Dört yıllık özlem sona eriyor ve 2014 Dünya Kupası için artık son yedi aylık sürenin içerisindeyiz. Bu yedi aylık süreçte elimden geldiğince az bilinen ya da ilgi alanıma giren ülke profillerinden bahsedeceğim.
İlk hikayemiz Afrika'nın Brezilya'ya giden tek kuzey temsilcisi olan Cezayir'den. Cezayir'in 20. yüzyıla damgasını vuran en önemli olayı Fransa karşısındaki kurtuluş savaşı oldu. Savaş, 1954 ve 1962 yılları arasında sürdü. Cezayir halkının bağımsızlık mücadelesinde en çok öne çıkan örgüt Ulusual Kurtuluş Cephesi (FLN)'dir. 130 yıllık sömürge yönetiminin bir sonucu olarak doğan sekiz yıllık isyan ve direniş sırasında silahlı mücadele yöntemine başvurulup başvurulmayacağı çok kez tartışılmış ancak en sonunda silahlı mücadele yanlısı gruplar tartışmanın galibi olmuştur. Cezayir'in başkenti Cezayir şehri Kasbah (Arap Cezayir halkının yaşadığı bölge) ve Avrupa Şehri (Geneli Fransız olan Avrupalı Cezayir halkının yaşadığı bölge) olmak üzere ikiye ayrılmış ve Kasbah'ta direniş sırasında Fransız askerinin şiddetli sıkıyönetim uygulamaları gerçekleşmiştir. Diğer taraftan da FLN gerillaları seri polis cinayetlerine başlamış ve sıkıyönetime giden yolda ateşi körüklemiştir. Ülke toprakları işgal altında olan FLN gerillalarının verdiği tepki fazlasıyla doğaldır.
Seri polis cinayetlerinin ardından Paris yönetimi Cezayirli Arapları Kasbah şehrine hapseder ve güvenlik önlemleri günden güne sertleşir. Bu süreçte karşılıklı olarak Arapların veya Avrupalıların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde bomba saldırıları gerçekleşir. Avrupalı Cezayirliler de sivil hayatta yakınlarını kaybetmeye başlar. Olaylarla baş edemeyeceğine karar veren Fransız yönetimi daha önce dünyanın farklı noktalarında gerçekleşen direnişleri bastırmakla görevlendirilen Paraşütçü birlikleri adı verilen askeri birliği bölgeye çağırır. Örgüt yapısını çözümleyip, işkence yoluyla, yakaladığı örgüt üyelerini konuşturmayı başaran albay Marcel Bigeard FLN'e büyük darbe vurur. 1957 yılına gelindiğinde Paraşütçüler FLN'i neredeyse ortadan kaldırmıştır. Üç yıl sonra kadınların önderliğinde direniş yeniden başlar ve asker Avrupa Şehri tarafına geçen Araplara ateş açar. Aralık 1960 tarihinde gösteriler sona erer. Halkın tek bir isteği vardır o da bağımsızlıktır. Cezayir, 2 Temmuz 1962'de yapılan referandumla bağımsızlığını kazanır.
Cezayir Ouagadougou'da 3-2 yenildiği Burkina Faso'yu dün akşam Blida'da oynanan maçta 1-0 mağlup ederek Afrika grubundan Brezilya vizesi alan son takım oldu. Daha önce Dünya Kupası'na katılmış olan ezeli rakipleri Fas, Mısır ve Tunus'un yer almadığı kupada Kuzey Afrika'yı (Afrikalı Arap ve Berberleri) temsil edecek tek ekip Cezayir oldu. Dördüncü kez kupaya katılacak olan Cezayir milli takımının hocası Türkiyeli futbolseverlerin de yakından tanıdığı bir isim olan Vahid Halilodziç. Cezayir milli takımının Brezilya'da en çok öne çıkması beklenen oyucuları ise Karim Ziani, Madjid Boughera, Anthar Yahia, Rafik Saifi, Ryad Boudebouz, Ishak Belfodil, Rafik Djebbour, Sofiane Feghouli gibi isimler olacak. 2002 Dünya Kupası'ndaki Senegal-Fransa eşleşmesi gibi bir grup eşleşmesi olması halindeyse Cezayir'in grupta oynayacağı maçlar daha ilgi çekici hale gelecektir.
Ekleme: Cezayir 2014 Brezilya Dünya Kupası'na gitmeye hak kazandıktan sonra sevinç gösterilerinde on iki Cezayirli hayatını kaybederken iki yüz kadar insan da yaralandı.
Fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Kas 2013
15 Oca 2013
Kanouté askeri müdahaleye tepkili.
Frédéric Kanouté resmi web sitesinde "Mali Krizi"* ile ilgili bir yazı yayımladı. Yazıda Mali'de yaşananlardan ötürü çok üzgün olduğunu söyleyen futbolcu, askeri müdahalenin çözüm olmadığını belirtti. Ayrıca çözümün siyasi yollarla sağlanması gerektiğini de ekledi. Kanouté ülkesinde çıkan olaylarda masum insanların ölmesinden endişe duyduğunu da belirtti. Son olarak Mali'nin bir an önce barış ve istikrara kavuşması için dua ettiğini söyledi.
*:Mali'nin kuzeyinde radikal İslamcı grupların oluşturduğu tehdit Başbakan Modibo Diarra'yı da endişelendirmişti. Diarra, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kürsüden ülkesine askeri müdahalede bulunulmasını talep etmişti. Fransa da eski sömürgesi Mali'ye askeri müdahale kararı çıkarılması için Güvenlik Konseyi'ne çağrıda bulunmuştu. Ocak ayının ikinci haftasında Fransa, Mali ordusunun da desteğiyle ülkenin kuzeyine askeri müdahalede bulunmaya başladı.
Etiketler:
Birleşmiş Milletler,
Fransa,
Frédéric Kanouté,
Mali
24 Haz 2012
...çünkü biz İspanya'yız...
İspanya- Fransa maçını İspanya/Valencia’da izleme fırsatım
olduğundan dolayı büyük heyecan duyuyordum. Belki de İspanyol taraftarlar ve
maçın atmosferi beni de içine alacak ve İspanya’nın finale yürüyüşü benim için daha da
güzel bir hal alacaktı.
Maç
öncesi sokağa çıktım ve maçın havasını İspanya’da solumak istiyordum. Ancak beni
karşılayan boş sokaklar huzurumu kaçırdı doğrusu. Az da olsa gördüğüm
insanların da turist çıkması kafamı karıştırıyordu ama sonradan anladım ki bu
hafta sonu Formula 1 Valencia yarışı varmış ve turistlerin akınına uğramış
burası ama maçtan eser yok...
Maç
saati yaklaşınca eve dönüyorum çünkü bi önceki gece Portekiz maçını beraber izlediğimiz Portekizli arkadaşlarımla evde izleme kararı almıştık. Maç başladı ve İspanya’nın
inanılmaz yüzdeli pasları da böylece başlamış oldu. Ayrıca belirtmeliyim anlam
veremediğim bir şekilde Portekizliler yarı finalde İspanya ile oynamak
istiyorlardı; ya Ronaldo’ya çok güveniyorlar ya da bilmediğim bir şey var
çözemedim gitti. İlk düdükle beraber oyunda üstünlüğünü kabul ettiren İspanya
yine harika bir organizasyonla Jordi Alba’nın ortasına güzel bir kafa vuruşuyla
karşılık veren Xabi Alonso’nun golüyle dakika 19 da 1-0 öne geçmeyi başardı.
Gole kadar ki mükemmel İspanya oyunu golden sonra da devam etti. Açıkcası
belirtmek isterim ki maç öncesinde Fransa’dan daha fazlasını bekliyordum. Ribery
arada bir diş gösterse de Fransa’dan ona katılan olmadı, özellikle Benzema
Fransa halkının beklentilerini sahaya yansıtamadı doğrusu..
Maçın
ikinci yarısı da ilk yarısından farksızdı topla oynayan İspanyollar top kapmaya
çalışan Fransızlar vardı sahada. Dakika 90’a kadar da böyle devam etti. Uzatma
dakikalarında da kazanılan penaltıyı gole çeviren Xabi Alonso skoru ilan etti.
Laurent
Blanc’a üzüldüm açıkcası çünkü iyi takım kurup iyi futbola yönelmişti ancak bu
yenilgi ve turnuvadan eleniş Blanc için de bir sonun başlangıcı olabilir.
İspanya
yarı finalde olmasına sevinmiştim ama aklımda hala boş sokaklar vardı. Maç
sonrası planlarımız çerçevesinde aziz St. Juan günü için düzenlenecek olan plaj
kutlamalarına gittik ve boş sokaklarla ilgili cevabımı orada tanıştığımız
Eduardo'da buldum;
Eduardo: Maç için aslında pek heyecanlı değildik zaten
kazanacağımızı biliyorduk, evimizde sakince maçı izledik ve şimdi eğleniyoruz.
Sırada Portekiz var onları da yeneceğiz çünkü biz İspanya’yız...
11 Haz 2012
Fabian Stratejisi
Fabian Stratejisi
Fransa ile İngiltere arasında on dördüncü
ve on beşinci yüzyıllarda yaşanan savaşlar günümüzde “Yüz Yıl Savaşları”
olarak anılıyor. İngiltere Fransa topraklarına girdiğinde “Breton
Şövalyesi” Bertrand du Guesclin, eski
Roma kumandanı Fabius Maximus tarafından
bulunan “Fabian Stratejisi”ni kullanarak savaşların gidişatını Fransa lehine
çevirmiştir. Kısaca, kendinden güçlü bir ordu karşısında geri çekilip onların
yapacakları her hatayı değerlendirmeye dayanan bu strateji savaşlarının kazanılmasında
önemli rol oynamıştır.
“Yüz Yıl Savaşları” kadar uzun
gibi gelen bu akşam ki 90 dakikada ise Fabian Stratejisini uygulayan taraf
değişti. İngiltere tarihinin en beklentisiz turnuvasına Fransa’dan bir puan alarak
başladı. Milner, Young, Walcott, Chamberlain, gibi kanat adamlarına rağmen, bir
türlü uygun forveti bulamayan İngiltere, orta saha kalitesinin düşük olmasının
da etkisiyle, oyunu geride kabul etti. Bu Terry-Lescott ikilisini geniş alanda
yakalanmayarak, rahat bir oyun çıkarmalarına neden oldu. Beklenen hataların
ilkinde Milner yanlış adım atınca Torres vari bir gol kaçırdı. İkinci hatada
ise Lescott tipik İngiliz gollerinden birini ağlara gönderdi. Ancak kadro ve
teknik adam yetersizliğinin yanına Hart’ın kapattığı köşeden yediği gol
eklenince skoru koruyamayarak bir puana razı oldular.
Manş Denizinin öteki tarafı ise
maçın gerçek aktörüydü. Yenilenmiş kadrosu ve şık formasıyla turnuvaya şaşalı bir
giriş yapmak isteyen Fransızlar beklediklerini bulamadılar. Maç boyunca tempoyu
yükseltemediler. Turnuvadaki güçlü takımların takıntısı haline gelmiş Barcelona’nın
“tiki-taka”sını oynama çabasının Fransızları da bozduğunu gördük. Ribery,
Benzema gibi dikine, tempolu oynayan adamlar sahada kayboldu. Görünüşte
İngiltere karşısında alınan bir puan iyi gözükse bile, aradaki kalite farkına
bakarak Fransa için maçın bir hayal kırıklığı olduğunu söyleyebiliriz.
Gerek turnuvanın ilk maçı olması
gerekse rakibin İngiltere olması tempo düşüklüğü için bir sebep olabilir. Ancak
Fransa’nın çok daha ciddi sorunları var. Lloris, Benzema ve Ribery abartıldıkları
kadar mükemmel futbolcular değiller. Her ne kadar ikinci yarı iyi oynasa da Diarra
gibi düz bir oyuncunun bu takımda oynaması garip. Defans dörtlüsünün kalitesi
eski Fransa savunmasını mumla aratır nitelikte, en iyisi Evra bile-günümüz
klişesi-arkası dönük adama faul yapabiliyor. Kanatlar iyi kullanılıyor ama
gelen ortaları değerlendirecek bir adam hala bulunamadı. Bütün bunlardan daha
önemlisi ise takımın hala bir lideri yok; Nasri oyuna ağırlığını koyamıyor;
Ribery’nin ise takımı yönetecek kapasitesi yok. Hala yeni Zidane’larını arıyorlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





