30 Ara 2012

OYNAYIN ULAN !

Futbolsever değilim ben, futbolun kendisiyim. 

Matematik bilmiyordum ben, oturdum çalıştım dört ayda matematik öğrenip üniversite sınavını kazandım. Ama kırk yıl çalışsam Gökhan Gönül gibi kademeye giremem. Tipsizin tekiydim saçlarımı kestirip lens taktım, ama hiçbir zaman İbrahim Üzülmez'in yarısı kadar bile karizmatik olamam. Ailemi mutlu ettim, okudum azimle bir yerlere gelmeye çalıştım; ama hiçbir zaman gol atıp golden sonra VIP tribününe bakarak el öpme işareti yapamam. 

Efsaneye göre Antik Yunan'da tanrılar Olimpos'un üzerine çıkıp gladyatör dövüşlerini izler, kendi aralarında da yorum yaparmış. Bu yönüyle futbolun insanı tanrı seviyesine çıkardığı söylenir. O tanrılar gladyatör olmak ister miydi bilmiyorum ama ben it gibi futbolcu olmak istedim. İşte o yüzden bizim sahip olamadıklarımıza, asla sahip olamayacaklarımıza sahip olan futbolcular adam gibi oynayacak. 

Ben Trabzonspor forması giyseydim, ben bu formayı giydiğim için birileri giyemiyor diye düşünürdüm. Ve buna üzülürdüm. Formama bakardım, tribüne bakardım ve üzülürdüm. 

Maçtan sonra tribüne fırlattığınız formayı düşünün. Hayat boyu karınca incitmemiş adamlar bile iki kişiyi altına alıp hücum ediyor o formayı yakalamak için. Ve yakaladığında da gözü gibi bakıyor ona. Siz de gözünüz gibi bakın. O formalar sizin değil, onu asla giyemeyecek olan binlerce yüreğindir.

İşte bu yüzden Trabzonspor formasını üzerine geçiren her oyuncu hata yaptığında yuhalarım bağırırım, küfür de ederim. Çünkü Henrique bu takımın ismini bilmiyorken ben defterime kadrosunu yazıyordum. Üzerindeki armada benim gönlüm, sırtındaki formada benim ruhum var.

26 Ara 2012

We've Got Our Trophy Back!

2001-2002 sezonu öncesi üst üste üç kez şampiyon olan Manchester United, 2001-2002 sezonunda şampiyonluğu Arsenal'a kaptırmıştı. Bu da Manchester United için 2002-2003 sezonunun unvan mücadelesi şeklinde geçeceğinin bir göstergesiydi.

Kadrosundan Dwight Yorke'u kaybeden United, Rio Ferdinand ve İspanyol kaleci Ricardo transferleriyle sezonu açtı. Halihazırda güçlü bir kadroya sahip olan Kırmızı Şeytanlar için stoper ve yedek kaleci transferi yeterli oldu. Ruud Van Nistelrooy, Juan Sebastian Veron, David Beckham, Diego Forlan, Ryan Giggs, Paul Scholes, Ole Gunnar Solskjaer gibi isimlerden kurulu hücum hattına takviye gerekmiyordu. 

Dört kupada birden mücadele verecek olan United sezona çok kötü bir başlangıç yaptı. Hazırlık maçlarında sadece Ajax'a kaybetmiş olmasına rağmen lige iyi bir giriş yapamadı. İlk altı haftada sadece sekiz puan toplayıp kendine onuncu sırada yer bulabildi. Ancak Şampiyonlar Ligi'nde ilk gruptan çıkmayı garantileyen takımın lige odaklanması da zor olmadı. Noel dönemini de kötü geçirmesine rağmen, United 1 Ocak 2003'e üçüncü sırada girdi ve aynı gün Arsenal'in arkasında ikinci sıraya yerleşti. Şampiyonlar Ligi'nde de ikinci gruptan da erkenden lider olarak çıkma başarısını gösterdi.

Sezon başında Şampiyonlar Ligi ön eleme turunda Macar temsilcisi Zalaegerszeg takımına deplasmanda 1-0 kaybettiği maç ve ilk grupta liderliği garantiledikten sonra deplasmanda Maccabi Haifa'ya 3-0 yenildiği maç(Türkiye spor kamuoyunun yakından tanıdığı senaryo) sezonun en kötü iki maçı olarak yerini çoktan almıştı.

Yeni transferlerden kaleci Ricardo ise 3-0 kaybedilen Maccabi maçında kaleyi koruyan isimdi. Ligde şans bulduğu tek maçta önce penaltı yaptırıp sonra da penaltıyı kurtarmıştı. Zaten Ricardo'nun United macerası da bu anlardan ibaret oldu.

Fabian Barthez ise rutin sezonlarından birini yaşamıştı. Roy Carroll ise takımının kalesini toplam 16 maçta korumuştu.Takımın bekleri Gary Neville, John O'Shea ve Mikael Silvestre içinse asist dolu bir sezon geçiyordu. Leeds'ten 30 milyon Avro'ya transfer edilen Rio Ferdinand ise o sezon takımının 46 maçta formasını giyme başarısını gösterdi. Laurent Blanc tecrübesiyle savunmayı toparlarken sezon başında sakatlıkla uğraşan Wes Brown da takımı adına savunmada iyi bir performans sergiledi.

David Beckham, Ryan Giggs ikilisinin asist ve golleriyle sürüklediği kanatlar sezon boyu tıkır tıkır işlemişti. Paul Scholes'un üst düzey performanslarından birini sergilediği sezonda ligde 14 toplamda 20 gole ulaşması ilginç ayrıntılardandı. Juan Veron, Phil Neville, Roy Keane ve Nicky Butt'lı orta saha takımı ayakta tutmaya yetiyordu.

Ole Gunnar Solksjaer, Diego Forlan ve Ruud Van Nistelrooy'dan oluşan hücum hattında Hollandalı sezonu Thierry Henry'nin bir gol önünde 25 golle kral olarak tamamladı. Nistelrooy'a "Flying Dutchman" lakabını kazandıran Fulham maçı da bu sezondaydı.


Ocak ayı sonrası kızışan şampiyonluk yarışında United Highbury'de rakibine boyun eğmedi ve 2-2 biten maçın ardından bir hafta önce kazandığı liderliğini korudu. Geriye kalan dört haftada bütün maçlarını kazanan Kırmızı Şeytanlar sezonu şampiyon olarak tamamladı. Goodison Park'ta oynanan Everton maçının ardından kupayı kaldıran United'lı futbolcuların ve Sir Alex Ferguson'un dilinde tek bir slogan vardı: "We've got our trophy back!"

Şampiyonlar Ligi macerasında ise United çeyrek finalde Real Madrid'e boyun eğdi. İlk maçta Santiago Bernabeu'dan -Figo ve Raul işbirliği şeklinde geçen maçtan- 3-1'lik skorla mağlup ayrıldı. İkinci maçta ise United'ın hayallerini bir efsane, Ronaldo yıktı. Ronaldo'nun hat-trick yaptığı maçı United 4-3 kazandı. Futbol tarihinin efsanevi maçları arasında yer alan bu mücadelede Real kalesini kendi oyuncuları yakıyordu. Iker Casillas'ın çilesi kaleyi yeni yeni korumaya başladığı o dönemlerde başlamıştı.

Sezonun ilginç ayrıntılarından birisi de Newcastle ile oynanan her iki maçın sekizer golle tamamlanması oldu. Old Trafford'da 5-3 kazanan Kırmızı Şeytanlar rövanşı da 6-2'lik skorla kazanmışlardı.

League Cup ve FA Cup'ta başarısız sonuçlar alarak elenen United'ın elinde sadece Premier League şampiyonluğu vardı, fakat tekrardan kazanılan bu kupa her şeye bedeldi.

21 Ara 2012

Pele Metin'den Metin 2'ye Bir Yarım Kalmışlık Öyküsü

Metin Küçük, nam-ı diğer Pele Metin. Babasından ona miras kalmış Pele lakabı. Terme'den çıkmış en büyük futbolcu olarak gösterilir. 'Metin' der herkes, 'Metin kendini bitirdi' der. Lakabı Pele'dir ama lanse edilen Metin biraz George Best'e yakındır. Çok yetenekli olan, ama yeteneklerini harcayan bir Metin imajı çizilir.

Metin Küçük otuz beş yaşında, 'Adress Cafe' adında bir internet cafe işletiyor. Evli ve bir kız çocuğu sahibi. Bundan üç dört sene önce bir halısaha maçında ayağı kırılmış, yanlış teşhis yanlış tedavi derken kırığı düzgün kaynamamış ve bu olaydan sonra detone olan bir tenor misali çimlere 'Pele' gibi basamamaya başlamış. Hala halısaha turnuvalarında kurulan veteran takımlarda ilk başa yazılır. Yaş ilerlemiş, kırık çıkık formdan düşürmüş ama hala halısahada top Metin Abi'nin ayağına geldiğinde herkes 'bir dakika' der. Topa öyle dokunur, oyunu öyle bir okur ki sahanın 5-10 metresinde adeta bir özerk bölge oluşturur, onundur orası.

Gittim yanına 'Metin Abi futbol hayatınla ilgili bir röportaj yapalım' dedim, 'sağolasın ama futbol düşünmüyorum, konuşmuyorum kardeşim' dedi ve sustu. Sonra yaklaşık 45 dakika bir şeyler anlattı bana. Sonra yine sustu ve bir daha konuşturamadım. 'Yaz' dedi 'yazabildiğini yaz'.

... 



                              -Oturanlardan soldan ikinci Metin Küçük


' Yolspor'da başladım futbola. Termespor'a gelişim 19 yaşıma denk gelir. Dört sene oynadım Termespor'da, sonra Sivasspor'a geçtim. Ben Termespor'da oynarken 3.Lig'deydi takım, benim gittiğim sene de düştü. Sonra da 'Metin gitti o yüzden takım düştü' denildi. Termespor'da oynarken birçok yerden teklif geldi. Hepsi sudan gerekçelerle, astronomik rakamlarla yokuşa sürüldü. Gitmek istedim, ama yollamak isteyen yoktu. 'Metin olsun' diyen yoktu. Terme'de bu işlerin içinde olan insanlar hep bu işte direkten dönmüş kişilerdir, direkten dönmüş adam senin 'gol' olmanı istemez, istemediler de. 

Sivasspor 2.ligdeydi. Bana talip olma durumları yoktu, ortada fol yoktu yumurta yoktu. Bonservisimi aldım, her şeyden vazgeçtim telefonumu satıp Sivas'a gittim denenmek için. Başardım takımda kaldım. Herkes 'Metin alemlerden alemlere akıyor' derken benim cebimde beş kuruş param yoktu. Kulübün bana vereceği paraya ailem taş koydu, yarın öbür gün üç kuruş para aldım bu sefer ailem el koydu. Tesislerde yatıp kalkıyordum. O 'alemci' dedikleri Metin takım arkadaşlarıyla beraber katıldığı kokteyllere bir çift eşofmanı ile gidiyordu. Futbol hayatım boyunca ne alkol ne de sigara kullandım. Ağzımda bir sigara görenler beni berduş yaptı, Avrupa'da ve Türkiye'de oyuncular arada sırada sigara içip yakalanmıyor mu? Tabii ki olur. Ama sen düştüğün zaman törpüleniyor bunlar. Futbol kahpe oyun. İyiysen her şey iyi, kötüysen her şey kötü.

Sivasspor'da 11 oyuncu hocaya baş kaldırmış. Beni de bu listeye almışlar. 21 yaşında takımda 'papaz' muamelesi gördüm. Başkan 'süresiz kadrodışısın' dedi, ne diyeceksin?

Birkaç kulübe gittim. Eskiden takım arkadaşım olan hocalar bana 'burada sana 2.lig havası yaşatmam' deyip idmanda huni toplatmaya kalktı. Ne diyeceksin? Kaybetmişsin sonuçta. 

Terme'ye geldim, benim tecrübemden yararlanacak benim her şeyimden faydalanacak hoca, ki eski takım arkadaşımdır, 'seni seneye düşünüyorum' dedi. Ordan burdan getirilen topçuya 1000 lira para verilirken dedim ki bana 500 lira verin şu gençlere dağıtayım. Vermediler. Çarşamba'dan getirilen topçu iki sene banko oynatılıp pişirilip başka takımlara yollanırken Terme'nin çocuklarına hep aptal muamelesi yapıldı. Bunlar yürüsün ama Termeli yürümesin. Kendine yönetici diyen adamlar birasını sigarasını içerken ben ve benim gibi her Termeli genç, yağmurda çamurda beş parasız hizmet etti Termespor'a. Takım düştü 'Metin düşürdü' oldu, Metin düştüğünde ise saygısızca sevgisizce davrandılar. 



                              -Oturanlardan sağdan üçüncü Metin Küçük
                              -Termespor 3.lig'de 2000 yılı Sürmenespor deplasmanı


Futbolu okuyan adamla, gören adam farklıdır. Ben gördüm. Oynamak istedim, hocalık yapmak istedim. Terme'ye hizmet etmek istedim. Ama fırsat vermediler. Düşmüşsün ya kaybetmişsin ya ne işleri olacak senle? Termespor'u geçtim beni halısahada top oynamaya bile davet etmediler.

Üç beş ay zaman geçirmek için açtım bu internet cafeyi. İnternetin 'i'sini bilgisayarın 'b'sini bilmezdim. Tutacağı varmış tuttu. Bu sefer 'Metin el atından gençlere sigara içki veriyor' dediler, ne diyeceksin? Kendimi bu internet cafeye kapattım ben. Sokağa çıkmak dahi gelmiyor içimden. Burayı kapatır evime giderim. Futbol benim yaram kardeşim. Şimdi sen diyorsun ki 'konuş', kime konuşayım? Beni hiç maç izlerken gördün mü? Birileriyle futbol konuşurken gördün mü? Bazen diyorum 'ulan napıyorum ben bu internet cafede, kim bu insanlar?' Kafayı yiyecek gibi oluyorum.


25 yaşında bıraktım ben futbolu. Çok kötü zamanlar geçirdim nelere sahip olabileceğimi, nerelerde olabileceğimi kestirmek dahi yaraladı kahretti beni. Kafama silah bile dayadım, dedim ki 'niye yaşıyorum?'. Kaç kişi aradı kaç kişi sordu, karısını yanına alıp yanıma gelenler oldu, 'oyna Metin' dediler. 'Bıraktım' dedim. Sonra 'futbol oynarken yaptı' dedikleri her şeyi yaptım. Unutmak için. Sadece unutmak için içtim. Sana en son şunu söyleyeyim bana sadece 22 yaşını ver kardeşim; sonra ne istiyorsan yaz altına, imza atayım..'

Metin Küçük bir yarım kalmışlık öyküsü. Hayatta herkesin 'keşke'leri var; ama futbolun 'keşke'si çok hüzünlüymüş onu gördüm. TRT Spor'da yayınlanan  'PİŞMANIM' programındaki 'keşke'lere benzemiyor bu. Metin Abi'nin sesi titreyerek anlattığı 'keşke'lerini hep bir çocuk haykırışı kesiyordu 'Metin Abi Masa 6'yı açar mısın?' diye. Bu duygu hiçbir şeye benzemez, yaşamayan da bilemez tahmin edemez. Ben çok uğraştım ama kendisinin yerine koyamadım kendimi, kimse de koyamaz.

Terme futbolu sıradan bir golsüz maçın öyküsü. Metin Küçük de bu golsüz maçın ofsayt pozisyonu. Tek istediği şey golsüz maçın ofsayt pozisyonu olarak özet görüntülerinde yer almakmış. Ama yapmamış Terme insanı. Koymamış Metin Abi'yi.

20 Ara 2012

Mazi

Bir takımı tutmak, ona sevdalanmak, onunla yatıp onunla kalkmak, iki haftada bir mabedinde onunla buluşmak, uğruna kilometrelerce yol tepip onu yalnız bırakmamak vs. bunların hepsi kendi hesabıma taraftarlık olgusunun can damarları. Tuttuğun takımın hangi ligde olduğu ya da hangi rakiplerle maç yaptığı ise ikinci planda kalan unsurlar. Bunların yanında geriye dönüp baktığında herkes şanlı bir mazi görmek ister. Kiminin onlarca kupası vardır, kiminin üç-beş tane kupası vardır, kimininse hiçbir şeyi yoktur. Ama hiçbir şeyi olmayan takımların bile şanlı bir mazisi vardır(Kimi müessese ve belediye takımları hariç). Mazi denilen şey de alınıp satılan bir şey değil doğası gereği. Ancak bugünlerde Ankara'da mazi alım satım işlemleri başlamış durumda. Hem de bir kısım taraftarın desteğiyle.


1910 yılında İmalat-ı Harbiye adıyla kurulan kulübümüz MKE Ankaragücü yaklaşık iki yıldır iflas eşiğinde dolanıyor. Aslında fiili olarak iflas eden kulüp resmi olarak iflas bayrağını tam anlamıyla çekmedi. Altyapıdan yetişen futbolcularla PTT 1. Lig'de yaşam mücadelesi veriyoruz. Ancak akbabalar fırsatını bulduğu anda elimizde kalan son jenerasyona da çökme derdinde. Üstüne üstlük başka akbabalar da, kulüpten bu saatten sonra bir yol olmaz biz size yenisini kuralım, derdinde. Her ne kadar bunu şu sıralar pek dillendirmeseler de nihai planlarının MKE Ankaragücü kulübünü kapatıp yerine Ankaraspor A.Ş.'yi koymak olduğu aşikar. Tabi ki Ankaraspor A.Ş.'nin adı içinde Ankaragücü ismini barındıran bir şekilde değiştirilecek. Bu Ankaragücü A.Ş. olur, Ankaragücüspor A.Ş. olur, Ankaragücü Futbol ve Gençlik Spor Kulübü olur; olur da olur... Peki MKE Ankaragücü'nün yerine açılacak yeni kulübün mazisi ne olur? 

Bir yanda 1910 yılında kurulmuş, mazisi hepimizin ortak mazisi olan bir kulüp, bir yanda ise 1978 yılında kurulmuş ve ne şartlar altında ayakta kaldığı meçhul, taraftarı, camiası, mazisi olmayan bir kulüp. Evet, her takımın mazisi var ama bu takımın yok! Tıpkı kurulduğu zamanda mekanla bütünleşemeyen diğer müessese ve belediye takımları gibi. Ankaraspor A.Ş., Şekerspor, Türk Telekom gibi takımlar Ankara'nın futbolda kanayan yaraları. Ne olduğu belirsiz camialara sahip takımlar. Ankaragücü ismini yaşatacağız derken o ismi bu seviyelere çekmeye ne gerek var? İçi boşaltılmış bir taraftarlık olgusuyla A.Ş. projesine destek vermenin kime ne faydası var? TFF'nin resmi web adresinde geçmiş yıllarda oynanan maçlarda kendi kendini yenen bir Ankaragücü ismi görmenin kime ne yararı var? Mazisi olmayan bir Ankaragücü, müessese veya belediye takımına dönmüş, dönüştürülmüş bir Ankaragücü'nün bana bir faydası yok, fazlasıyla zararı var!

Ankaragücü A.Ş.'yi isteyen taraftarlara son bir hatırlatma: Kulüp kapanır da A.Ş. projesiyle yola devam edilirse o tuttuğunuz takımın mazisinde iki adet Türkiye Kupası ve üç tane de ikincilk olmayacak. Atletico Madrid, Rangers, Leeds United vs. Avrupa Kupası maçları da olmayacak. İntertoto kupasında Slovakya takımıyla oynadığı iki maç olacak. Ha bir de 1980 Darbesi, 92-93, Cemal Aydın vs. muhabbetlere katlanmak zorunda kalmayacaksınız. Seçim sizin.

17 Ara 2012

Ronaldo against the overweight

İl Fenomeno katıldığı reality show programı için üç ay içerisinde tam on yedi kilo verdi. Bence Ronaldo artık futbola dönüş yapabilir.


Vukcevic İyileşiyor

28 Eylül 2012 tarihinde sürdüğü arabanın kontrolünü yitirerek kaza yapan Boris Vukcevic yaklaşık sekiz hafta komada kaldıktan sonra günden güne iyileşmeye devam ediyor.
Vukcevic başta Hoffenheim camiası olmak üzere Bundesliga'da kendisine destek olan bütün kulüplere ve taraftarlara ailesi aracılığıyla teşekkürlerini iletti.


Kazadan sonra Hoffenheim tribünleri

15 Ara 2012

Copa Sudamericana Yılın 11'i

   Amerika'nın 2 numaralı kupası olan ve düzenlemeleriyle dünyanın en karışık organizasyonlarından birisine sahip olan Copa Sudamericana'da yılın 11'i kupanın resmi sitesi tarafından açıklanmış. Kupayı 12 Aralık tarihinde Arjantin ekibi Tigre 0-0'ın rövanşında 2-0 ile geçen Brezilya'nın köklü kulüplerinden Sao Paulo almıştı. Özellikle Porto, Benfica gibi kulüplerin etkin tarama ekibine sahip olduğu coğrafyada, Avrupa'nın başaltı takımlarının kaynaklarından biri de bu kupa. Birkaç yıl içerisinde aşağıdaki isimlerden bazılarını Avrupa'da "nerden bulmuşlar bunu ya" nidalarıyla izleyebiliriz.

Not: Fotoğrafı Kolombiya ekibi  Los Millonarios D.C'nin resmi Facebook sayfasından aldım. Millonarios bu yıl kupada yarı finalde Tigre'ye elendi(Los Millonarios D.C)

9 Ara 2012

İbrahim Toraman Nerede Oynamalı?

Bir futbolcunun yürekten oynaması, canını dişine takıp türlü fedakarlıklarla camiası adına elinden geleni yapması; o futbolcunun saha içerisinde takımı adına her zaman olumlu işler yaptığını, maksimum faydayla oynadığını göstermez.

Beşiktaş'taki 8.yılını yaşayan İbrahim Toraman'da bu konuda konuşulması gereken isimlerden. Yıllardır yerli-yabancı birçok hocayla çalışarak her zaman vazgeçilmez olmayı başardı. İbrahim Üzülmez'le yaşadığı ikinci kavgadan sonra birinci kaptan İbrahim Üzülmez'in kulüple ilişiği kesildi, ama o Beşiktaş'ta kaldı. Kimi kesimler onu 'torpilli' olmakla suçladı; fakat ne hikmetse onu Beşiktaş'ta tutan bu torpil iş milli formayı almaya gelince pek işe yaramıyordu. Kendisinden çok daha başarısız ve kötü oyuncuların bile milli takıma alındığı dönemlerde milli takıma seçilemedi. Yani Beşiktaş'ta yaşadığı durumun tam tersini yaşadı milli takımda, hangi hoca gelirse gelsin ilk onun ismini yazdı kadroya alınmayacaklar listesine.


İbrahim Toraman bana göre de Beşiktaş takımının stoper mevkiinde yeterli görünmüyor, ama bu yeni bir durum değil. Yıllardır bu tarz eleştiriler Beşiktaş taraftarı tarafından dillendiriliyor. Dün oynanan Eskişehirspor maçında da bu savları destekleyecek sahnelere tanık olduk. Son haftalardaki yaygın kanı şu: Toraman savunmanın önünde rakip hücumcuları yıldırma görevinde, stoperde olduğundan daha başarılı bir performans sergiliyor. Ben de bu görüşe katılan kanattayım. Savunmada yapamadığı bir hamlenin, yediği bir çalımın, set çekemediği bir verkaçın telafisi imkansıza yakın; ama savunma önünde güçlü fiziğiyle, orta sahadaki gençleri rahatlatan kaptanlık misyonuyla, bitmek bilmeyen enerjisiyle takımına çok daha faydalı görünüyor.

8 yıldır bu forma için başta savunma olmak üzere, sağ bek, ön libero mevkiilerinde elinden gelen her şeyi yapan kaptan İbrahim Toraman'a bir Beşiktaşlı olarak teşekkürü borç bilirim. Uzun yıllar daha bizimle birlikte olman dileğiyle kaptan. İbrahim Üzülmez'i çok seviyor olmam seni hiç bir zaman 'öteki' yapmadı kalbimde. Yaşanan olaylardan sonra Fenerbahçe'ye 2 sezon önce İnönü'de 4-2 mağlup olduğumuz maçta attığın golün ardından döktüğün gözyaşları bizler için çok değerli. Nerede oynarsan oyna çok önemi yok bu taraftar sahada yüreğini koyan rakip takımı da alkışlamış, alkışlayan bir taraftar.

7 Ara 2012

Çocukluk aşkı olarak kalmasın! Evlenelim!

Futbol her yanıyla başlı başına bir romantizmdi benim için. Sanıldığı gibi Tsubasa izleyerek aşık olmadık benim gibi birçoğumuz futbola. Tsubasa denk geldi, iyi de oldu. 7 yaşındayken evimin koridorunda küçük, sünger topumla tek başıma oynadığım çift kale maçlarla başladı bu serüven. Koridorda 22 as oyuncu, teknik heyet ve yedek oyuncular vardı bana göre ve binlerce kişinin duvarlardaki tribünden bana baktığını ve desteklediğini hissederdim, heyecanın verdiği bir sızı kaplardı sol yanımı. Kağıtlara özenerek yazdığım fikstürler ve puan tablosu vardı her gün oynadığım maçlarla güncellenen. Beşiktaş her zaman kazanmazdı oynanan maçlarda mesela; torpil yoktu bizde, neyse o. Realizm hakimdi bizim koridordaki maçlarda, Galatasaray düzenli olarak penaltı kazanır ve sahanın salona bakan dilimindeki kaleye doğru ağlarla buluşurdu hep bu penaltılar. Yine Galatasaray'ın kazandığı UEFA kupasına giden süreçte maçlar, onlarca kez benim sünger topumla ya da ondan önce görevini başarıyla devam ettiren her renkten çorabımla oynanmıştı, ev bilmem kaç kez bayram yerine dönmüştü...

Sürekli Beşiktaş'la koşturmaktan bıkıp arada Kocaelispor ve Gençlerbirliği'ni temsil ederek üst sıraları zorlardım, Tabi İlhan Cavcav ve Sefa Sirmen etkenlerini göz önünde bulundururdum bu durumlarda. İstediğin kadar romantik ol gerçekçi sınırları aşamazsın. Hadi Ankara'lıydım ama neden Kocaelispor? İşte onu bilmiyorum ama severdim, çok sempati duyardım onlara. Hem de bana en çok göz yaşı döktüren takım olmasına rağmen. 2001-2002 sezonu kupa finali, daha Kaan Dobra'nın Dobrovski olduğu zamanlar. Hani şu Mehmet Ali Erbil'in salakça adamın isminden nemalandığı yıllar. Kocaelispor Beşiktaş'ı 4-0 yenerek hezimete uğratıyor, ben tabi hüngür hüngür koyvermişim. O gün bu gündür Liverpool'dan 8 yediğimizde bile o üzüntüyü yakalayamadım. Üzülmem lazım, efkar yapmam lazım bu bir ihtiyaç diyorum ama nafile; olmuyor galibabir şeyler eksik olunca ne kadar zorlarsak zorlayalım. Futboldan eskisi kadar lezzet alamıyoruz, bu bir gerçek.

Kocaelispor'un düştüğü durum ortada, can sıkılmayacak gibi değil. Göztepe'ye birileri sahip çıktı da ayağa kalkmak için uğraş veriyor. Ya Ankaragücü? Yıllarca taraftarının sebebini anlamlandıramadığımız bir şekilde bıkmadan usanmadan küfrettiği benim gibi milyonlarca Beşiktaş taraftarı futbol sevdalısı, şimdi dost meclislerinde onların durumunu anlatıyor, keşke birileri çıksa da Ankaragücü'ne sahip çıksa diyor, hem de her şeye rağmen.... Değer mi? Bence değer. Bu gidişle çocukluk aşkı olarak kalacak bizde sevdalarımız, oysa biz bir hayat kuracaktık hani?

5 Ara 2012

Cola Turka Topu

Cola Turka çok havalı bir giriş yapmıştı piyasaya, bizim çocukluktan gençliğe geçiş zamanlarımızdı. Yerli kola, müslüman malı herkes bir galeyana gelmişti; tadı başarısı hakkında yorum yapmayacağım ama ilginç bir furyaydı.

Bi gün 'Cola Turka top veriyomuş lan' dediler. TV'de rastladım reklama deli divane oldum, acayip seksi gözükmüştü gözüme; alacam ulan ben bunu dedim. Bizim Ali Amca var Tonyalı, bakkalda çalışıyodu. Gittim yanına dedim abi kulun kölen olayım şu topu bul getir bana, 'tamam' dedi 'bakkala gelsin topun hazır' dedi. Pek inanmamış, güvenmemiştim. Kupon-kapak işlerinde çok kolpa dönerdi bizim oralarda. 'Neyse' dedim, bakarsın gelir.

Ben rutin oyunuma devam ediyorum o zamanlar. Kırmızı bi plastik topum vardı, en az beş kez patlamış sabunla tedavi edilmişti. Bilen bilir, patlayıp sabunlanan topa ağırlık gelir; plastik top deyip geçmeyin lan Laz Ziya için Orhan neyse benim için de o top öyleydi. Emektarımdı, derdimin dermanıydı.




Aradan üç hafta geçti Ali Amca aradı evi 'Salih gelsin alsın, top geldi' dedi. Bakkal bize yakındı, bi koşu gittim aldım topu. Evin önüne gelene kadar dokunmadım topa. Evin önüne geldim, topu poşetten çıkarıp zemine bıraktım, iki sektirdim duvarla paslaştım ki o ne? Bu Euro 2012 Adidas topları filan bok yemiş birader, böyle bir zarafet böyle bir estetik yok. Çocuklarla beraber oynayalım dedik de ben iyice huysuzlanmaya başlamıştım. Mahalle arası top tele filan çarpıyodu içim gidiyodu anasını satıym. Dedim hadi lisenin bahçesine toprak sahaya. 

Oldum olası kıytırık bir topçuyumdur ben, küçük takımın küçük topçusu işte. Ama Allah için toplara iyi vururdum. Bu Cola Turka topu benim için zirveydi. Ulan her golüm jeneriklikti. Top bizim civarda baya meşhurdu, yan mahalleden çocuklar bizi maça davet ederdi sırf bu topla oynayabilmek için. 

Benim emektar kırmızı plastik topa Laz Ziya Orhan'a ne yaptıysa onu yaptım. Resmen öldürdüm ulan topu. Bizim Rahmetli Fadime Teyze'nin tellerle örülü bir bahçesi vardı, tellerin yer yer sivri noktaları vardı biz de genelde plastik topla takıldığımızdan orda pek top oynamazdık. Ama ben sinirlendiğim zamanlarda bi top bulur orda şut çekerdim, ne toplarım patladı orda. Neyse bi gün kafam baya bozuktu. Aldım benim plastik topu gittim tellere iki vurdum üç vurdum dördüncüye takıldı bi tele patladı. Top zaten defalarca by-pass ameliyatı olan bir dedenin bağışıklığındaydı, bu saatten sonra sabun ne fayda. Topu ikiye ayırıp bir parçasını kafama şaka yaptım, bir nevi cenaze törenidir bu bizim mahallede. Bi topun senin için anlam ve önemi varsa patladıktan sonra şapka yaparsın. Sonra da çöpe değil ırmağa atarsın. Garip adamlardık.

Normalde annem böyle şeylere acayip kıl olur ama zor bela topu odamda saklamak üzere anlaşmıştık. Eve her geldiğimde topu yıkayıp silerdim. Sonra da kitaplığımla duvar arasındaki boşluğa koyardım.Evde kimse olmadığında çıkarır oynardım arada sırada, fakat riskliydi hayvan hayvan hareketler yapıyodum.

Ulan bi gün eve geldim. Çocuklar aşağıda bekliyor lisenin bahçesine geçecez. Bide baktım top yok. Sordum anneme nerde diye. 'Misafirin çocuğuna verdim oyalansın diye' dedi. Çocuk balkondaydı gittim yanına baktım, dört beş yaşında bi bebe. Sen bi kalem al topun üzerine saçmasapan şeyler çiz sonra da kalemi topa batır patlat. Nası bi mantık lan? Nasıl yani? Ulan erkek çocuk dediğin topla oynar, vurur bi yere patlatır. Öyle bişey olsa yine bi derece spora sporcuya saygımız var; zayiyat der geçeriz. Gittim anneme kızacam, annemin en büyük huyudur benim yaşadığım tüm travmalarda 'cool' takılır. 'Uf çocuk işte' dedi. Çıktım sokağa 'bizim eve bi tane velet gelmiş topu almış sokağa çıkmış duvardan gelişine bi koymuş tellerde patlamış top' dedim. Çocuklar beni teselli edip 'takma oğlum, bebe de sıkı vurmuş helal olsun' dediler. Çocuk topa kalem sokmuş denir mi lan? Adamla iki sene dalga geçerler.

Fransa 98'in topu her zaman hayallerimi süslemiştir. Birkaç defa halısahalarda oynama fırsatım oldu, deliye döndürüyodu beni; karizması, gidişi, her vurduğunda kendini Zidane zannetme hissi muazzamdı. O top bir, Cola Turka topu ikiydi benim için. Belki bu yazıyı okuyup 'ulan o ne dandik toptu' diyenler olur; fakat napalım bu böyle işte. Bu işler böyle. 

4 Ara 2012

Ozzie

Beşiktaş'ın genç yıldız adayı Oğuzhan Özyakup'tan bahsedeceğim bu yazımda. 24-25 yaşlarına gelmiş futbolcuların hala genç olarak nitelendirildiği ülkemde, henüz iki ay önce 20 yaşını doldurmuş bu oyuncuya 'genç' deme hakkını kendimde buluyorum açıkçası. 10 yaşında Az Alkmaar'da başlayan öykü 2008 yılında Premier Lig'in köklü takımı Arsenal'e  ayak basarak devam etmiş. 2009-2010 sezonunda 18 yaş altı Premier Akademi Lig'inde şampiyonluk yaşayan Ozzie, 19 Eylül 2011'de İngiltere Lig Kupası maçında 13 dakika sahada kalarak ilk profesyonel maçına çıkmış. Şu sıralarda Beşiktaş'ta ortaya koyduğu başarılı performans ve   göze hoş gelen futboluyla Türkiye futbol medyasının ilgi odağı. Takım arkadaşı Ersan Gülüm, Oğuzhan'ın bir iki maçta iyi oynadıktan sonra şımaracak bir karakteri olmadığını, kişisel gelişimini tamamlamış ve yeterli olgunluğa erişmiş bir insan olduğunu vurguluyor. Bu yıl en dikkat çeken isimlerden birisi olan Manuel Fernandes ise Oğuzhan'ın ilerde Avrupa'nın en iyi kulüplerinde oynayabileceğini iddia ediyor.

Peki  futbolseverler ve futbolu bilenler için Oğuzhan'ı farklı kılan ne? Oğuzhan orta sahada en azından birini daha iyi yapsa da; oyunun iki yönünü de oynayabilen, buna çalışan bir futbol sergiliyor bizlere. Top ayağına çok yakışıyor, topa hakim bir şekilde iyi süratleniyor. Topu ayağına aldığı anda tek hedefi rakip kaleye gitmek.Beklenmedik anda muhteşem ara pasları verebiliyor. Top rakipteyken de Beşiktaş yarı alanı ve Beşiktaş ceza sahası çevresinde pres yaparken buluyorsunuz maç sırasında. Zekasını iyi kullanıyor ve basit oynayarak katkısını maksimuma çıkarmaya çalışıyor. Bu zamana kadar tek eksiği fiziksel güç gibi duruyor; ancak şu andaki haliyle bile ikili mücadelelerde uzun süre ayakta kalmayı başarıyor. Emre Belözoğlu ve Selçuk İnan'dan sonra hücum yönü daha fazla olmakla beraber, oyunun iki yönünü oynayan bir futbolcuyu Türk futbolu kazanmak üzere; ancak bu saydığım isimler ve Oğuzhan farklı stillerde futbolcular. Oğuzhan'ın en önemli farkı hızlı olması. 

Beşiktaş'a transfer haberini okuduğumda kendisinin bir İbrahim Altınsay transferi olduğunu öğrendim ve bu, Ozzie için umutlanmam için geçerli bir sebepti. Sonra Oğuzhan'ın oynadığı maçlardan derleme videolar bulup izledim ve o günden itibaren bu günleri beklemeye başladım. Bir aksilik çıkmazsa eğer Beşiktaş'ın Fabregas stilinde futbolcuya sahip olduğunu ve Fernandes'le birlikte harika işler çıkaracaklarını hayal ettim birkaç ay  boyunca kafamda oynadığım maçlarda. Gel gelelim kafamda oynadığım maçlar gerçek oldu olmasına ama Ozzie bunun da üstüne çıktı. Fernandes'in yokluğunda, zor bir deplasmanda, Beşiktaş'ın geriye de düştüğü bir maçta oyun olarak vasat bir performans sergilese de sahneye çıktı ve Orduspor maçından 3 puanı alarak  kendisi ve takım arkadaşlarına inanılmaz bir öz güven aşıladı. Şimdi cuma akşamı zor bir Eskişehirspor maçı var İnönü'de ve Fernandes çok yüksek bir ihtimalle o maçta da yerini alamayacak. Akhisar Belediyespor maçından önce BJK Tv'ye verdiğim röportajda maçın seyrinin Oğuzhan'ın performansına bağlı olarak değişeceğini söylemiştim. Maçın adının bir önemi yok, şimdi sebeplerimin de artmasıyla beraber Oğuzhan'ın performansına bağlı olarak Eskişehirspor maçının sonucunun belli olacağını düşünüyorum. Umarım iyi performansını artırarak devam ettirir ve bizlere seyir zevki vermeye devam eder.

1 Ara 2012

Şapkayı Öne Koyup Düşünme Zamanı

   Gaziantepspor karşısında alınan beraberliği hakeme bağlamak yanlış olur, hakemler hata yapar, önemli olan bunların kasıtlı ve/veya sürekli olmamasıdır. Galatasaray haftalardır kötü oynuyor. Elazığ maçında Melo'nun penaltı kurtarmasıyla arka planda kalan sorunlar bugün iyice açığa çıktı. Kağıt üzerinde çok iyi görünen kadronun 14 maçta 26 puan toplaması transfer yanlışları, form düşüklükleri ve oyuncuların ligdeki düşük konsantrasyonları ile birleşince açıklanabilir.

   Muslera çok iyi bir kaleci olduğuna kimsenin bir itirazı olmaz sanırım. Ancak ne kadar profesyonel olursa olsun İstanbul'da tek başına yalnız yaşayan bir Uruguay'lının tüm lig maçlarına (ki bazen bu adam günlerce uçak yolculuğu yapıp maçlardan bir gün önce İstanbul'a geliyor) mental olarak hazır olmasını bekleyemezsiniz. Bunun için ekstra motivasyon sağlayacak psikolojik destek ekipleriniz olmalı.( 1996-2000 arasında bu işin en iyilerinden Prof. Dr. Acar Baltaş'ın Galatasaray Spor Kulübünde çalışması aklıma gelen ilk örneklerden). Aynı konsantrasyon sorunları Eboue için de geçerli. Üstüne Eboue'nin ikamesinin, bırak Eboue'yi zorlamayı , Türkiye'de herhangi bir takımda oynayacak kalitede olup olmadığı tartışmalı. Sol bek desen kanayan yaran. (Liverpool'un Liverpool olduğu zamanlar sol kanat oynayabilmiş, yetenekli bir adamı Manchester karşısında iki bindirme yapabildi diye modern sol bek ilan etmeye gerek yok.) Stoperde de muadil tercihini yanlış yapmış, oraya çekidüzen veren ve yaşı 34 olan Ujfalusi yerine, Semih'e muadil olabilecek Dany'yi almış, Ujfalusi sakatlanınca ise oynadığın Cris kumarını kaybetmişsin. Melo konusunda ekonomik sebepler seni bekletmiş olabilir, ancak sen üst düzey bir alternatifinin olmadığı bir mevkide 3 ay tatil yapacak kadar amatör bir oyuncuyu alarak ikinci büyük kumarını kaybetmiş oluyorsun. Selçuk ve Hamit konusunda da psikolojik destek eksikliğin var. Amrabat'ın ise transfer edilmeden önce ne kadar izlendiğini merak ediyorum. Herhangi bir defans oyuncusunun bir iki maçını izleyerek durdurabileceği bütün hareketleri ezbere olan ve oyun zekası bu kadar düşük bir adama, her ne olursa olsun, bir inat uğruna 8 milyon euro bonservis vermenin mantığı nasıl açıklanabilir bilmiyorum. Forvetlerin ise şimdilik seni taşıyor, ancak kaçırmaya başladıkça bitmiş, uzatmaları oynayan taraftar grubun bugün Hamit'e yaptığını o gün onlara yapacak.

   Galatasaray'ın sorunlarından bahsettik. Aslında bu sorunlar kapatılamayacak ya da kısa vade için çözülemeyecek sorunlar değil. Ujfalusi iyileşir, bir sol bek alırsın, bir kıvılcım takımı lige döndürür, Melo devre arası toparlar, Amrabat kendini geliştirir. Kimsenin mükemmel olmadığı yerde hatalarını azaltan sen şampiyon olur, sonrası için yola farklı bakarsın. Ama senin daha büyük bir sorunun var: Galatasaray taraftarı seyirciye dönüşmüş durumda. Bunda yeni stadın etkisi büyük elbette. Ancak futbolcuların maç seçmesi gibi taraftarında maç seçmesi gibi saçma bir durum ortaya çıkmış durumda. Hepimiz biliyoruz ki o kendisiyle çok övünen taraftar grubu şimdiden 16 Aralık 2012 tarihindeki Fenerbahçe maçı için hazırlıklara başladı ve bu süreçte geçen maçlar onların çok umrunda değil. Bu bilmeden kendini öne çıkarma çabası mı yoksa bir rüzgara kapılıp gitme mi bilemiyorum. Ancak Galatasaray'a zarar verdiği ortada. Bazılarının şapkayı öne koyup düşünme zamanı geldi..

30 Kas 2012

Kanouté ve arkadaşlarından Filistin dayanışması


Frédéric Kanouté ve bir grup futbolcu arkadaşı İsrail'in Gazze'ye yaptığı saldırıları kınayan bir bildiri yayınladılar. Futbolcular bildiride; 
Gazze'de, İsrail kuşatması altında, yaşam mücadelesi veren; temel insan saygınlığı ve özgürlüğünden mahrum bırakılan insanlarla dayanışma halindeyiz. Son zamanlarda Gazze'de yüzden fazla sivilin ölümüyle sonuçlanan İsrail bombardımanları dünya vicdanında başka bir lekeye yol açmıştır.
İsrail ordusunun, 10 Kasım 2012 tarihinde, Gazze'de bulunan bir futbol sahasında, top oynayan dört gencin ölümüne yol açan bombardımanı gerçekleştirdiğini dünya kamuoyuna belirtiriz. Bombardımanda öldürülen gençler; Mohamed Harara(16), Ahmed Harara(17), Matar Rahman(18) ve Ahmed al Dirdissawi(18)'dir.

Ayrıca; Al Amari kulübünün futbolcuları olan Omar Rowis(23) ve Mohammed Nemer(22) 2012 Şubatından beri herhangi bir duruşmaya çıkarılmadan gözaltında tutulmaktadırlar.
Çocukların futbol oynarken öldürülmesi kabul edilemez bir durumdur. UEFA 21 Yaş Altı Futbol Şampiyonası'na ev sahipliği yapacak olan İsrail, bu koşullar altında, sportif değerlere karşı hareket etmenin ödülünü almış gibi görünüyor!
Yakın zamandaki ateşkese rağmen, Filistinliler işgal altındaki çaresiz bir topluluk olarak bazı şeylere halen katlanmak zorundalar ve bu yüzden uluslararası toplum tarafından mutlaka korunmalıdırlar. Tüm insanlar saygın, güvenli ve özgürce bir yaşam hakkına sahiptir. Umut ediyoruz ki her şeyin sonunda ortaya çıkan şey sadece barış olur.

Metnin orijinali ve bildiriyi imzalayan futbolcular bu linkte yer almaktadır: http://www.kanoute.com/EUROPEAN-FOOTBALLERS-DECLARE-SUPPORT-FOR-PALESTINE_ad-id!35-l!en.ks

2012 Batı Asya Futbol Federasyonu Şampiyonası

8-20 Aralık tarihleri arasında yedincisi düzenlenecek olan Batı Asya Federasyon Şampiyonası için geri sayım başladı. Avrupa ve Dünya kamuoyunun ilgisinden bir hayli uzakta olan turnuva Kuveyt'in başkenti "Kuveyt Şehri"nde düzenlenecek.

2001 yılında kurulan Batı Asya Futbol Federasyonu(WAFF) on üç adet üyeye sahip. Filistin, Irak, İran, Lübnan, Suriye ve Ürdün  federasyonun kurucu üyeleri. 2009 yılında Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Yemen; 2010 yılında da Bahreyn, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Umman federasyona katılarak üye sayısını on üçe yükselttiler.

Batı Asya Federasyon Şampiyonası ise WAFF kurulmadan bir sene önce(2000) ilk defa düzenlendi. Bu turnuvaya Kazakistan ve Kırgızistan konuk olarak katıldılar. Turnuvayı 2000'de İran, 2002'de Irak, 2004, 2007 ve 2008'de İran ve son olarak 2010'da Kuveyt kazandı.

WAFF'ın başkanlığını kurulduğu tarihten bu yana Prens Ali bin al Hussein(Filistin) yapıyor.

2012 Batı Asya Federasyon Şampiyonası üç gruptan oluşuyor. Gruptan birinci çıkanlar ve en iyi ikinci yarı final oynuyor. Sonrası malum... Bu sene turnuva üç farklı stadyumda yapılacak. Stadyumlardan ikisi Kuveyt Şehri'nde, diğeri ise Kaifan'da.

A Grubu
Lübnan, Umman, Kuveyt ve Filistin'in yer aldığı grupta mutlak bir favori yok. Ancak son şampiyon ve ev sahibi Kuveyt rakiplerinden bir adım öne çıkıyor. Kuveyt'in başında Sırbistanlı teknik adam Goran Tufegdzic, Umman'ın başında PSG ve Lyon efsanesi Paul Le Guen, Lübnan'ın başında Almanyalı teknik adam Theo Bücker ve Filistin'in başında Filistinli teknik adam Jamal Mahmud bulunuyor.

B Grubu
İran, Suudi Arabistan, Bahreyn ve Yemen'in yer aldığı gurubun mutlak favorisi dört adet şampiyonluğu bulunan İran. İran'ın teknik direktörü Real Madrid, Manchester United(Asistan), Portekiz, Sporting Lizbon gibi takımları çalıştıran Carlos Queiroz. İran'ın kadrosunda yurt dışında oynayan oyuncu sayısı sadece iki. Suudi Arabistan'ın teknik direktörü ise Türkiyeli futbol severlere yabancı olmayan bir isim: Frank Rijkaard.  Bahreyn'in başında ise Arjantinli eski milli futbolcu Gabriel Calderon bulunuyor. Yemen'i ise Belçikalı Tom Saintfiet çalıştırıyor.

C Grubu
Irak, Ürdün ve Suriye'nin yer aldığı C Grubunda öne çıkan takım 2002 şampiyonu Irak. Irak'ın rakiplerinden Ürdün'ü bir Iraklı teknik adam Adnan Hamad çalıştırıyor. Suriye'nin teknik direktörlüğünü ise Suriyeli Hussam Al Sayed yapıyor.

Turnuva 8 Aralık 2012 tarihinde ev sahibi Kuveyt ve Filistin arasında oynanacak maçla başlayacak ve final maçı 20 Aralık 2012 tarihinde 68.000 seyirci kapasiteli Jabar Al-Ahmed Stadyumu'nda oynanacak.

24 Kas 2012

Alessandro yanlış ata oynadı, kaybediyor...




Alessandro Del Piero'nun Avustralya A-League'de formasını giydiği Sydney FC takımı ligde oynadığı sekiz maç sonunda sadece altı puan toplayabildi. Dört haftadır da kaybeden Sydney FC son maçını Adelaide United'a 2-1'lik skorla kaybetti. Üç hafta aradan sonra puan almaya çok yaklaşan Sydney FC'nin umutlarını 88. dakikada gelen gol bitirdi. Del Piero ise hiç alışkın olmadığı bir konumda ligin dibine demir atmış bir takımda oynamanın sıkıntılarını yaşıyor.

22 Kas 2012

Şampiyonlar Ligi'nde Beşinci Haftanın Notları

A Grubu
Dinamo Kiev-Paris Saint Germain(0-2) maçında Lavezzi PSG'yi bir üst tura taşırken Dinamo Kiev de geleneği bozmayarak UEFA Avrupa Ligi'ne katılmaya hak kazandı.

Porto-Dinamo Zagreb(3-0) maçında Hırvatlar gruptaki ilk gollerine çok yaklaştılar ancak bu sefer de direk ve rakip savunma çizgi üzerinde izin vermedi! Portolu futbolcular maçı izlemeye gelen az sayıda taraftarı unutmayarak üç tane jeneriklik golün altına imza attılar.

B Grubu
Arsenal-Montpellier(2-0) maçı sonrası The Gunners adını bir üst tura yazdırırken Fransızlar Avrupa kupalarından elendiler. Zaten geçen sezon Ligue 1'de kendilerini şampiyon yapan gol yememe taktiği Arsenal ve Schalke'nin olduğu grupta tutmazdı.

Schalke-Olympiakos(1-0) maçında atılan tek golün sahibi Fuchs takımını son 16'ya sokarken rakibini de UEFA Avrupa Ligi'ne yolladı. Ayrıca Çarşamba gecesi atılan kötü gol yok!

C Grubu
Anderlecht-Milan(1-3) maçında Mexes eski takım arkadaşı Ibrahimovic'e nazire yaptı. Ancak iki golün birer hafta arayla gelmesi Mexes'in golünün özgünlüğü yok tartışmalarına yol açtı.

Zenit-Malaga(2-2) maçıyla birlikte Hulk'un ne kadar doğru bir transfer tercihi yapmış olduğunu bir kez daha gördük!




D Grubu
Ajax-Borussia Dortmund(1-4) maçı da Dortmund'un "97" ruhunu bozamadı. Hoesen ise gecenin en güzel aşırtma golünü attı.

Manchester City-Real Madrid(1-1) maçında City elendi Real ise Dortmund'un gerisinde kalmaktan kurtulamadı. Maviler geleneği bozmadılar ve Ethiad'da penaltı kazanmayı bir kez daha başardılar.




E Grubu
Nordsjaelland-Shaktar Donetsk(2-5) maçında Luiz Adriano fair-play açısından sınıfta kaldı. Onun haricinde gerisi bildiğiniz gibi.

Juventus-Chelsea(3-0) maçı Di Matteo'yu koltuğundan ederken son şampiyonu da büyük bir ihtimalle grup dışına itti.



F Grubu
BATE Borisov-Lille(0-2) maçında Fransızlar rövanşı aldı. BATE irtifa kaybetmeye devam ediyor.

Valencia-Bayern Münih(1-1) maçında iki taraf da birbirini üzmek istemedi. Barragan biraz çabaladı Mestella'daki taraftarı üzmek için ancak Feghouli buna engel oldu. İki takım el ele bir üst tura çıktı.

G Grubu
Benfica-Celtic(2-1) maçında gruptan çıkma avantajı ev sahibine geçti ancak bir sonraki maç Camp Nou'da.

Spartak Moskova-Barcelona(0-3) maçında Katalanlar hem gruptan çıktılar hem de Rusları Avrupa dışına ittiler. Bu sefer işi sıkı tutup işi 40 dakikada bitirdiler.

H Grubu
Cluj-Braga(3-1) maçının sonucu hem Romenleri hem de Galatasaraylıları sevindirdi. Braga Avrupa dışında kaldı!

Galatasaray-Manchester United(1-0) maçında  Manchester United'ı kendi sahasına -neredeyse maç boyu- hapsetmek bu galibiyetin anahtarı oldu. Sir Ferguson bir kez daha Türkiye'den eli boş ayrıldı.

Şampiyonlar Ligi'nde İlk Haftanın Notları
Şampiyonlar Ligi'nde İkinci Haftanın Notları
Şampiyonlar Ligi'nde Üçüncü Haftanın Notları
Şampiyonlar Ligi'nde Dördüncü Haftanın Notları

Kaç gösteriyor Michael?

1997-1998 ve 1998-1999 yıllarında Premier Lig'de  gol krallıklarıyla başlayan başarılı bir kariyer öyküsü onunkisi. Şu sıralarda Premier Lig'in en eski takımı olan Stoke City formasını giyiyor, İngiltere ve Avrupa futbolunun son 15 yılında adından sıkça söz ettiren yıldız Michael Owen. Kimileri onu çok yaşlı zannediyor kariyerinin düşüş yaşamasıyla bağlantılı olarak; ancak kendisi henüz 32 yaşında ve formunu yakalayabilse bence daha atacak çok golü var. Ama o, şu sıralarda adından başka türlü söz ettirecek gibi duruyor açıkçası. Şimdi tekrar düşünün ve söyleyin, yeni bıyıklı imajıyla kaç gösteriyor Michael?

21 Kas 2012

İntifada'da ve İç Savaşta Futbol

Filistin ve Suriye milli futbol takımları füzeden, f-16'dan, ak-47'den arta kalan zamanlarında geçtiğimiz günlerde iki adet hazırlık karşılaşması yaptılar.



17 Kasım 2012 ve 20 Kasım 2012  tarihlerinde Filistin ve Suriye arasında yapılan maçların ikisi de Ürdün'ün başkenti Amman'da yapıldı. İlk maç 1-1'lik eşitlikle sona ererken; ikinci maç Filistin'in 2-1'lik üstünlüğüyle tamamlandı.


Avrupa'da Baharı Görebilmek (Son Sözümüzü Daha Söylemedik)



     Tarih 2 Ekim 2012. Galatasaray grubun ilk maçında Manchester'a karşı oynayabileceği en iyi futbolu oynamış, iki topu direkten dönmüş bir de penaltısı verilmemişti. Oyun umut vericiydi alınan mağlubiyete rağmen. Ancak 2 Ekim'de Arena'ya Avrupa'nın en iyi kontra atak takımlarından Braga geldi neredeyse pozisyon vermeden 35% ile topla oynayarak 2-0 yendi Galatasaray'ı. Stattan 3 Ekim'de çıkan 4 kişiden biriyim. Gruptan nasıl çıkarız hesaplarını yaparken saati unutmuşuz güvenliğin kardeş gidin de biz de gidelim diye seslenmesiyle çıktık Arena'dan.


     Orada şunu söylemiştim: Cluj'dan alacağımız 4 puan, Manchester'ın Arena'ya 12 puanla gelmesi bizi 2.liğe taşıyacak. 8-10 puan arasında alacağız ve gruptan çıkacağız. İlk öngörülerim çok şükür ki gerçekleşti. Manchester 12 puan ve lider. 2.Galatasaray 7 puan ikili averajda Cluj'dan üstün. 3.Cluj 7 puan ve sonuncu Braga 3 puanda kalarak Avrupa'da havlu attı.



    Maçın ilk yarısının nasıl geçtiğini şahsen ben anlamadım. Welbeck'in yarattığı tehlikeler ve Powell'ın üst direkten dönen kafa vuruşu harici oyunun kontrolü bizdeydi. Hamit ve Amrabat ileride yalnız kalmasalar ilk yarıdan üstünlüğü ele geçirebilirdik. Amrabat rüzgar gibi giderken Rafael'in müdahalesi net penaltıydı. Selçuk'un ortasında defansın eline çarpan top bence penaltı değildi.


     İkinci yarıya daha baskıyı bilerek başladı Galatasaray özellikle golden önceki pozisyonda metrekare içerisinde 1 Manchesterlı'ya 4 Galatasaraylı düşüyordu. Derken Eboue'nin orta yapacağını anlayan Melo geçen sezondan sonra bizleri mahrum ettiği koşuyu yaptı ve kafa vuruşunu Lindegaard kornere çeldi. Kornerde 'Emek hırsızı' Burak Yılmaz'ın ( 5 maç 5 gol ) kafa vuruşu Rafael'in boyunu aştı ağlarla buluştu.


     Emre Çolak'ın girmesiyle ufak çapta da olsa kabus görmemize rağmen süreyi de akıllıca kullanarak 'yedek' Manchester'ı Arena'ya gömdük. Maçın adamlarına gelirsek 1.sıra Hamit'in. Bütün maç tercih hataları hariç hatasız oynadı, ikinci yarıda gelişine vurduğu füze üst direkten döndü. Riera muazzam oynadı tek kelimeyle muazzam bundan iyisi Roberto Carlos. Amrabat geldiğinden bu yana en iyi oyununu oynadı Elmander'in durgunluğu olmasa maçın adamı olacaktı. Melo geçen sezondan esintiler sundu basit oynaması gerektiğini hatırladığında her şey daha güzel olacak. ( Melo iyi=Galatasaray iyi) Semih toparlayıcıydı. Muslera zamanında çıkarak toplara gerekli müdahaleleri yaptı. Sıra geldi 5 Aralık'taki Braga deplasmanına.

Hesaplar: -Galatasaray yenerse isterse Cluj 100 atsın Galatasaray çıkar.
               -Galatasaray ve Cluj aynı sonuçları alırsa yani 2 maçta berabere biter ya da Cluj ve Galatasaray kazanırsa/kaybederse Galatasaray çıkar.
               -Galatasaray mağlup olur ve Cluj puan çıkarırsa Cluj çıkar.

     Ortaya 70% Şampiyonlar Ligi 2.turu, 30% Uefa Avrupa Ligi'nde devam şeklinde tablo çıkıyor. BU ARADA DENİZ BANK'IN MANCHESTER'A SPONSOR OLDUĞU UNUTULMASIN!..

                                                  BEYLER ŞİKENİN KANITI :(
 

19 Kas 2012

Tek Yol Galatasaray

   1993-1994 sezonu Şampiyonlar Ligi eşleşmesi: Manchester United - Galatasaray. O zamanlar 8 takım alınıyor lige, yani turu geçen çeyrek finale kalacak. İlk maç şaşırtıcı şekilde 3-3 bitiyor. Arif'in Şımaykıl değil bütün Maykıllar gelse kurtarılamayacak golü daha sonra bir internet fenomenine dönüşüyor ve yıllar sonra Arif'in Mençıstar'a attığı golü arayan adam bir süre suni gündemimizi meşgul ediyor. 20 Ekim'deki maç kadar olmasa da 3 Kasım'daki maç da olaylı geçiyor ve çok konuşuluyor. Şekil Cantona ta o zamanlar Türk polisinin copunun tadına bakıyor, Suat maç sonunda karısını istiyor, Şampiyonlar Ligi'nin statüsü değişiyor, 20.000'lik stadda 50.000 kişi gören Avrupa'da Ali Sami Yen Cehennemi algısı başlıyor, Ferguson bir günde çöküyor, kısacası Manchester için Şampiyonlar Ligi için başlayan yol Galatasaray'da bitiyor.

   Bugün belki rakip açısından o günkü maçın ciddiyeti yok, alttan çok sular aktı. Rotasyon amaçlı genç oyuncuları oynatacaklar. (Gerçi genç dediğimiz adamlar da, Chicharito, Wellbeck, Valencia falan.) Ancak bizim için durum öyle değil, düşüncemiz belli; tek yol Galatasaray, tek yol galibiyet!

Kaos Futbolu ve Trabzonspor

Maçtan önce hayli ümitsizdim, Ordu iç sahada canavar biz deplasmanda kabız.. Zevksiz maç olur, Trabzon zor kazanır diyordum. Zevksiz maç oldu fakat Trabzonspor kazanmasını bildi.

Trabzonspor'un bu seneki futbol anlayışı 'kaos futbolu'. Defanstan taviz vermeden ortasahada savaşmak, topu ne yapıp edip diğer kale önüne götürmek ve nasipse bir gol atmak. Bugün şanslıydı Trabzonspor, eline geçen fırsatları çok iyi kullandı.

Sahaya dizilişimiz iyiydi. Janko, hemen sağ arka tarafında Emre Güral, bu ikiliyi sol kanattan destekleyecek olan Yasin; Zokora'nın yokluğunda Colman-Soner-Sapara'dan oluşan orta saha... İlk yarıda birkaç faul almak dışında etkisiz görünen Yasin devre arasında oyun kenarına alındı; Yasin'in yerine giren Olcan Adın oyunun tüm çehresini değiştirdi. Olcan diriydi, diri olduğunda neler yapabileceğini herkese gösterdi.





İlk yarı rezalet bir futbol vardı, birkaç Ordu atağı dışında kör dövüşü şeklinde geçti. Trabzon çıkamıyor, çıkamadıkça da saçmalıyordu. Ordu bu anlarda gol bulabilseydi maçın seyri farklı olurdu.

İkinci yarı Trabzon biraz daha derli toplu(ne kadar derli toplu olabilecekse) oynamaya başladı. En azından atağa çıkarken yaptığı top kayıplarını azalttı, top dürtüle dürtüle Ordu yarı sahasına gidiyor ya taç oluyor ya da pozisyon autla sonuçlanıyordu. Orduspor taraftarı 61.dakikada organize bir şekilde küfretmeye hazırlanırken Olcan'ın slalomu ile gelişen atakta o dakika kenarda bekleyen Vittek'le değişmesi muhtemel Janko, arka direkte düzgün bir kafa vuruşuyla Trabzon'u öne geçirdi. Golü izleyen dakikalarda Trabzonspor sahasına ciddi akınlar düzenleyen Ordu sinyalini verdiği golü Stancu ile buldu. Fakat dedik ya Trabzon şanslıydı diye.. Janko'nun yerine giren Halil Altıntop'un sağdan kestiği ortaya günün başarılı ismi Olcan'ın iyi yükselişi ve düzgün kafa vuruşu Trabzonspor adına galibiyeti müjdeledi. Golden sonra Trabzonspor kenar yönetimi Sapara-Aykut değişikliği ile oyunu rölantiye aldı ve son düdüğe bu şekilde girildi.




Sorarsanız 'Trabzonspor ne oynadı?' diye 'hiçbir şey oynamadı' derim. Trabzonspor'un oynadığı Kaos Futbolu'na karşı ayağa oynayan takımlar daha rahat çözümler üretirken fizik gücü ön planda tutan takımlar maçı ortada oynuyor. Bugün ortada olan maç, yakaladıklarını atması sonucu Trabzonspor lehine sonuçlandı.

Janko bu dağınık takımda ne kadar iş yapar bilemiyorum; fakat bugün 61.dakikada attığı gol oyununa olumlu yansıyacaktır. 

Türkiye'deki taraftar gruplarının düşman edinerek büyüme isteği Orduspor taraftarlarınca da benimsenmiş ki maç boyunca küfrettiler. Bir takımın taraftarı 'ben seni şampiyon yaptım, sen beni küme düşürdün' diye başka bir takıma kin duyuyorsa buradan derbi çıkmaz ey LigTv. Galeyana gelmemek gerekir, Şenol Hoca'nın dediği gibi: 'Trabzonspor taraftarı rüzgara uymaz, rüzgarı kendisi yaratır.'

16 Kas 2012

David Beckham vs. Nikopolidis


Tarih: 6 Ekim 2001

Yer: Old Trafford, Manchester

Maç: İngiltere-Yunanistan

Seyirci: 66.090

Olay: 2002 FIFA Dünya Kupası Avrupa Elemeleri, dokuzuncu grubun son maçları. Almanya Finlandiya karşısında sahadan 0-0'lık beraberlikle ayrılırken İngiltere Old Trafford'da Yunanistan karşısında 2-1 yenik durumdadır. İngiltere sahadan beraberlikle ayrılmayı başarırsa Dünya Kupası'na doğrudan katılma hakkı elde edecektir.

Dakikalar 90+3'ü gösterirken Hollandalı hakem Dick Jol serbest vuruşu işaret eder İngiltere lehine... Topun başına geçen isim tabi ki David Beckham'dır... Nikopolidis ve Beckham arasında yaklaşık 30 metre mesafe ve dört kişilik bir baraj vardır. Beckham gerilir ve...


12 Kas 2012

Cefakar Magdeburg Taraftarı

Almanya Bölgesel Futbol Liglerinden "Reggonalliga Nordost"ta mücadele veren Magdeburg RasenBallsport Leipzig takımlarının mücadelesinde objektiflere takılan fotoğraflar taraftarlık kavramının her zaman skorla ve başarıyla doğru orantılı olmadığının kanıtı niteliğindeydi. Maçı deplasman takımı RasenBallsport 4-1'lik skorla kazandı.

Magdeburg Tribünleri:





RasenBallsport Leipzig Tribünleri:


11 Kas 2012

12. Adam: Edin Dzeko


Premier League'in namağlup takımı Manchester City Tottenham Hotspur karşısında 1-0 geriye düştüğü maçta 66. dakikada Agüero ve 88. dakikada Dzeko'nun oyuna sonradan girip attığı gollerle sahadan 2-1 galip ayrıldı. Bu sezon EPL'de 7 gole ulaşan Boşnak forvetin gollerinin 6'sı yedek kulübesinden oyuna sonradan dahil olmasının ardından geldi. Bir zamanlar Manchester United'da Ole Gunnar Solskjaer de 12. adamlık görevini en iyi şekilde yerine getiriyordu. Manchester şehrinin huyundan mı suyundan mı bilinmez ama Edin Dzeko oyuna sonradan girip attığı gollerle Robin van Persie'nin ardından EPL'de gol krallığı yarışında 2. sıraya yerleşmiş durumda.

9 Kas 2012

Şampiyonlar Ligi'nde Dördüncü Haftanın Notları

A Grubu
Dinamo Kiev-Porto(0-0) maçı misafir takımı bir üst tura taşırken Jackson Martinez-Koval düellosuna da ev sahipliği yaptı.

Paris Saint Germain-Dinamo Zagreb(4-0) maçında verdiği dört gol pasıyla Ibra-Kadabra Benficalı Carlos Martins'in rekoruna ortak oldu. Zagreb temsilcisi ise bırakın puan almayı gol atabilecek gibi durmuyor.



B Grubu
Olympiakos-Montpellier(3-1) maçındaki tribün atmosferi bu haftanın en başarılı performanslarından birisiydi. Aynı şekilde deplasmana gelen Montpellier taraftarları da bambaşkaydı. Pire halkının birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğu şu günlerde gelen galibiyet ise Yunanlar için bir hayli keyif vericiydi.




Schalke-Arsenal(2-2) maçıyla birlikte Arsene Wenger kış sezonunu klasikleşen bir şekilde iki metre uzunluğundaki montuyla açtı. Schalke cephesindeyse Klaas-Jan Huntelaar kaşla göz arasında golünü atmayı başardı. Sonuçta adamın ismi afili.



C Grubu
Milan-Malaga(1-1) maçında Alexandro Pato havada asılı kaldı; Malaga gruptan çıkmayı garantiledi.

Anderlecht-Zenit(1-0) maçında Belçika temsilcisi sonunda gol atmayı başardı ve üç puanla tanıştı. Rus ekibindeyse Hulk'un eksikliği hücum gücünü ortadan kaldırdı.

D Grubu
Manchester City-Ajax(2-2) maçında Mancini ve ekibi niyetlerini iyiden iyiye belli ettiler; yoksa 17 dakikada kendi evlerinde 0-2 geriye düşmelerinin başka bir açıklaması olamaz: "EPL yeter de atar bize!" Ayrıca De Jong büyük oynuyor!

Real Madrid-Borussia Dortmund(2-2) maçıyla birlikte sarı-siyahlılar 96-97 sezonuna bir adım daha yaklaştı.



E Grubu
Chelsea-Shakhtar Donetsk(3-2) maçı Oscar'ın muhteşem golü, Pyatov'un ikramları, Willian'ın tek dokunuşları ve Moses'in kafasından ibaret değildi ama bundan çok daha fazlası da değildi.

Juventus-Nordsjaelland(4-0) maçında Marchisio bir maestro gibiydi desek yanlış olmaz. Pirlo Ç. sakalları hala kesmemiş.

F Grubu
Bayern Münih-Lille(6-1) maçı Claudio Pizarro'ya asist yapma mücadelesi şeklinde geçildi. Lille ise hala puansız.

Valencia-BATE Borisov(4-2) maçıyla birlikte Belarus temsilcisinin gruptan çıkma iddiası halen sürüyor. Fakat ikili averaj diye de bir şey var!

G Grubu
Benfica-Spartak Moskova(2-0) maçı bir kez daha gösterdi ki Emenike yoksa gol de yok! Cardozo ise İber Yarımadası'ndan taşınma planlarını yapmaya başladı. İstikamet: Ada!

Celtic-Barcelona(2-1) maçı sonrası yeşil-beyazlılar: "Bizim işimiz pasla değil, golle; bunu ilk maçta da dile getirdik anlamadınız. Alın topunuz sizin olsun!"



H Grubu
Braga-Manchester United(1-3) maçı sonrası United liderliği garantiledi; son iki maç rölantide. Estadio Municipal de Braga'ya sonunda iskele de kurulmuş.

Cluj-Galatasaray(1-3) maçı Hamit Altıntop'un sonu gelmeyen asist girişimlerine sahne oldu. Ayrıca bir kez daha görüldü ki Cluj Karabükspor'dan hallice.

Şampiyonlar Ligi'nde İlk Haftanın Notları
Şampiyonlar Ligi'nde İkinci Haftanın Notları
Şampiyonlar Ligi'nde Üçüncü Haftanın Notları