
Fikstür çekildi, 9. haftaya kadar seyircisiz oynama yasağımız mevcut. Hangi maçlara kadın ve çocuklar alınacak, hangi maçlara alınmayacak tam olarak bilmiyorum. Geçen seneden kalan dört maçlık cezanın ilk iki haftasında kadın ve çocukların statta yerini alması gerekiyor. Ankara'daki seyircili ilk maçımız altıncı hafta Ostim'de oynanacak olan Bugsaşspor maçı. Yani, Ankara'da taraftara açık ilk maçımız Gökçeklerin yavru takımı ile. Tekrardan sokak çocuklarının kullanımına açılan saatli kale arkası tribünü ise şimdiden bu sezonun en önemli kazanımlarından birisi oldu. Sezon açılışı, yeni taraftar mağazası ve lisanslı ürün(özellikle de yeni sezon forması) satışı taraftarın şu günlerde en çok beklenti içerisinde olduğu konular. Transfer yasağının kaldırılmasının bana göre her zaman acelesi var. Fakat eldeki kadroyu tutmak mı transfer yasağının kaldırılması mı dersek tabi ki eldeki kadronun korunması derim. Umarım, Ankaragücü taraftarıyla, yönetimiyle, futbolcusuyla, teknik ekibiyle ve tüm çalışanlarıyla #DİRİLİŞ sezonunun hakkını verir.
BASTIR ANKARAGÜCÜ!

12 Tem 2013

Ankara'nın Dönüşümü



Ankara’da yaşayanlar bilir; Sıhhıye Köprüsü Ankara için hem sosyolojik hem ekonomik bir ayrım taşır. Her ne kadar son yıllarda bu ayrım grileşse de, köprüden Ulus tarafına uzanan bölge “getto” ya da halk arasındaki adıyla “varoş” olarak adlandırılır. Genellikle İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinden gelen insanlar yaşar bu bölgelerde. İç Anadolu’dan gelenlerin çoğu ya işçidir ya küçük esnaf, Kürt kökenliler ise genelde pazarcılık yapar; neredeyse tamamı lümpen proleterdir. Gecekondularda otururlar. Doğru-dürüst okulları ve eğitmenleri yoktur, çoğu 8 yıllık zorunlu eğitimi bile bitiremez zaten. Yaz tatilleri yoktur; deniz, plaj, kum bilmezler pek, en fazla köylerine giderler. Çirkindirler, esrar kullanır ve satarlar. Bulamazlarsa “bali” çekerler. Enseleri uzundur, konuşmasını pek beceremezler. Sosyal hayatları olmaz, arada bir kaçak girerler Gençlik Parkına. Asidirler, biat etmesini pek bilmezler.
 









Ankaragücü kimliği
Kimlikler çağında ise bu lümpen proleterlerin bilincinde olduğu tek bir ortak kimliği vardır; Ankaragücü. Ankaragücü, sosyal hayatı olmayan, tatile gidemeyen, eğitimsiz, kendilerine birer Samsa metaforuymuş gibi bakılan, dışlanmışların aidiyet noktası, Ankara’nın varoşlarında yaşayan, geleceği olmayan insanların tutunum ideolojisidir. Bu özdeşliğin ne zaman, hangi sosyolojik ve ekonomik kurulduğunu söyleyebilecek yaşamışlığım ya da bilgi birikimim yok. Ancak Çankaya elitizmine karşı, çirkin Ankara’nın, Ankaragücü’nü sahiplendiği ve bu sahipliğin Ankaragücü’nün başarılı olduğu 70’lerin sonu, 80’lerin başında aidiyete dönüştüğü çıkarımını yapmak mümkün. 90’ların sonundan itibaren de yaratılmaya çalışılan medeni ve eğitimli Gençlerbirliği taraftarı profilini ise, bu “zararlı” özdeşliğin karşısına çıkarılmaya çalışılan başarısız bir projeden ibaret olarak görebiliriz.
Sporu nezihleştirme
“Gentrification”, (Türkçe isimleriyle; kentsel sızma, seçkinleştirme ya da nezihleştirme) David Harvey tarafından; kentin çökmüş semtlerindeki evlerin, özellikle orta gelirli profesyonellerce alınıp yenilenmesi; böylece mülklerin değeri artarken düşük gelirli ailelerin yerlerinden edilmesi olarak tanımlanmıştır. Özelikle İstanbul- Cihangir bu yeni modelin Türkiye’deki ilk uygulama alanı olarak görülebilir. Ankara’da ise bu nezihleştirme projesinin uygulama alanı olarak görülen yerleri, doğal olarak Ankaragücü taraftarının yoğun olarak yaşadığı, Aktaş, Yenidoğan, Hıdırlıktepe başta olmak üzere Altındağ, Doğantepe, Mamak, kısaca gecekondulaşmış bütün merkezlerdir. Buradaki insanlar, Bağlum, Karapürçek, Pursaklar gibi çevrelere TOKİ’nin yaptığı derme-çatma binalara borçlandırarak yerleştirilmekte, hem merkez nezihleştirilirken, hem de yakın gelecekte bir rant kapısı aralanmaktadır. Sosyal devlet, hak, hukuk anlayışlarından yoksun garibanlar ise gecekondulardan kurtulduğuna sevinmektedir.
Altındağ-Aktaş

Aslında bu noktaya kadar yapılanlar klasik bir “gentrification” örneği. Ancak bu noktada ilginç bir bağlantı var. Ankara nezihleştirilirken, yaratılmaya çalışılan gençliğe bir nezih takım lazımdı. Ankaraspor’un olamayacağı çabuk anlaşıldı. Sıra Ankaragücü’ne geldiğinde ise taraftarı çıktı karşılarına.  Değiştirilmeye, dönüştürülmeye çalışılanın ta kendisiydi o taraftar. Dönüştüremeyeceklerini anladıklarında ise onu mutlak pislikle özdeşleştirip üstünü çizdiler. Şimdi bu varoşlarla beraber Ankaragücü’nü de ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Gri Ankara’yı yapay renkleriyle boyadıkları gibi, yapay bir sarı-lacivert yaratmaya çalışıyorlar.

EMRE POTUK

11 Tem 2013

Ankaragücü | Spor Toto 2. Lig 2013-14 Sezonu

2013-2014 sezonunda Spor Toto 2. Lig'de Beyaz ve Kırmızı Grup kuraları çekildi ve Ankaragücü Kırmızı Grup'ta kendisine yer buldu. Süper Lig ve PTT 1. Lig'den aşina olduğumuz birçok şehir tekrardan karşımıza çıktı çıkmasına ama doğal olarak daha küçük çaplı semt ve ilçe takımlarıyla. Ankaragücü önümüzdeki sezon Ankara(2), Antalya, Aydın, Balıkesir, Bilecik, Diyarbakır, Hatay, İstanbul(4), İzmir(2), İzmit, Rize ve Trabzon'da deplasman maçları oynayacak. Ancak birçok yerde şehir merkezini göremeden maçımızı oynayıp Ankara'ya döneceğimiz aşikar. Önümüzdeki sezon bizi hangi takımlar, hangi stadyumlar karşılıyor ufak bir araştırmayla buna göz attım. Grubumuzda Altay haricinde Süper Lig'in gediklisi olan başka bir takım yok. Gönül isterdi ki Göztepe de bizimle aynı grupta olsaydı ama olmadı.

Alanyaspor(Antalya)
Alanya Oba/ 15,000
2004 yılından beri Spor Toto 2. Lig'de oynayan Alanyaspor kadrosunda altyapımızda yetişip 2001-09 yılları arasında formamızı giyen Onur Acar ve 2008-10 yılları arasında formamızı giyen Semavi Özgür yer alıyor. Alanyalı Güçlüler'den duyduğumuz kadarıyla Alanyaspor taraftarının Alanya'da yaşayan Ankaragüçlüler ile arası iyi. Kısacası güneş, kum ve deniz üçlüsünü içinde barındıran bu sezonun en sıkıntısız deplasmanı Alanya deplasmanı olacak.

Altay(İzmir)
Alsancak/ 16,400
İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından 1914 yılında kurulan Altay bu sezon 100. yılını kutlayacak. Süper Lig tarihi boyunca bu ligde en çok mücadele eden altıncı takım konumunda bulunan Altay en son 2003 yılında Süper Lig'de yer aldı. 2011 yılında da 2. Lig'e düşen İzmir'in siyah-beyazlı ekibinin müzesinde iki adet Türkiye Kupası bulunuyor. Ayrıca, Altay yedi kez Avrupa Kupalarına katılma başarısı gösterdi. Geçtiğimiz sezon da İzmir TSYD Kupasını müzelerine götürdüler. Kadrosuna Şehmus Özer'i katan Altay'ı Ümit Kayıhan yönetecek. Ankaragücü altyapısında yetişip 2004-08 yılları arasında Ankaragücü'nde forma giyen Burak Karaduman siyah-beyazlı formayla eski takımına karşı oynayacak. Bu sezon İzmir'de oynanacak maç sezonun en eğlenceli deplasmanlarından birisi olmaya aday gibi duruyor.

Altınordu(İzmir)
Alsancak/ 16,400
Geçtiğimiz sezon Spor Toto 3. Lig 3. Grup şampiyonluğuna ulaştı. 1923 yılında kurulan köklü bir kulüp.

Bandırmaspor(Balıkesir)
17 Eylül/ 5,400
Geçtiğimiz sezon Kırmızı Grubu yedinci sırada tamamlayan Bandırmaspor kadrosunda 2003-09 yılları arasında Ankaragücü forması giyen -zamanında Hollanda'dan büyük umutlarla getirdiğimiz- Ayhan Evren'i de bulunduruyor.

Bayrampaşa(İstanbul)
Mimar Yahya Baş/ 7589
2012 yılında ilk kez Spor Toto 2. Lig'e yükselen Bayrampaşa maçlarını 4,500 seyirci kapasiteli Çetin Emeç Stadyumu'nda oynuyordu. Ancak, stat çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalınca Güngören'e taşınmak zorunda kaldılar.

Bozüyükspor(Bilecik)
Şehir/ 4,100
Geçtiğimiz sezon Kırmızı Grubu onuncu sırada tamamladılar.

Bugsaşspor(Ankara)
Ostim/ 4271
Abisi Ankaraspor bu sezon PTT 1. Lig'de oynayacağı için geçtiğimiz sezon katılmaya hak kazandığı play-off turuna katılamadılar. 2005 yılında Ego'dan Bugsaş'a satılan kulüp geçtiğimiz sezon Polatlı Bugsaşspor adıyla mücadele etmişti.

Diyarbakır BB Spor
Seyrantepe Diski/ 1,540
Geçtiğimiz sezon Spor Toto 3. Lig  1. Grubu şampiyon tamamlayan Diyarbakır BB Spor'un adı bir zamanlar Diskispor iken Ankaragücü ile 2007 yılında Türkiye Kupası'nda mücadele etmiş ve maçı 3-1 kazanmıştık.

Eyüpspor(İstanbul)
Eyüp/ 2,500
Taraftarının internette dolaşan videoları ile tribün aleminde meşhur olan Eyüpspor kadrosunda eski milli futbolcu Ersen Martin'i de bulunduruyor. Sahada iki metre boyunda bir adam görünce şaşırmayın derim.

İskenderun DÇ Spor(Hatay)
5 Temmuz/ 12,390
Geçtiğimiz sezon Spor Toto 2. Lig Beyaz Grubu 12. sırada tamamladılar.

İstanbul Güngörenspor
Mimar Yahya Baş/ 7,589
Geçtiğimiz sezon Spor Toto 2. Lig Kırmızı Grubu 14. sırada tamamlayan takımın takma ismi Bordo Bereliler.

Kızılcahamamspor(Ankara)
İlçe/ 5,124
Kulübün başkanlığını Gençlerbirliği'nde uzun yıllar forma giyen Erkan Özbey yapıyor. Kulüp, 2011 yılında Pursaklarspor'dan Kızılcahamamspor'a dönüştü. Bu sezonun en kısa ve en keyifli deplasmanı olacak gibi duruyor.

Körfez FK(İzmit)
Alparslan Türkeş/ 1,790
Kocaelispor'un veliahdı olmaya aday olsa da Ankaragücü taraftarı İzmit futbolunu her zaman Kocaelispor ile bilir.

Nazilli Belediye Spor(Aydın)
İlçe/ 4,500
En çok kullandıkları slogan olan Naz Naz Nazilli'nin Göztepe'nin Göz Göz Göztepe sloganından geldiğini belirterek söze başlamak lazım. Geçtiğimiz sezon az daha PTT 1. Lig'e yükselmekte olan Nazilli'nin kadrosunda Kemal Okyay(Kayserispor) ve İsmail Baydil(Denizlispor) gibi Süper Lig tecrübesine sahip futbolcular yer alıyor. Kırmızı Grubun bu sezonki en büyük şampiyonluk adaylarından birisi olacaklar.

Ofspor(Trabzon)
İlçe/ 2303
Yapılan son Genel Kurul'da renklerini bordo-mavi olarak belirleyen Ofspor geçtiğimiz sezon ligde kalmayı son anlarda garantiledi.

Pazarspor(Rize)
İlçe/ 2442
Spor Toto 3. Lig play-off maçları sonucunda lige yükselmeyi başardılar.

Tepecikspor(İstanbul)
Belediye/ 3,000
Geçtiğimiz sezon Kırmızı Grubu 4. sırada tamamlayıp play-off oynadılar ancak PTT 1. Lig'e çıkmayı başaramadılar. Grubun güçlü ekiplerinden. 2007 yılında Türkiye Kupası'nda eşleştiğimiz Tepecikspor'u deplasmanda 3-1 mağlup etmeyi başarmıştık.

3 May 2013

Düşer düşer kalkarız...

Kayıp Dönem: Yılmaz Özlem-Taner Öcal Dönemi
MKE Ankaragücü PTT 1. Lig'e bir önceki sezondan kalan sorunlar ve moralsizlik içerisinde başlarken yönetimsel problemler de devam ediyordu. 32 yıl sonra ilk defa küme düşen Ankaragücü takımında altyapıdan çıkan futbolcu ekibinden de kopmalar yaşanmıştı. Bir önceki sezonun öne çıkan isimlerinden Aybars ve İshak takımdan ayrılmıştı. Bu iki ismin haricinde zaten profesyonel olan isimler de takımdan ayrılmıştı.
Sezona Erciyes mağlubiyetiyle başlayan takım ligde on birinci haftaya gelindiğinde sadece dört puan toplayabilmişti. Daha sezonun ortasına gelinmeden Ankaragücü'nün düşüşü kesinleşmiş gibiydi. Ankaragücü on birinci haftada Tavşanlı'ya kendi evinde 1-0 kaybedince Yılmaz ve Taner Hocayla yollar ayrıldı. Türkiye Kupası'nda Iğdır Üniversitesi ve Çorum Belediye'yi eleyen Ankaragücü Beşiktaş ile eşleşmişti.
Ligin üçte biri geride kalırken tam altı maçta Ankaragücü'nün hakkı hakemlerin hatalı yönetimi yüzünden yenilmişti.

Diriliş: Mustafa Kaplan Dönemi
Tavşanlı maçı sonrası Ankaragücü yönetimi hiç vakit kaybetmeden takımın başına Ankara Futbolunun en tecrübeli antrenörlerinden birisi olan Mustafa Kaplan'ı getirdi. Geriye kalan haftalarda Mustafa Hocanın işi çok zordu. İşin kötüsü takımın kümede kalmak gibi bir hedefi de yoktu. Ancak geldiği ilk hafta taraftarından yoksun oynadığı Göztepe deplasmanından puan çıkarmayı başaran hoca bir sonraki hafta da Samsunspor'dan puan almayı başarıyordu. Takımın oynadığı futbolun en iyi biçimde sınanacağı maç İnönü Stadındaki Beşiktaş maçı olacaktı. 86. dakikaya kadar 2-2'lik eşitlikle süren mücadelede Batuhan Karadeniz Beşiktaş'ı bir üst tura taşırken Ankaragücü taraftarları kupadan elenen takımlarını alkışlıyorlardı. Sonraki iki hafta Bolu'dan bir puan alıp Rize'yi 2-1'le geçen Ankaragücü bu dört haftalık periyottan altı puan çıkararak kümede kalma iddiasına tekrardan ortak oluyordu. Deplasmanda hakem hatasına kurban olarak kaybedilen Denizli maçı sonrası taraftarların sahaya girdiği Konya maçından da puan alamayan Ankaragücü bir de beş maçlık seyircisiz oynama cezasıyla karşı karşıya kaldı.

Devre Arası: Mehmet Yiğiner Kulüp Başkanı
Ocak ayındaki kongre öncesi takımın ligdeki konumu çok iç açıcı değildi ancak sezon başında konmuş bir hedefi de yoktu. Kulüp üyeliği yıllar sonra taraftara da açılmıştı. Çok büyük bir sayıda olmasalar da bir kısım Ankaragücü taraftarları kulübe üye olmaya başladı. O sırada Mehmet Yiğiner adı konuşulmaya başlanmıştı. 13 Ocak'ta yapılan kongrede adaylığını koyan Yiğiner başkan seçildi. Transfer yasağı yine kaldırılamadı. Ankaragücü'nün yasaklı olduğu dördüncü transfer dönemi de geride kaldı. Üstüne bir de takımın en önemli oyuncularından birisi olan Ümit Kurt Sivas'ın yolunu tutarken, genç forvet oyuncusu Sinan Kurumuş da Beşiktaş yedek kulübesini ısıtmak için İstanbul'un yolunu tutmuştu.

İkinci devrenin başında Erciyes'e yenilen Ankaragücü, Adanaspor'u deplasmanda 1-0 yenerek sürpriz bir sonuca imza attı. Sonraki hafta Karşıyaka maçından alınan beraberlik taraftarın umutlarını korumasına yardımcı oldu. Manisa'da alınan 4-0'lık hezimet sonrası Urfa'ya 1-0 kaybeden takım ikinci kez dört haftalık bir yenilmezlik periyoduna girecekti. Olaylı Kartal maçında takım bir puan alırken Timur ve maçın hakemi yine en çok konuşulan isimler oluyordu. Hafta içi kararını açıklayan Tahkim Kurulu saha olayları yüzünden Ankaragücü'ne iki maç seyircisiz oynama cezası vermişti. Buca'dan alınan bir puan, 1461 Trabzon galibiyeti ve Antep Belediye'de son dakika golüyle bırakılan iki puan Ankaragücü'nü düşme potasının üzerine biraz daha yaklaştırıyordu. Üst üste alınan Demirspor ve Tavşanlı mağlubiyetleri sonrası bir kez daha düştü gözüyle bakılan takım üç hafta üst üste sırasıyla Göztepe, Samsun ve Bolu'yu yenerek umutlanıyordu. Tavşanlı maçındaki saha olayları yüzünden üç maçlık seyircisiz oynama cezası alan Ankaragücü'nün cezası bir sonraki sezona sarkacak duruma gelmişti. Tam on maç üst üste seyircisiz oynama cezası alınmıştı, ayrıca sezonun ilk iç saha maçı olan Adanaspor maçı da bir önceki sezondan kalan ceza yüzünden seyircisiz oynanmıştı.

Rize'de Son Bulan Umutlar
Son üç haftalık periyoda girilirken Konya ve Rize deplasmanlarına deplasman seyircisi alınmayacağı açıklanmıştı. Konya emniyeti, valiliği, kulüp yönetimi kendilerince haklıydılar. Ancak Rize'de dönen dolapların hiçbir açıklaması yoktu. Rize yönetimi çok açık bir şekilde Ankaragücü'nün itici gücü taraftarından korkuyordu. Federasyon bir kez daha bu yasak karşısında sessizdi. Ankaragücü taraftarı her şeye rağmen bu yasağın delinebileceğini ispatlarcasına Rize'ye yüz kişilik bir çıkarma yapmıştı. Ankaragücü Rize'de 3-0 kaybederken -matematiksel olarak devam etse de- taraftarın kümede kalma umutları sona ermişti.
Son iki haftaya girilirken Ankaragücü'nün kümede kalabilmesi için iki maçını kazanıp, Samsunspor'un iki maçını kaybetmesi, Tavşanlı-Kartal maçının berabere bitmesi, Tavşanlı'nın son hafta İzmir'de Göztepe'yi yenememesi ve Kartal'ın kendi evinde Karşıyaka'ya kaybetmesi gerekiyor.

MKE Ankaragücü tarihinde ilk defa TFF 2. Lig'e düşerken altyapısından yetiştirdiği oyuncularla futbol endüstrisine başkaldırmaya çalıştı. Sezon boyunca takımın oynadığı futbol, taraftarın anlamsız yasaklar karşısında gösterdiği duruş ve takımını hiçbir yerde yalnız bırakmaması bu sezondan geriye kalan olumlu birkaç anı olarak tarihteki yerlerini aldı.

"Bölünsek de, çözülsek de başkaldırdık zamana..."