AC Milan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AC Milan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ara 2013

Barış Manço ve Van Basten-Gullit-Rijkaard üçlüsü


1986-87 sezonu sona erdiğinde Serie A'da Maradona önderliğindeki Napoli şampiyonluğunu ilan ederken kuzeyin kırmızı-siyahlıları ligi beşinci sırada tamamlıyor ve başarısız bir sezonu geride bırakıyorlardı. 1987-88 sezonuna daha ciddi bir transfer politikasıyla giren AC Milan Hollandalı iki yıldız için Ajax ve PSV'nin kapısını çaldı. Marco Van Basten ve Ruud Gullit'i kadrosuna katan Milan Maradonalı Napoli'nin üç puan önünde sezonu şampiyon olarak tamamlamayı başardı. Bir sonraki sezon hedef Şampiyon Kulüpler Kupası'nı kazanmaktı. Bunun için kadroya bir Hollandalı'nın daha dahil olması gerekecekti. Bu isim de Frank Rijkaard oluyordu. Bir önceki sezon oynadığı başarılı futbola, aldığı Avrupa Kupası'nın yanına bir de Altın Top ekleyerek üç yıllık Altın Top ambargosunu başlatan isim Gullit oluyordu. 1988-89 sezonunda da Şampiyon Kulüpler Kupası'nı müzesine götüren Milan'dan üç isim Altın Top ödülü için yarıştı. Aynı uyruğa sahip üç isim daha önce iki kez (1972 ve 1981) bu ödül için yarışmıştı. Ancak ilk defa aynı takımdan aynı uyruğa bağlı üç isim bu ödül için yarıştı ve kazanan da Van Basten oldu. Bir sonraki sene de AC Milan'ın üç ismi Altın Top için yarıştı; ancak bu sefer seriyi bozan Franco Baresi oldu. Ödül ise yine Van Basten'e gitti.

AC Milan'ın Avrupa futbolunu kasıp kavurduğu bu yıllarda öne çıkan üç Hollandalı'yı programında konuk etmeyi başaran isim ise çok şaşırtıcıydı: Barış Manço. 7'den 77'ye programı kapsamında yolu Milano'ya düşen Barış Manço Milan'ın kamp yaptığı Milanello köyünü bulmuş ve Avrupa futbolunun en önemli takımının adından en çok söz ettiren üç Hollandalısı'nı bir araya getirmişti. Her zamanki şakacı tavırlarıyla öncelikle AC Milan'ın açılımını seyirciye aktaran Barış Manço, kulüple ilgili bazı bilgiler verdikten sonra seyirciyi röportajla baş başa bırakıyordu.

28 Tem 2013

Futbol Amerika'da...

Amerika'dan futbol denilince aklıma ilk olarak 94 Dünya Kupası ve Rüştü Reçber'in Barcelona'ya transfer olduktan sonra ABD'de Juventus'a karşı oynadığı maç geliyor. Daha sonra ise Reyna, Donovan, Altidore gibi ABD'li futbolcular ve Beckham, Henry ve Pele gibi ABD'ye transfer olan dünya yıldızları geliyor aklıma. Aaa... Bir de 70'lerin sonunda Pele ile birlikte New York Cosmos'ta forma giyen Yasin Özdenak abimizi de unutmamak lazım. Son olarak 94 Dünya Kupası'nda Kolombiya'nın yaşadığı trajedi ve Andrés Escobar da ABD'den unutulmaz futbol hikayeleri arasında kendine yer buluyor.
Şampiyonlar Ligi'nin minimalize edilmiş olan bir versiyonu bu gece ABD'de başladı: International Champions Cup. AC Milan, Chelsea, Everton, Internazionale, Juventus, LA Galaxy, Real Madrid ve Valencia'nın katılımıyla gerçekleşen turnuvanın ilk maçında AC Milan, Valencia'yı 2-1 mağlup ederek yarı finale yükseldi. Ancak, turnuvada elenen takımlar da yollarına devam ediyor. "Kazananlar vs. Kazananlar" ve "Kaybedenler vs. Kaybedenler" şeklinde bir formata sahip olan turnuva önümüzdeki sezon Avrupa Kupalarında yer alacak takımlarından beşine ev sahipliği yapıyor. 27 Temmuz-7 Ağustos tarihleri arasında oynanacak olan turnuvanın en önemli eksiği bu sezon Bundesliga'ya 9 Ağustos'ta start verileceği için Bayern Münih ve Borussia Dortmund'un turnuvada yer alamaması. Everton, Valencia ve Inter yerine Avrupa'nın en formda iki takımı ve Barcelona'yı izleyebilsek güzel olurdu. Olasılıksız temennileri bir kenara bırakarak biraz da turnuvanın yapılacağı şehirlerden bahsedelim. ABD sınırları içerisindeki altı adet şehir(Indianapolis, Los Angeles, Miami, New York City, Phoenix ve San Francisco) ve İspanya'dan da Valencia şehri turnuvaya ev sahipliği yapıyor. Turnuvanın final maçı 74,918 seyirci kapasiteli Sun Life Stadium(Miami)'da oynanacak. Maçların oynanacağı stadyumlar genel olarak Amerikan Futbolu ve Beyzbol sporları için tasarlanmış stadyumlar. Turnuvayı Türkiye'de yayımlayan bir kanal da bildiğim kadarı ile yok. Turnuvanın en büyük sponsoru ise dünyaca ünlü bira üreticisi Guiness. Turnuvanın bilet fiyatları ise ABD standartlarına göre pahalı sayılmaz. En ucuz maç bileti $40.
Turnuva, yazının başında saydığım anıların yanında şimdiden yerini aldı. Önümüzdeki sezon Şampiyonlar Ligi'nde en azından çeyrek final göreceğine inandığım dört takımı(AC Milan, Chelsea, Juventus ve Real Madrid) çoğunluğu ABD'de düzenlenen bir turnuvada izlemek ayrı bir keyif olacak.

25 Şub 2013

FC Sion'un yeni hocası Gattuso

On üç sezon süren AC Milan kariyerinin ardından 2012-2013 sezonunda İsviçre'nin Sion kulübüne imza atan Gattuso'nun yeni kulübünde bu sezonki beşinci teknik adamın ismi de belli oldu: Ivan Gennaro Gattuso.

Geçtiğimiz hafta sonu Thun'a 4-0 mağlup olan Sion'da bu yılın ocak ayında imza atan Victor Munoz'un görevine son verildi. Munoz'un yerine ise henüz 35 yaşında olan ve aynı zamanda da futbolculuk kariyeri devam eden Gattuso getirildi.

İtalyan oyuncunun teknik direktörlük kariyerindeki ilk maçı çarşamba günü Lausanne'a karşı oynanacak olan İsviçre Kupası çeyrek final maçı olacak. Gattuso bu sezonun sonuna kadar Sion takımında hem oyuncu hem de hoca olarak görev yapacak.

21 Şub 2013

San Siro'da futbol kazandı

Milan, San Siro'da Barcelona karşısında oynadığı akıllı oyun ve aldığı 2-0'lık galibiyetle biz daha ölmedik dedi. Tur için Barcelona hala favori olarak gözükse de Milan şu an için ilk 90 dakikayı 2-0 önde kapattı, hem de gol avantajını da rakibine kaptırmadı. Milan'ın başında Arséne Wenger olsa, o da böyle derdi muhtemelen.
Goller Gana milli takımının iki yıldız oyuncusu Boateng ve Muntari'den geldi.
Rekabet anlamında da futbolun kazandığı bir gece oldu. Hep Barça hep Barça nereye kadar?
Milan savunması Messi'nin ayağına ceza sahasında top değdirmedi. Hatta ve hatta ceza sahası içerisinde Barcelona adam akıllı tehlike bile yaratamadı. Catenaccio bir kez daha Total Futbolu çaresiz bıraktı. Hakemin katkısı vardır, yoktur tartışılır. Futbol zaten böyle güzel ve anlamlı.
Mario Balotelli ise inanan bir insanın cennete kavuşması gibi Milan'a kavuşmuş bir görüntü sergiledi tribünde. Kesinlikle çok seviyor Milan'ı. Zaten yıllar önce Inter forması giyerken Milan-Roma maçında yanlış hatırlamıyorsam Milan kale arkasındaydı. Balotelli, Barça maçında yanında sevgilisi ve arkadaşları-kardeşleriyle birlikte maç boyunca eğlendi, eğlendirdi. Oynayamadığı bu maça bir şekilde dahil olmayı başardı. Dakikalar 91'i gösterirken Türkiye tribünlerinde "çıldır" olarak tabir edilen tribünsel hareketi gerçekleştirdi etrafındaki insanlarla.
San Siro'daki on binlerce Milan taraftarı ise şampiyon olmuşcasına coşkuluydu. Uzun zamandır böyle görmemiştim Milan tribünlerini(şampiyon oldukları son sezon dahi).
2013 yılında Milan ligde 17 puan(7 maçta 5 galibiyet 2 beraberlik) toplayarak şu ana kadar bu yıl için Serie A'nın en iyisi olmayı başardı. Çok sürpriz bir oyun olmadı Milan açısından. Sürpriz olan Barcelona'nın üretken olamamasıydı.
Maçın en özel oyuncusu Massimo Ambrosini'ydi. 36 yaşına gelmesine rağmen futbolun belki de en kritik mevkinde, orta sahanın orta sahasında 95 dakika hatasız oynadı, takımını yönetti, hakemle oynamadı ve galibiyeti hak etti.
Şimdi kısa bir ara...
12 Mart'taki rövanş maçında görüşmek üzere.

19 Şub 2013

Carles Puyol'un Rossoneri aşkı

Şampiyonlar Ligi'nde artık gelenek haline gelmiş bir eşleşme(Milan-Barcelona) bu sezon son 16 turunda gerçekleşti. Barcelona'nın son zamanlarda bütün rakiplerine karşı kurmuş olduğu üstünlük Milan'a karşı da geçerli. Muhtemelen turu da favori olan Barcelona geçecek. Belki Balotelli oynayabiliyor olsa ibre biraz olsun Milan'a dönerdi.

Barcelona kaptanı Carles Puyol maçtan önce San Siro'da yaptığı basın toplantısında Milan'a olan sevgisini de dile getirdi:
"Milan sezona iyi bir başlangıç yapmadı, fakat şu sıralar iyi bir form yakaladılar. Zor bir maç olacak. Milan saygıyı hak eden bir kulüp. Çok önemli oyuncularını sattılar ve şu an daha genç bir takıma sahipler. Belki tecrübe anlamında eskisine göre daha az tecrübeliler, ancak yeni bir ekip oluşmak üzere. Hepimiz zor bir maç olacağını düşünüyoruz. Milan'ın bütün hücumcuları yetenekli, ayrıca hepsi önemli bir kulüp için forma giyiyor.
Barcelona'yla oynamadığı sürece ben Milan'ı desteklerim. Bu kulübe karşı büyük bir hayranlığım var. Eğer ki Barcelona'dan ayrılırsam sadece Milan'a gitmek isterim diye daha önce de söylemiştim. Ancak, bugün için görünen futbolu Barcelona'da bırakacağım. Bojan'la da arkadaş olarak hala görüşüyoruz. Serie A'da fazla forma şansı bulamıyor, fakat o mükemmel bir oyuncu ve ileride Milan için çok önemli bir isim haline gelecek."

Geçtiğimiz sezon iki kez eşleşen Milan ve Barcelona'nın San Siro'da oynadığı grup maçından önce de Puyol Milanello'da bir hayli vakit geçirmiş ve arkadaşı Maldini'yle de görüşmüştü.

İki kulüp arasındaki ilişkiler zaten yıllardır iyi. Demetrio Albertini de şimdiki iyi ilişkilerin tohumlarını atan isimlerden.

3 Oca 2013

"Irkçı söylem varsa biz yokuz."

İtalya 4. lig takımlarından Pro Patria ve AC Milan arasında oynanan hazırlık karşılaşmasında, Kevin-Prince Boateng'e, Pro Patria takımının bazı taraftarları ırkçı söylemde bulundu. Bunun üzerine Boateng önce topu "o" taraftarların olduğu tribüne sert bir şekilde yolladı, daha sonra da formasını çıkartıp, sahayı terk etmek için çıkış tüneline doğru yöneldi. Rakip takım oyuncularından Dario Alberto Polverini Boateng'i oyuna döndürmeye çalıştı, ancak Boateng, diğer futbolcular ve hakemler de sahayı terk edince maç 26. dakikada yarım kaldı.

Milan takımında sahada Boateng haricinde yer alan siyah oyuncular(Emanuelson, Muntari, Niang) da vardı. Irkçı tacizler sahadaki bütün siyah oyunculara karşı yapıldı. Pro Patria tribünlerinde az sayıda bir taraftar topluluğunun başlattığı tacizlere diğer Pro Patria taraftarları tepki gösterdi. Ancak, Milan takımı sahaya geri dönmedi.
Boateng maçtan sonra attığı tweette: "Bu tarz şeylerin hala olması utanç verici, sonsuza dek ırkçılığa son verin." dedi.

Boateng bugüne kadar verilmesi gereken bir tepkiyi hazırlık maçında verdi ve takım arkadaşları, kaptan Ambrossini, teknik direktör Allegri sahaya tekrar çıkmayı reddetti. Böyle bir olay resmi bir maçta tekrarlandığı takdirde, umarım hangi takım olursa olsun aynı tepkiyi verir.

Not: 2010 yılında oynanan Cagliari-Inter maçında, ırkçı söylemlere maruz kalan Eto'o da takımını sahadan çekiyordu, ancak hakem Tagliavento müdahele etti. Üç dakikalık duraklama ve stadda yapılan anonsun ardından oyun tekrardan başlatıldı. Cagliari taraftarları ırkçı söylemlerini tekrarlamadı. Eto'o ise yaşanan bu olay sonrası rakip kaleye yolladığı golün ardından sadece gülümsedi.

25 Eki 2012

Afrika Devrimi

George Weah 1995 yılında FIFA Dünya'da Yılın Futbolcusu Ödülü, Avrupa'da Yılın Futbolcusu Ödülü ve Yılın Afrikalı Futbolcusu ödüllerini aldı. Özellikle FIFA'dan aldığı ödül(Roger Milla ve Abedi Pele'nin Avrupa'da elde ettikleri başarıların yanında) Afrikalı futbolcuların bireysel anlamda kazandığı en büyük ödül olmuştur. Bu ödüllerin ardından Afrikalı futbolcular Avrupa kulüplerinin gözdesi durumuna gelmiş ve kendilerine büyük bir çalışma alanı bulmuşlardır.

5 Eki 2012

Şampiyonlar Ligi'nde İkinci Haftanın Notları


A Grubu
Dinamo Kiev-Dinamo Zagreb(2-0) maçında Zagreb temsilcisi Dünya Kupası’na Asya kontenjanından katılan "Çin"vari tutumunu sürdürdü. Dinamo Zagreb bu sezonun bir numaralı “sıfır çekme” adayı.

Porto-Paris Saint Germain(1-0) maçı Lavezzi’nin isyanı oldu. 73. Dakikada oyuna girip 80. dakikada oyundan alınan Lavezzi’nin isyanını üç dakika sonra James Rodriguez duydu ve PSG’nin biletini harika bir golle kesti.


B Grubu
Arsenal-Olympiakos(3-1) maçında Ramsey’in son dakika golü bu sefer bir ünlüyü öldürmedi. Pire temsilcisi ise henüz galibiyetle tanışamadı.
Schalke-Montpellier(2-2) maçında Schalke 10 kişi kalmış rakibinden son dakikada gol yemeyi başardı ve Arsenal’le beraber grubu domine etme şansını elinin tersiyle itti.

C Grubu
Zenit-Milan(2-3) maçı sonrası Zenitli futbol severlerin kafası bir kez daha karıştı: “Parayla saadet oluyor mu, olmuyor mu?” Milan cephesindeyse El Shaarawy ve Emanuelson haricinde gol atacak yeni isimler aranıyor.

Anderlecht-Malaga(0-3) maçından sonra bir kez daha anladım ki para Malaga’ya yaramış. Milan maçının yıldızı Proto’nun çabaları bu sefer Anderlecht’e yetmedi. Eliseu ise öyle güzel iki gol atmış ki…

D Grubu
Ajax-Real Madrid(1-4) maçı Ricardo Kaka’nın yükselen formuyla Cristiano Ronaldo’nun şahsi şovuna sahne oldu. Benzema’nın attığı gol ise maçın en güzel hareketiydi.

Manchester City-Borussia Dortmund(1-1) maçında oyunda sadece on dakika kadar yer alan Mario Balotelli penaltı öncesi ve sonrasında Weidenfeller ile yaşadığı diyaloglar nedeniyle maçın önüne geçmeyi başardı. Sonuç olarak Mario sürrealist tavrından vazgeçmiş değil.



E Grubu
Nordsjaelland-Chelsea(0-4) maçında Danimarkalılar –Kiev-Zagreb maçının bir gün öncesinden- Dinamo Zagreb’e yalnız değilsiniz mesajı yolladı. Chelsea ise yarı sahada çift kale maçtan hallice bir oyunla İskandinavya seyahatini tamamladı.

Juventus-Shaktar Donetsk(1-1) maçı kale arkası bilet fiyatlarını protesto eden Juve taraftarının isyanı oldu.

F Grubu
BATE Borisov-Bayern Münih(3-1) maçı Manuel Neuer’in çaresizliğini anlatan doksan dakikalık bir sanat filmi gibiydi. Giriş kısmında Kroos’un boş kaleye yollayamadığı top; gelişme kısmında savunma hatalarıyla örülü Bayern savunması ve sonuç kısmında Ribery’nin umut veren golü vardı. Ancak final sahnesi bir hayli vurucu oldu seyirci açısından: Bressan’ın kontra topla gelen golü ve “Neuer’in Büyük Çaresizliği”.

Valencia-Lille(2-0) maçı Dinamo Zagreb’e destek maçı mahiyetindeydi. F Grubunun açık ara en kötü futbolunu oynayan Lille Şampiyonlar Ligi’nde “sıfır çekme”ye bir adım daha yaklaştı.

G Grubu
Spartak Moscova-Celtic(2-3) maçı Celtic’in Şampiyonlar Ligi’ndeki deplasman maçlarındaki 11 maçlık mağlubiyet serisinin sonu ve turnuva tarihindeki ilk deplasman galibiyeti oldu.

Benfica-Barcelona(0-2) maçında Carles Puyol’un kırılan kolu Barça’nın üç puan sevincini gölgeledi.

H Grubu
Cluj-Manchester United(1-2) maçı da Van Persie’ye yaradı, Rooney’nin sakatlıktan dönmesi de…

Galatasaray-Braga(0-2) maçı da Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki altı yıllık galibiyet hasretini dindiremedi. Braga ise üzerine gelen takımlara karşı ne kadar etkili bir futbol oynadığını bir kez daha gösterdi. Bakalım Old Trafford’da üzerine gelen Manchester United’a kaç tane atacaklar(!).

Şampiyonlar Ligi'nde İlk Haftanın Notları

20 Eyl 2012

Şampiyonlar Ligi'nde İlk Haftanın Notları

A Grubu
Dinamo Zagreb-Porto(0-2) maçında tribünler boş kaldı. Şampiyonlar Ligi'nde alışık olmadığımız bir görüntüydü.

Paris Saint Germain-Dinamo Kiev(4-1) maçında parayle saadet geldi. Disiplin paraya boyun eğdi.

B Grubu
Montpellier-Arsenal(1-2) maçında Belhanda'nın Panenka Penaltısı girişimi az daha İtalyan eldiven Vito Mannone'nin kucağında kalıyordu. Montpellier taraftarı mağlubiyete rağmen yaşadıkları Şampiyonlar Ligi tecrübesinin keyfini çıkardı. Zaten futbol da böyle bir şey olmalı.

Olympiakos-Schalke(1-2) maçında goller vardı. Bir de Klaas-Jan Huntelaar(böyle uzun uzun yazınca daha afili oluyor)'ın direkten dönen penaltısı.


C Grubu
Milan-Anderlecht(0-0) maçında Silvio Proto Milan ataklarını cesurca savuşturdu. Milano'da büyüyen kriz tribünlerin boşalmasına yol açtı. Boşalan tribünlerden yükselen tepkiler de giderek artıyor. Berlusconi-Allegri-Galliani üçlemesi sıkıntıda...

Malaga-Zenit(3-0) maçında Luciano Spalletti'nin bıyıkları maça bir süre gölge düşürse de genç yetenek Isco'nun golleri futbol severleri kendine getirdi.

D Grubu
Real Madrid-Manchester City(3-2) İspanyol basının deyimiyle "dünyanın en pahalı maçı" oldu. Joe Hart'ın büyük hatası Cristiano Ronaldo'yu yine bir şekilde maçın kahramanı yaptı.


Borussia Dortmund-Ajax(1-0) maçında Dortmund kalecisi Weidenfeller'in uzun süreli orta saha seyahati Ajax hanesine gol olarak dönmedi. Hummels'in ağır aksak penaltısının telafisi Lewandowski'ye düştü.

E Grubu
Chelsea-Juventus(2-2) maçında genç yıldız adayı Oscar Chelsea formasıyla Londra'da gollerle tanıştı. Hazard yine asist yaptı. Buffon ve Pirlo hala yaşlanmamış. Pirlo'nun birazcık sakalları uzamış o kadar.

Shakhtar Donetsk-Nordsjaelland(2-0) maçında sessiz harflerin üstünlüğü göze çarparken bahis dünyasının "Kuzey Yıldızı" Nordsjaelland Şampiyonlar Ligi'nde ben de varım dedi ama yetmedi.

F Grubu
Bayern Münih-Valencia(2-1) maçında Valencia 2001'in rövanşını almak istedi ancak olmadı. Artık gözler Mestella'ya çevrildi.

Lille-BATE Borisov(1-3) maçında Lille bir kez daha Şampiyonlar Ligi takımı olmadığını kanıtladı.

G Grubu
Barcelona-Spartak Moskova(3-2) maçında Lionel Messi ve Tello işbirliği Alves ve Valdes işbirliğini mağlup etti.

Celtic-Benfica(0-0) maçı bu hafta gol sesi çıkmayan tek maç oldu. Rangers'ın yokluğu Celtic'i bir hayli etkilemiş.

H Grubu
Manchester United-Galatasaray(1-0) maçında ortak kanı Wolfgang Stark'ın bir adet bilim kurgu efsanesi olduğu yönündeydi. Alman "Kicker"  gazetesi haklıymış...

Braga-Cluj(0-2) maçında görüldüğü üzere Estadio Municipal de Braga hala "dört dağ içinde".

29 Haz 2012

Korkunun ecele...


                  İtiraf ediyorum; gerçekten korkuyorum. Aslında bu yazıyı daha önce-İspanya maçı sonrası- yazmam gerekiyordu ama bekledim. Boğaların rakibini merak ediyordum ve tahminen gelecek Almanya ya karşı şöyle okkalı methiyelerle İspanya’yı şampiyon ilan edecektim...
               
                  İtalya maçını izleyince zaten sıkıcı olduğunu herkesin gördüğü İspanya-Portekiz maçı gözümde daha da küçüldü. Pirlo’ya duyduğum hayranlık 10 kat daha arttı (eminim Milan’ın da öyledir) ancak bu hayranlık sadece futboluna değil aynı zamanda inanılmaz futbolcu karakterinedir. Barzaglinin ne kadar harika bir oyuncu olduğunu gördüm. Ayrıca Pirlo ile beraber son turnuvayı oynadıklarının farkında olan Buffon’un gözlerindeki istekle karşılaştım. İtalya’nın tüm takım olarak(Süper Mario dahil) kenetlendiğine ve mücadele ettiğine şahit oldum. Zaten maç öncesi Almanya’ya karşı içimden İtalya’yı destekliyordum ama bu kadarını da beklemiyordum doğrusu...Mükkemel futbol...
               
                  Şimdi gelgelelim matadorlara. Bu arada “matador” nedir hiç düşündünüz mü? Matador, katil, öldürücü demektir. Ben bunun İspanya Milli Takımı’na çok yakıştığını düşünüyorum. Öldürücü bir İspanya;  inanılmaz bir paslaşma ağı, top kaptırmadan geçen süresiz dakikalar, defansı dehşete düşüren ara paslar, üstün teknik özellikler... İspanya komple mükemmel gibi duruyor. Ama bu sayılanlar ve turnuva boyunca izlediğimiz İspanya’nın İtalya karşısında kupayı kaldıran taraf olabilmesi için oyununa eklemesi gereken şeyler olduğu kanaatindeyim. Futbol sadece pas veya sadece oyun zekasından ibaret değil ki İspanya’nın karşısında en az kendileri kadar zeki olabilen ve bunu oyununa yansıtabilen İtalyan futbolcular var.                
               
                   Gerçekten mücadele edebilmeyi öğrenmeli ve İspanya olarak İtalya’ya bu konuda cevap verebilmeliyiz.Gerçekten korkuyorum çünkü Pirlo ve Buffon’un son turnuvası, çünkü İtalya deyim yerindeyse; tek yürek oldu,çünkü Süper Mario prenses için hiç olmadığı kadar hırslı ve çünkü İtalya her zaman İtalya...
               


                    Not: İspanya tişörtümü giyip maçı Valencia’da herhangi bir meydandan takip etmeyi umuyorum.Dilerim ki final sonrası görüşmemizde, fotoğraflar galibiyeti anlatır... Viva España!!!

15 Haz 2012

İbracadabra ve Sihirli Popo Wiland


Ev sahibi Ukrayna ile İsveç mücadelesini izleyenler futboldan zevk alma konusunda sıkıntılı bir maça tanık olmadılar. Aslına bakarsanız geçen bir haftalık sürece baktığımızda oynanan kalitesiz futbola bir ya da iki maçta rastladık diyebilirim. Bol pozisyonun ve  kora kor mücadelenin  üst düzeyde olduğu bir turnuva geçiyor umarım böyle de devam eder. Maça döndüğümüzde yapacağım tek yorum, Avrupa futbolunun en önemli forvetlerinden İbrahimovic ve Shevchenko’nun karşılıklı performanslarının maçı belirlediği olur. Burada dünyanın en büyük kulüplerinden biri Milan’ın tarihin değişik dönemlerinde kadrosunda ne denli önemli forvetler barındırdığını da tekrar  hatırlamakta fayda var. İki isim de Milan kulübüne sembol olmuş isimler olarak anılıyorlar ve öyle de kalacaklar gibi duruyor eğer ki İbrahimovic’in kariyerinde çok sürpriz bir gelişme olmazsa.

İbrahimovic  ismini ceza sahası içinde ön direkte bu kadar boş bıraktığınızda  geriye düşmeniz artık an meselesidir. Ancak İsveç milli takımının geneline baktığımızda da İbrahimoviç üzerine kurulan sistemin çarklarının çok iyi işlemediğini söylemek mümkün görünüyor. Özellikle defans yapısında büyük zaaflar var.  Yan topları karşılamakta görülen bariz zorlanmalar ve yapılan iki hata sonucu Shevchenko’ nun izleyenleri tatmin eden iki ustaca kafa golü İsveç’in bu zaaflarını ortaya çıkardı.Bundan dolayı  kanat ataklarına dayalı futbola önem veren İngiltere karşısında Kuzey Avrupa ülkesinin zorlanabileceğini düşünüyorum bu akşam. Futbol otoriteleri tarafından Fransa karşısında zayıf not alan İngiltere, İsveç karşısında daha favori gözüküyor. İbracadabra' ya olan sempatim turnuvada İsveç’ e yakınlık duymamı sağlamıştı ancak; ev sahibi olduğu halde iyi bir futbol ortaya koymakta zorlanan Ukrayna’ya bile mağlup olmaktan kurtulamayan İsveç’in Fransa ve İngiltere önünde gruptan çıkma şansını maalesef zor görüyorum.

İngiltere maçına eşi benzeri görülmemiş yöntemlerle moral motivasyonunu kaybetmeden hazırlanan bir İsveç takımı gördük geçtiğimiz gün. Tecrübeli kaleci Johan Wiland  antreman sırasında poposunu açarak arkadaşlarına hedef oldu. Sırayla şut çeken futbolcular Wiland’ın açıkça ortaya döktüğü hedefi vurmaya çalışarak isabet oranlarını değerlendirdiler. Umarız İbrahimoviç takım arkadaşına alıştığımız şutlarından birini çekmemiştir diyelim, ne olur ne olmaz…

Enteresan bir yöntemle sağlanan  neşeli ortam ve motivasyon  İsveç'e bir sürpriz yaptırır mı dersiniz? İbracabra sihir yapabilir mi Wiland'dan aldığı güçle? 21:45' i bekleyelim o halde.
http://www.posta.com.tr/video/video-izle/?VideoID=7394