23 Eki 2012

Anadolu'nun Demir Kanatları

Raylar üzerinde sallanarak seyreden vagonların camına başınızı yasladığınızda İç Anadolu’nun bozkırını , Akdeniz’in alabildiğine yeşilini, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun dağlarını seyrederken demir ve buharla harmanlanmış bir romantizmin içinde bulursunuz kendinizi. Kendine özgü bir tutkudur demiryolları ve trenler. Bir de demir kanatlı demiryolcu futbol takımları vardır; işte orada mavi-lacivert romantizm başlar…
 
  • Demirspor ve Demirsporluluk Kavramları Nasıl Ortaya Çıktı?

Kurtuluş Savaşı’nın ardından Kemalist devrimin hedefi ülkeyi kalkındırmaktı. Ülke kalkınmasının sağlanabilmesi için kuşkusuz demiryollarının yapımına ağırlık verilmeliydi. Demiryolları bundan sonraki süreçte ulaşım dışında bambaşka bir misyon edinecekti: Topluma hareket getirmek. Bu kalkınma hareketi içinde toplumun alt yapısını değiştirerek sportif alanda taşın altına elini koyma görevi yeni doğan Demirsporluların olmuştu. Yeni toplumu yaratmanın iki boyutu vardı: Birlik ve beraberliği sağlayarak rekabetçi olmayan bir dayanışma sergilemek ve savaş korkusunu üzerinde hisseden halkı zinde ve kuvvetli hale getirmek.
  • Demirsporlar Anadolu’da Kurulmaya Başlıyor

1930’lu yılların başında Eskişehir Demirspor kırmızı-lacivert renklerle kuruldu ve Demirspor adını taşıyan ilk futbol kulübü oldu. 1932 yılında Ankara Demirspor'un kırmızı-yeşil renklerle kurulmasıyla Demirspor ağına bir takım daha eklenmiş oldu. Yasal çerçeve tamamlandıktan sonra renkler mavi-lacivert olarak belirlendi. İzmir Demirspor 1931’de ortaya çıkmıştı fakat 1936 yılında liglere girdi. 1939’da Kayseri’nin ilk spor kulübü Kayseri Demirspor’du. Adana Demirspor’un kuruluşuysa 1940 yılının sonlarına denk gelmişti. 1942’de Malatya Demirspor belirmişti futbol dünyasında; temeli 1929’lu Şimendifer Spor’a dayanan Samsun Demirspor 1945 yılında bu isimle faaliyetlerine başladı. 1950’li yıllarda memleket sınırlarında yaşanan değişim ve gelişme çalışmaları Demirsporlar ağına da sirayet etmişti ve takip eden yıllarda yeni kulüplerin doğmasına ortam hazırlamıştı. Örneğin Konya Demirspor 1953, Gaziantep Demirspor 1969, Nusaybin Demirspor ise 1983’te kurulmuştu.



  • Demirsporların Başarı Dolu Dönemleri ve Günümüzde Gelinen Durum 

1940-1960 yılları arası dönem, Demirsporların altın çağını yaşadıkları dönem olarak nitelenebilir. 1939-40 sezonunda Türkiye şampiyonu olan Eskişehir Demirspor; 1947’de yine Türkiye şampiyonu olan Ankara Demirspor, bu başarıları her ne kadar TFF nezdinde kabul görmese de tarihe adlarını yazdırmayı bilmişlerdir. Çukurova Ligi’nde 10 yıl boyunca şampiyon olarak, 1953-54’te de Türkiye şampiyonu olan Adana Demirspor’a da başarısından dolayı ayrı bir parantez açmak gerekir. Adana Demirspor aynı zamanda elde ettiği bu başarısıyla 1960 yılında İstanbul, Ankara, İzmir takımları dışında Milli Lig’e katılan ilk takım unvanını da kazanmayı başarmıştır. 


Güreş, halter, tenis, su topu gibi spor alanlarında da kendisini başarıyla gösteren Demirspor camiaları kültürel hayatın alt yapısında da etkin rol oynuyorlar. Örneğin Ankara Demirspor aynı zamanda caz topluluğu ve musiki topluluğunu da bünyesinde barındırıyor.



1970’li yıllardan sonra Demirsporlara dair kelam etmek oldukça zorlaşıyor çünkü birçoğu amatör branşlarda kalırken, bazıları da kapanıyor. Günümüzde Nusaybin Demirspor’un da devreden çıkması ile Ankara Cebeci İnönü Stadı’nın yalnızlığında Ankara Demirspor ve yıllarca vefakar bir şekilde takımını destekleyen kalabalık bir taraftar kitlesine sahip Adana Demirspor takımları Demirsporlardan profesyonel olarak yaşayan iki takım. 


Hızlı tren ağları ile demiryolları son yıllarda önemli oranda gelişim gösterirken aynı şeyi Demirsporlar için söylemek imkansız. Sanırım profesyonel kulüplerin yasal olarak kurumlardan aldıkları desteğin de kalkmasıyla madden dışa bağımlılıkları her geçen gün artan kulüplerin bundan sonraki akıbeti en çok demiryolu ve demiryolu futboluna öyle ya da böyle emek verenler için merak konusu olacak. Son olarak bu yazının oluşmasında yazdıklarından çokça faydalandığım Yavuz Yıldırım Demirsporların dünyasını şöyle anlatıyor: ‘’ Demirsporlar sadece başarı endeksli ve yarışmacı takımlar olsaydı, bir rakipten öteye gidemezlerdi. Onların yarattığı dünya, biraz da gerçek dünyanın dışında bir yerde, naif bir spor kültürüne dayanması ile farklıydı. ''[1]

1 Yavuz Yıldırım, Tren Bir Hayattır, Tanıl Bora(ed.), İstanbul, İletişim Yayınları, 2012

2 yorum:

disconnectus erectus dedi ki...

Yazınız için teşekkür ederim. Demirspor kültürünü aktarmak, bir süredir önemli uğraşlarımdan biri oldu. En son, İletişim'den çıkan Tren Bir Hayattır kitabında bu konuyu yazma şansım oldu; sizin yaptığınız alıntı da oradan. Not düşmek istedim. Y.Y.

Sinan Baran dedi ki...

Yazının sahibi ben değilim, ancak sitenin editörü olarak ilgili kitabın dipnotunu verdim.