Gareth Barry 16 yaşındayken Brighton & Hove Albion'dan Villa Park'a adım attığında yıl 1997'ydi. 1997-98 sezonunun sonuna doğru ilk kez Aston Villa formasıyla sahaya çıktığında üçlü savunmanın en solunda Gareth Southgate ve Ugo Ehiogu gibi iki tecrübeli isimle yan yana oynadı. O sezon sadece üç maçta forma şansı bulsa da bir sonraki sezon neredeyse sezonun tamamında bordo-mavi formayı terletti. Milli takıma çağrıldığında henüz 19 yaşındaydı ve İngiltere'nin EURO 2000 kadrosunda yer alan en genç futbolcu olmayı başardı.
Türkiyeli futbol severlerin birçoğu onun adını ilk olarak Alpay Özalan'ın Aston Villa'ya transfer olmasıyla duymuştur. Çocukken yurt dışına futbol oynamaya giden futbolcularımızı yalnız bırakmamak adına FIFA serilerinde onların olduğu takımları şampiyon yapmakla çok uğraştım. Hatta taraftarlık boyutunu gerçek dünyaya da uyarlayarak Aston Villa'nın bordo-mavi formasını da aldım. Tabi ki arkasında Alpay yazmasını çok isterdim ancak o zamanki maddi şartlar buna uygun değildi. Zaten forma da orijinal değildi.
Gareth Barry ilk başta stoper olarak başladığı İngiltere Premier Ligi'nde daha sonra sol bek, sol açık, sol orta saha mevkilerine derman olarak denendi. Ancak en sonunda "ön libero" olarak futbol sahalarında kendine yer buldu. Aston Villa'da yıllarca kaptanlık yaptı. 2000 yılında Chelsea'ye 1-0 kaybedilen FA Cup finalinde oynadı. Aston Villa ile kazandığı tek kupa 2001 yılında Inter-Toto Kupası oldu. 2008 yazında Liverpool'a transferi Birmingham'da gündemi bir hayli oyaladı. En nihayetinde transfer gerçekleşmedi ve menajer Martin O'Neill Barry'nin kolundan pazubandı aldı. Gerçi 2009 ocağında yeni kaptan Martin Laursen uzun süreli sakatlanınca pazubant tekrardan Barry'nin koluna takıldı.
2009 yılının sonunda Liverpool'dan talep edilen 18 M Sterlin'den 6 M Sterlin daha azına Manchester City'ye transfer oldu. Aston Villa taraftarı on iki yıl boyunca 441 kez formalarını terleten kaptanlarına tepkiliydi. Parayı seçtiği için kendisini çok eleştirdiler. Barry 2011 yılında City ile FA Cup'ı kaldırdı. 2011-12 sezonunda 44 yıl sonra gelen EPL şampiyonluğunda sezonun neredeyse tamamında(34 maçta) mavi formayı sırtında taşıdı.
2 Eylül 2013 tarihinde -transferin son gününde- City'den Everton'a kiralandı. İlk maçında Chelsea karşısında alınan 1-0'lık zaferde büyük pay sahibi oldu. Samuel Eto'o karşısında gösterdiği performansla maçın adamı seçildi. Henüz 32 yaşındaki Barry EPL'de oynadığı 499 maçta 47 gole imza attı. 53 kez giydiği milli formayla da 3 kez gol sevinci yaşadı. Bugün oynanan Everton-Newcastle United maçında 500. kez EPL'de forma giyme başarısı göstermiş oldu. Hak ettiği değeri göremeyen nadir oyunculardan birisidir Gareth Barry. Aston Villa'da kalsa belki daha az hatırlanacaktı ama Villa taraftarı için daha büyük bir efsane olacaktı.
30 Eyl 2013
EPL'de 500'ler kulübünün son üyesi: Gareth Barry
Etiketler:
Alpay Özalan,
Aston Villa,
Brighton & Hove Albion,
EURO 2000,
Everton,
FA Cup,
Gareth Barry,
Gareth Southgate,
Inter-Toto Kupası,
Manchester City,
Martin O'Neill,
Premier Lig,
Sinan Baran,
Ugo Ehiogu,
Villa Park
27 Eyl 2013
Dünya Kupalarında Afrika futbol tarihi
Afrika futbolu Türkiye'de çok rağbet görmeyen ama ülke futbolunun çok beslendiği bir alan. Türkiye'de Afrika futbolu denince akla ucuz maliyetlerle transfer edilen siyah insanlar gelir. Bunun yanında bu insanlara takılan türlü lakaplar ve ten renklerinden ötürü yapılan ve kimisi ırkçı olan benzetmeler de akıllarda yer etmiştir. 1998-99 sezonunda Trabzonspor forması giyen siyahi İngiliz futbolcu Kevin Campbell'a dönemin Trabzonspor başkanı Mehmet Ali Yılmaz'ın "yamyam" ve "rengi bozuk" ifadeleri Afrika kökenli futbolculara yapılan ırkçılığa örnektir. Türkiye'de Afrikalı futbolcu algısını ileri zamanlardaki yazılarda derinlemesine inceleyeceğim. Ancak bu yazıda asıl konumuz Afrika futbolunun Dünya Kupaları tarihinde bıraktığı izler.
Afrika futbolunu Dünya Kupalarında ilk olarak 1934 İtalya'da Mısır temsil etmiştir. İlk turda Macaristan'a 4-2 yenilerek elenen Mısır turnuvaya erken veda ederken Abdülrahman Fevzi Mısır adına atılan iki golün de sahibi olmayı başarmıştır. Daha sonra 1966 İngiltere'ye kadar Afrika futbolu Dünya Kupası'nda adından söz ettirememiştir. 1966'da ise 16 Afrika federasyonu turnuvayı boykot etmiştir. 1964 yılında FIFA tarafından alınan bir karara göre Afrika şampiyonu Asya veya Okyanusya şampiyonlarından biriyle play-off oynayarak turnuvaya katılmaya hak kazanabilecekti. 1970 Meksika'da Afrika'yı yine bir Kuzey Afrika ülkesi temsil etti. Fas oynadığı üç maç sonunda Bulgaristan ile 1-1 berabere kalarak kıta adına ilk puanı almayı başarsa da turnuvadan elendi. 1974 Batı Almanya'da ise turnuva tarihinin en kötü takımlarından birisi Afrika adına mücadele etti. Grupta oynadığı üç maçı da kaybeden ve turnuva tarihinin en farklı üç mağlubiyetinden birini alan Zaire(bugünkü adıyla Demokratik Kongo Cumhuriyeti) Yugoslavya karşısında 9-0'lık hezimetle sahadan ayrıldı. 1978 Arjantin'de kıtayı üçüncü kez bir Kuzey Afrika ülkesi temsil etti. Tunus gruptan çıkmayı başaramasa da Meksika karşısında aldığı 3-1'lik galibiyetle Afrika adına ilk zafere imzasını atan ülke olmayı başardı. Aynı zamanda Tunus'un teknik direktörü Abdelmajid Chetali turnuvaya katılan ilk Afrikalı hoca unvanını da kazandı.
1982 İspanya'da Dünya Kupası ilk kez 24 takımın mücadele ettiği bir turnuva haline geldi ve Afrika ülkelerinin kontenjanı ikiye çıktı. Cezayir aldığı iki galibiyete rağmen averajla gruptan çıkamadı. Diğer taraftan ise Kamerun aldığı üç beraberlikle averajla gruptan çıkamadı ve bir üst sırada yer alan İtalya üç beraberlikle çıkmayı başardığı gruptan sonra bütün rakiplerini mağlup ederek kupanın sahibi olmayı başardı. 1986 Meksika'da Cezayir sadece bir puan toplayarak elendi. Fas ise gruptan çıkmayı başaran ilk Afrika ülkesi oldu. Ancak ikinci turda Batı Almanya karşısında 1-0 mağlup olarak elendi. 1990 İtalya'da Mısır iki beraberlik, bir mağlubiyetle gruptan çıkmayı başaramadı. Kıtanın diğer temsilcisi Kamerun ise uzun süre hafızalarda yer edecek bir performans gösterdi ve çeyrek finale kadar yükselmeyi başaran ilk Afrika takımı oldu. Kadroların teslim edileceği son anlarda Kamerun Devlet Başkanı Paul Biya 38 yaşındaki forvet oyuncusu Roger Milla'ya özel bir ricada bulundu ve Milla Kamerun'un Dünya Kupası kadrosuna dahil edildi. Milla turnuvada attığı dört gol ve ilginç gol sevinçleriyle adından çokça söz ettirdi. Kamerun The Indomitable Lions(Boyun eğmeyen aslanlar) lakabını bu turnuvada kazandı. Kamerun grubun ilk maçında son şampiyon Arjantin'i 1-0'la geçerken Romanya'yı da 2-1 yenmeyi başardı. Sovyetler Birliği karşısında alınan 4-0'lık mağlubiyet Kamerun'un gruptan çıkmasına engel olamadı. İkinci turda Kolombiya'yı 2-1 mağlup eden aslanlar çeyrek finalde İngiltere karşısında uzatmalarda 3-2 mağlup oldu ve turnuvaya veda etti. 1994 ABD'de Afrika'yı ilk kez üç takım temsil etti. Kamerun ve Fas ilk turda elenirken Nijerya ikinci tura yükselmeyi başardı.
1998 yılına gelindiğinde Dünya Kupası artık 32 takımla oynanacaktı. Fransa'da düzenlenen kupaya Afrika adına beş takım katıldı. Kamerun, Tunus, Fas ve Güney Afrika Cumhuriyeti ilk turda turnuvaya veda etti. Nijerya ise üst üste ikinci kez ikinci tura yükselme başarısı gösterse de elenmekten kurtulamadı. 2002 Güney Kore&Japonya'da Kamerun, Nijerya, Tunus ve Güney Afrika Cumhuriyeti gruptan çıkma başarısı gösteremedi. Ancak turnuvaya ilk ve -bugüne kadar- son kez katılan Bruno Metsu'nun öğrencileri çeyrek finale yükselen ikinci Afrika takımı olmayı başardılar. Eski bir Fransa sömürgesi olan Senegal (tıpkı Kamerun gibi) son şampiyon Fransa'yı Papa Bouba-Diop'un golüyle 1-0 mağlup ederek turnuvaya başladı. Danimarka ve Uruguay ile berabere kalarak beş puan toplayan Senegal gruptan çıkmayı başardı. İkinci turda İsveç'i mağlup eden Senegal Türkiyeli futbol severlerin de hafızalarına kazınan bir maçta İlhan Mansız'ın attığı altın gol ile turnuvaya veda etti. 2006 Almanya'da ise Angola, Fildişi Sahili, Togo ve Tunus gruptan çıkmayı başaramadı. Nijerya ise üçüncü kez turnuvaya ikinci turda veda etti.
2010 Dünya Kupası Afrika futbolu adına en önemli dönüm noktalarından birisi oldu. Dünya Kupası ilk kez bir Afrika ülkesinde düzenlenecekti. Adaylar ise Fas, Libya/Tunus, Mısır ve Güney Afrika'ydı. Yapılan oylama sonucunda ev sahipliği hakkı Güney Afrika'ya gitti. Güney Afrikalıların yerel çalgısı vuvuzela turnuvada en çok iz bırakan simgelerden birisi oldu. Özellikle Afrika dışından gelen seyirciler vuvuzeladan çıkan sesten ötürü rahatsızlıklarını sık sık dile getirdiler. Hatta bir ara yasaklanması bile gündeme geldi. Bunun yanında Shakira'nın Güney Afrikalı bir grup olan Freshlyground ile birlikte seslendirdiği Waka Waka şarkısı da turnuvanın unutulmaz simgelerinden birisi oldu. Tabi ki şarkının sözlerinde geçen This time for Africa sloganı da hafızalarda yerini aldı. Güney Afrika Cumhuriyeti ev sahibi kontenjanından yararlanarak turnuvaya katıldığı için turnuvada ilk kez altı adet Afrika takımı yer aldı. Cezayir, Kamerun, Fildişi Sahili, Nijerya ve Güney Afrika kıta insanın beklentilerini karşılayamayarak gruptan çıkamadı. Çeyrek finale kadar yükselen Gana ise Uruguay'a penaltılarda kaybederek yarı finale yükselen ilk Afrika takımı olma şansını kaybetti.
2014 Brezilya'ya Afrika'dan katılacak olan beş takım Ekim ayının ikinci haftası ve Kasım ayının ortasında yapılacak olan play-off maçlarından sonra belli olacak. Eşleşmeler:
Fildişi Sahili-Senegal
Burkina Faso*-Cezayir
Etiyopya*-Nijerya
Tunus-Kamerun
Gana-Mısır
*Burkina Faso ve Etiyopya rakiplerini elemeyi başarırlarsa turnuvaya ilk kez katılacaklar.
Afrika futbolunu Dünya Kupalarında ilk olarak 1934 İtalya'da Mısır temsil etmiştir. İlk turda Macaristan'a 4-2 yenilerek elenen Mısır turnuvaya erken veda ederken Abdülrahman Fevzi Mısır adına atılan iki golün de sahibi olmayı başarmıştır. Daha sonra 1966 İngiltere'ye kadar Afrika futbolu Dünya Kupası'nda adından söz ettirememiştir. 1966'da ise 16 Afrika federasyonu turnuvayı boykot etmiştir. 1964 yılında FIFA tarafından alınan bir karara göre Afrika şampiyonu Asya veya Okyanusya şampiyonlarından biriyle play-off oynayarak turnuvaya katılmaya hak kazanabilecekti. 1970 Meksika'da Afrika'yı yine bir Kuzey Afrika ülkesi temsil etti. Fas oynadığı üç maç sonunda Bulgaristan ile 1-1 berabere kalarak kıta adına ilk puanı almayı başarsa da turnuvadan elendi. 1974 Batı Almanya'da ise turnuva tarihinin en kötü takımlarından birisi Afrika adına mücadele etti. Grupta oynadığı üç maçı da kaybeden ve turnuva tarihinin en farklı üç mağlubiyetinden birini alan Zaire(bugünkü adıyla Demokratik Kongo Cumhuriyeti) Yugoslavya karşısında 9-0'lık hezimetle sahadan ayrıldı. 1978 Arjantin'de kıtayı üçüncü kez bir Kuzey Afrika ülkesi temsil etti. Tunus gruptan çıkmayı başaramasa da Meksika karşısında aldığı 3-1'lik galibiyetle Afrika adına ilk zafere imzasını atan ülke olmayı başardı. Aynı zamanda Tunus'un teknik direktörü Abdelmajid Chetali turnuvaya katılan ilk Afrikalı hoca unvanını da kazandı.
1982 İspanya'da Dünya Kupası ilk kez 24 takımın mücadele ettiği bir turnuva haline geldi ve Afrika ülkelerinin kontenjanı ikiye çıktı. Cezayir aldığı iki galibiyete rağmen averajla gruptan çıkamadı. Diğer taraftan ise Kamerun aldığı üç beraberlikle averajla gruptan çıkamadı ve bir üst sırada yer alan İtalya üç beraberlikle çıkmayı başardığı gruptan sonra bütün rakiplerini mağlup ederek kupanın sahibi olmayı başardı. 1986 Meksika'da Cezayir sadece bir puan toplayarak elendi. Fas ise gruptan çıkmayı başaran ilk Afrika ülkesi oldu. Ancak ikinci turda Batı Almanya karşısında 1-0 mağlup olarak elendi. 1990 İtalya'da Mısır iki beraberlik, bir mağlubiyetle gruptan çıkmayı başaramadı. Kıtanın diğer temsilcisi Kamerun ise uzun süre hafızalarda yer edecek bir performans gösterdi ve çeyrek finale kadar yükselmeyi başaran ilk Afrika takımı oldu. Kadroların teslim edileceği son anlarda Kamerun Devlet Başkanı Paul Biya 38 yaşındaki forvet oyuncusu Roger Milla'ya özel bir ricada bulundu ve Milla Kamerun'un Dünya Kupası kadrosuna dahil edildi. Milla turnuvada attığı dört gol ve ilginç gol sevinçleriyle adından çokça söz ettirdi. Kamerun The Indomitable Lions(Boyun eğmeyen aslanlar) lakabını bu turnuvada kazandı. Kamerun grubun ilk maçında son şampiyon Arjantin'i 1-0'la geçerken Romanya'yı da 2-1 yenmeyi başardı. Sovyetler Birliği karşısında alınan 4-0'lık mağlubiyet Kamerun'un gruptan çıkmasına engel olamadı. İkinci turda Kolombiya'yı 2-1 mağlup eden aslanlar çeyrek finalde İngiltere karşısında uzatmalarda 3-2 mağlup oldu ve turnuvaya veda etti. 1994 ABD'de Afrika'yı ilk kez üç takım temsil etti. Kamerun ve Fas ilk turda elenirken Nijerya ikinci tura yükselmeyi başardı.
1998 yılına gelindiğinde Dünya Kupası artık 32 takımla oynanacaktı. Fransa'da düzenlenen kupaya Afrika adına beş takım katıldı. Kamerun, Tunus, Fas ve Güney Afrika Cumhuriyeti ilk turda turnuvaya veda etti. Nijerya ise üst üste ikinci kez ikinci tura yükselme başarısı gösterse de elenmekten kurtulamadı. 2002 Güney Kore&Japonya'da Kamerun, Nijerya, Tunus ve Güney Afrika Cumhuriyeti gruptan çıkma başarısı gösteremedi. Ancak turnuvaya ilk ve -bugüne kadar- son kez katılan Bruno Metsu'nun öğrencileri çeyrek finale yükselen ikinci Afrika takımı olmayı başardılar. Eski bir Fransa sömürgesi olan Senegal (tıpkı Kamerun gibi) son şampiyon Fransa'yı Papa Bouba-Diop'un golüyle 1-0 mağlup ederek turnuvaya başladı. Danimarka ve Uruguay ile berabere kalarak beş puan toplayan Senegal gruptan çıkmayı başardı. İkinci turda İsveç'i mağlup eden Senegal Türkiyeli futbol severlerin de hafızalarına kazınan bir maçta İlhan Mansız'ın attığı altın gol ile turnuvaya veda etti. 2006 Almanya'da ise Angola, Fildişi Sahili, Togo ve Tunus gruptan çıkmayı başaramadı. Nijerya ise üçüncü kez turnuvaya ikinci turda veda etti.
2010 Dünya Kupası Afrika futbolu adına en önemli dönüm noktalarından birisi oldu. Dünya Kupası ilk kez bir Afrika ülkesinde düzenlenecekti. Adaylar ise Fas, Libya/Tunus, Mısır ve Güney Afrika'ydı. Yapılan oylama sonucunda ev sahipliği hakkı Güney Afrika'ya gitti. Güney Afrikalıların yerel çalgısı vuvuzela turnuvada en çok iz bırakan simgelerden birisi oldu. Özellikle Afrika dışından gelen seyirciler vuvuzeladan çıkan sesten ötürü rahatsızlıklarını sık sık dile getirdiler. Hatta bir ara yasaklanması bile gündeme geldi. Bunun yanında Shakira'nın Güney Afrikalı bir grup olan Freshlyground ile birlikte seslendirdiği Waka Waka şarkısı da turnuvanın unutulmaz simgelerinden birisi oldu. Tabi ki şarkının sözlerinde geçen This time for Africa sloganı da hafızalarda yerini aldı. Güney Afrika Cumhuriyeti ev sahibi kontenjanından yararlanarak turnuvaya katıldığı için turnuvada ilk kez altı adet Afrika takımı yer aldı. Cezayir, Kamerun, Fildişi Sahili, Nijerya ve Güney Afrika kıta insanın beklentilerini karşılayamayarak gruptan çıkamadı. Çeyrek finale kadar yükselen Gana ise Uruguay'a penaltılarda kaybederek yarı finale yükselen ilk Afrika takımı olma şansını kaybetti.
2014 Brezilya'ya Afrika'dan katılacak olan beş takım Ekim ayının ikinci haftası ve Kasım ayının ortasında yapılacak olan play-off maçlarından sonra belli olacak. Eşleşmeler:
Fildişi Sahili-Senegal
Burkina Faso*-Cezayir
Etiyopya*-Nijerya
Tunus-Kamerun
Gana-Mısır
*Burkina Faso ve Etiyopya rakiplerini elemeyi başarırlarsa turnuvaya ilk kez katılacaklar.
Etiketler:
1990 Dünya Kupası,
2002 Dünya Kupası,
2010 Dünya Kupası,
Abdelmajid Chetali,
Abdülrahman Fevzi,
Afrika,
Afrika Futbolu,
Güney Afrika Cumhuriyeti,
Roger Milla,
Shakira,
Sinan Baran,
Vuvuzela,
Waka Waka
6 Eyl 2013
Sıkıntı Var
'Bu sene de bir şey olmaz bu takımdan'
'Forvet transferi gecikirse Avrupa'dan erken eleniriz.'
Ben uğraşmak zorunda mıyım lan bunlarla? Birileri ağlamak zorunda mı ağız dolusu küfürle? Niye küfrediyoruz ki, neye sinirleniyoruz? Niye biz maç bitince normal hayata dönemiyoruz, hüzünlerin sevinçlerin kızgınlıkların ortasında kalıyoruz. Fenerli manitayı cimbomlu arkadaşı kırıyoruz, sonra kulübün menfaatlerini de gözeterek gönüllerini alıyoruz. O orda oynamaz bu burda oynamaz, şunu satalım bunu alalım. Nereye sığınalım? Üzüntümüzde teselliyi, sevincimizde mükafatımızı bu futbol topunun etrafında dönen en kaypak iş grubu olan futbolculara bağlamışız. Bize kim yükledi ulan bu tutkuyu, bu heyecanı.
Kimsenin sevmediği insanları seviyoruz:
Sevilmeyende sevilecek şeyi buluyoruz:
Sükuneti yaşamadık doğduk doğalı
Bunca sağlıksız insanın gözüne girmek zor tabi. Ahmet Çakar'ın dediği gibi 'sıkıntı var'. Bu bünyeler şanlı galibiyetlere de ağır mağlubiyetlere de alışkındır, hataları kaldırır ama yanlışa tahammülü yoktur. Biz Jaja'yı İstanbul'a sadece içmeye gittiği için sevdik, transfer görüşmesine değil içmeye gitti. Adam olun canımızı yeyin. Üzerinize sarı birşeyler giymeyin ve sahada o yuvarlak şeyin peşinden koşun. Basit lan çok basit.
'Forvet transferi gecikirse Avrupa'dan erken eleniriz.'
Ben uğraşmak zorunda mıyım lan bunlarla? Birileri ağlamak zorunda mı ağız dolusu küfürle? Niye küfrediyoruz ki, neye sinirleniyoruz? Niye biz maç bitince normal hayata dönemiyoruz, hüzünlerin sevinçlerin kızgınlıkların ortasında kalıyoruz. Fenerli manitayı cimbomlu arkadaşı kırıyoruz, sonra kulübün menfaatlerini de gözeterek gönüllerini alıyoruz. O orda oynamaz bu burda oynamaz, şunu satalım bunu alalım. Nereye sığınalım? Üzüntümüzde teselliyi, sevincimizde mükafatımızı bu futbol topunun etrafında dönen en kaypak iş grubu olan futbolculara bağlamışız. Bize kim yükledi ulan bu tutkuyu, bu heyecanı.
Kimsenin sevmediği insanları seviyoruz:
Sevilmeyende sevilecek şeyi buluyoruz:
Sükuneti yaşamadık doğduk doğalı
Bunca sağlıksız insanın gözüne girmek zor tabi. Ahmet Çakar'ın dediği gibi 'sıkıntı var'. Bu bünyeler şanlı galibiyetlere de ağır mağlubiyetlere de alışkındır, hataları kaldırır ama yanlışa tahammülü yoktur. Biz Jaja'yı İstanbul'a sadece içmeye gittiği için sevdik, transfer görüşmesine değil içmeye gitti. Adam olun canımızı yeyin. Üzerinize sarı birşeyler giymeyin ve sahada o yuvarlak şeyin peşinden koşun. Basit lan çok basit.
5 Eyl 2013
Savaşın Çocukları
Evet ölüm belki de bir aşiretin adı, belki de çok daha fazlası Iraklılar için. İşte bu yüzden futbol sadece futbol değil. Ali Adnan da sadece bir futbolcu değil. Hele ki birkaç maç iyi oynadıktan sonra yüzbinlerce 'euro'luk kontratlara imza atan, tek dertleri alacakları araba olan Türk futbolcularla kıyaslayınca.
"Savaşın çocukları için çenedeki birkaç dikiş fazla acı verici değildir." diyordu Levent Özçelik abimiz 10 Temmuz 2013 Irak Uruguay u20 maçı sırasında Ali'nin çenesine dikiş atılırken. Doğruydu, Ali ne acıları atlatmıştı yanıbaşımızda.
O şimdi dünyanın en güzel 11'ini yapmakla meşgul. Kimi koysa hep bir fazla, kimi çıkarsa hep bir eksik. Biz mi? Biz yanıbaşımızda yaratılacak yeni acılara ortak olma peşindeyiz...
Bağdatlı Ali Adnan'ın ilk 11'i
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/24636501.asp
1 Eyl 2013
70'ler, 80'lerin ruhuyla... Bastır Ankaragücü!
Ankaragücü 104 yaşında! 31 Ağustos 1910 tarihinde kurulan kulübümüz dün 104 yaşına girdi, taraftar da Sakarya Caddesi'ni sarı-laciverte boyadı, ateşe verdi...
Taraftarı biraz sonraya bırakıp önce futbol konuşalım. Üç hafta önce Süper Lig ve 1. Lig'in başlamasıyla hemen her camia futbola tekrardan kavuştu. Şimdi sırada Ankaragücü'nün ligi 2. Lig Kırmızı Grup var...
Uzun zaman sonra büyük umutlarla girilen bir sezon... On binden fazla satılan kombine kart ve yeşeren umutlar... Ayrıca -üç eksik haricinde- büyük ölçüde koruduğumuz kadromuz ve futbolcuların, emekçilerin alacaklarının kalmaması şampiyonluk için önümüzde pek de fazla bir engel olmaması. Son olarak, hazırlık maçlarında alınan başarılı sonuçlar ve takımın oynadığı futbol da sezona başlarken en önemli artılarımızdan.
Genel olarak 2. Lig seviyesindeki takımlarla oynadığımız hazırlık karşılaşmalarında yenilgi yüzü görmedik. Profesyonel liglerde üçüncü sezonuna girecek olan altyapı kadromuz artık şampiyonluk yaşayabileceği bir kümede yer alıyor. İki senedir parasızlıklar, yokluklar içinde boğuşan futbolcu kardeşlerimiz için artık vakit doldu. Taraftar, maddi kaygıları ortadan kalkan futbolculardan üçüncü klasman seviyesinde büyük beklenti içerisinde. Konuştuğum futbolcu arkadaşlar da bu durumun farkında ve onlar da bizimle hemfikir. Anadolu Selçuklu ile oynadığımız hazırlık maçında tesislerdeki otları meşale ile yakmayı başaran taraftarın coşkusu ve ardından gelen yangın var yangın var biz yanıyoruz Ankaragücü aşkıyla tutuşuyoruz sloganı önümüzdeki sezonu şimdiden özetler nitelikteydi. Taraftar öyle ya da böyle bu sezon şehri yakmaya kararlı.
İçerideki ilk dört maçımızda ne yazık ki taraftarımızdan yoksun olacağız. 6. ve 8. hafta oynayacağımız Bugsaş ve Kızılcahamam deplasmanları Ankara'da futbol özlemimizi bir nebze de olsa dindirecek. 2. hafta oynayacağımız Eyüp deplasmanı ile 4. hafta oynayacağımız Körfez deplasmanı ise nispeten yakın deplasmanlar. Taraftarın her zaman ki gibi İstanbul ve Kocaeli'ni istila edeceğinden kimsenin şüphesi yok. Ankaragücü'nün 104. yaşını kutladığımız 31 Ağustos Cumartesi günü Sakarya Caddesi'ndeki coşku, yeni sezon öncesi taraftarın da ne kadar istekli olduğunun bir işaretiydi.
2013 ocağında kulübün yönetimini devralan yeni ekip taraftara, camiaya umut aşılamayı başardı. Transfer yasağının kaldırılması, borçların ödenmesi ve sorumlulardan hesap sorulması gibi temel sorunlar halihazırda devam etse de bu sorunlar bir süreliğine kulübün ayağa kalkmasına engel olamayacak gibi duruyor. Şu andan itibaren taraftarın kısa vadedeki en önemli beklentisi, on maçlık cezanın sonunda 19 Mayıs Stadyumu'na kavuşulduğunda takımın puan tablosunun tepesinde yer alması.
70'ler, 80'lerin ruhuyla... Bastır Ankaragücü!
Taraftarı biraz sonraya bırakıp önce futbol konuşalım. Üç hafta önce Süper Lig ve 1. Lig'in başlamasıyla hemen her camia futbola tekrardan kavuştu. Şimdi sırada Ankaragücü'nün ligi 2. Lig Kırmızı Grup var...
Uzun zaman sonra büyük umutlarla girilen bir sezon... On binden fazla satılan kombine kart ve yeşeren umutlar... Ayrıca -üç eksik haricinde- büyük ölçüde koruduğumuz kadromuz ve futbolcuların, emekçilerin alacaklarının kalmaması şampiyonluk için önümüzde pek de fazla bir engel olmaması. Son olarak, hazırlık maçlarında alınan başarılı sonuçlar ve takımın oynadığı futbol da sezona başlarken en önemli artılarımızdan.
Genel olarak 2. Lig seviyesindeki takımlarla oynadığımız hazırlık karşılaşmalarında yenilgi yüzü görmedik. Profesyonel liglerde üçüncü sezonuna girecek olan altyapı kadromuz artık şampiyonluk yaşayabileceği bir kümede yer alıyor. İki senedir parasızlıklar, yokluklar içinde boğuşan futbolcu kardeşlerimiz için artık vakit doldu. Taraftar, maddi kaygıları ortadan kalkan futbolculardan üçüncü klasman seviyesinde büyük beklenti içerisinde. Konuştuğum futbolcu arkadaşlar da bu durumun farkında ve onlar da bizimle hemfikir. Anadolu Selçuklu ile oynadığımız hazırlık maçında tesislerdeki otları meşale ile yakmayı başaran taraftarın coşkusu ve ardından gelen yangın var yangın var biz yanıyoruz Ankaragücü aşkıyla tutuşuyoruz sloganı önümüzdeki sezonu şimdiden özetler nitelikteydi. Taraftar öyle ya da böyle bu sezon şehri yakmaya kararlı.
İçerideki ilk dört maçımızda ne yazık ki taraftarımızdan yoksun olacağız. 6. ve 8. hafta oynayacağımız Bugsaş ve Kızılcahamam deplasmanları Ankara'da futbol özlemimizi bir nebze de olsa dindirecek. 2. hafta oynayacağımız Eyüp deplasmanı ile 4. hafta oynayacağımız Körfez deplasmanı ise nispeten yakın deplasmanlar. Taraftarın her zaman ki gibi İstanbul ve Kocaeli'ni istila edeceğinden kimsenin şüphesi yok. Ankaragücü'nün 104. yaşını kutladığımız 31 Ağustos Cumartesi günü Sakarya Caddesi'ndeki coşku, yeni sezon öncesi taraftarın da ne kadar istekli olduğunun bir işaretiydi.
2013 ocağında kulübün yönetimini devralan yeni ekip taraftara, camiaya umut aşılamayı başardı. Transfer yasağının kaldırılması, borçların ödenmesi ve sorumlulardan hesap sorulması gibi temel sorunlar halihazırda devam etse de bu sorunlar bir süreliğine kulübün ayağa kalkmasına engel olamayacak gibi duruyor. Şu andan itibaren taraftarın kısa vadedeki en önemli beklentisi, on maçlık cezanın sonunda 19 Mayıs Stadyumu'na kavuşulduğunda takımın puan tablosunun tepesinde yer alması.
70'ler, 80'lerin ruhuyla... Bastır Ankaragücü!
3 Ağu 2013
Ankaragücü Dirilişi
Ne çok zaman oldu "yeni sezon yeni umutlar" demeyeli... Öncelikle bu sezondan oldukça umutlu olduğumu belirterek meramımı anlatayım.
Ankaragücü geçtiğimiz sezon PTT 1. Lig'den düşerken gelecek açısından pek umut verici gelişmeler yaşanmıyordu. Bir yandan Başkan Yiğiner başka bir Ankaragücü planları yaparken(Esnafspor), bir yandan Gökçekler gelecek sezon PTT 1. Lig'de mücadele edecek Ankaraspor'u Ankaragücüspor gibi bir şeyler yapabilme telaşesindelerdi. Ancak planların hiçbirisi tutmadı ya da söylem bazında kaldı. Hatta kimi söylemler de asılsız çıktı. 103 yıllık kulüp kapanmanın eşiğinden döndü. Yakın maziyi unutarak bugünü değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Yiğiner'in henüz sağlayamadığı güven kafalardaki soru işaretlerini hala giderebilmiş değil. Taraftarın içerisinde de kulübü inatla ve ısrarla Gökçeklere peşkeş çekmeye devam eden, sesleri eskiye oranla az da olsa çıkan bir kitle hala mevcut ne yazık ki. Kaldırılamayan transfer yasağı, ödenemeyen borçlar kulübü ekonomik anlamda yıpratmaya devam ediyor. Taksi, otobüs, dolmuş duraklarından toplanan paralar ise ne kadar etkili kullanılıyor bilinmemekte. Son olarak MKE Ankaragücü tarihinde ilk kez Spor Toto 2. Lig seviyesinde bir kümede mücadele edecek. Sorumlular ise hala sorumsuz ve Ankara'yı yönetmeye devam ediyor.
Bütün bu olumsuz tabloyu bir kenara koyarsak Twitter'dan hashtag kasarak #DİRİLİŞ adlı bir temayı işlemeye çalışan bir yönetim mevcut. Diriliş fikri güzel fikir ama yönetimin yönlendirdiği hashtag kötü fikir. Bu da ister istemez Ankaragücü'nün sıradan bir takım gibi yönetildiği izlenimi edinmeme yol açıyor. Sosyal medyadaki hareketliliklerin tabandan gelmesi taraftarıyım.
Futbolcuların -geç de olsa- ödenen paraları, 19 Mayıs Stadyumu'nda oynamaya devam etmemiz, bütün tribünler için makul fiyatlarda kombine bilet çıkartılması, #DİRİLİŞ temalı tişörtler ise güzel ve olması gereken gelişmeler. Mevcut kadrodan da Enes, Bilal Gülden ve Timur eksilmiş olsa da eldeki oyuncu kadrosuyla Spor Toto 2. Lig Kırmızı Grup'ta iyi işler çıkartacağımıza benim inancım tam. İlk başta 200 liradan satılacağı açıklanan kapalı tribün kombinesinin 150 liraya çekilmesi de her iki kapalı tribünde de taraftar grupları olduğu gerçeğiyle bağdaşan bir adım oldu. Yiğiner ve ekibine benim inancım henüz tam değil. Bir yılını doldurmayan bir yönetime şimdiden bu kadar inanmak da anlamsız geliyor. Bırakalım önce kendilerini ispatlasınlar derim. Taraftarın bu sezon ki en azından play-off oynama beklentisini karşılayabilsinler -ki benim beklentim bir üst lige yükselmek yönünde-. Kulübü bu hallere getiren Gökçek yönetiminden gerekli hesapları sorsunlar ve transfer yasağını kaldırsınlar. Ondan sonra tekrardan duruma bakar ve dirilip dirilmediğimize karar veririz.
Fikstür çekildi, 9. haftaya kadar seyircisiz oynama yasağımız mevcut. Hangi maçlara kadın ve çocuklar alınacak, hangi maçlara alınmayacak tam olarak bilmiyorum. Geçen seneden kalan dört maçlık cezanın ilk iki haftasında kadın ve çocukların statta yerini alması gerekiyor. Ankara'daki seyircili ilk maçımız altıncı hafta Ostim'de oynanacak olan Bugsaşspor maçı. Yani, Ankara'da taraftara açık ilk maçımız Gökçeklerin yavru takımı ile. Tekrardan sokak çocuklarının kullanımına açılan saatli kale arkası tribünü ise şimdiden bu sezonun en önemli kazanımlarından birisi oldu. Sezon açılışı, yeni taraftar mağazası ve lisanslı ürün(özellikle de yeni sezon forması) satışı taraftarın şu günlerde en çok beklenti içerisinde olduğu konular. Transfer yasağının kaldırılmasının bana göre her zaman acelesi var. Fakat eldeki kadroyu tutmak mı transfer yasağının kaldırılması mı dersek tabi ki eldeki kadronun korunması derim. Umarım, Ankaragücü taraftarıyla, yönetimiyle, futbolcusuyla, teknik ekibiyle ve tüm çalışanlarıyla #DİRİLİŞ sezonunun hakkını verir.
Ankaragücü geçtiğimiz sezon PTT 1. Lig'den düşerken gelecek açısından pek umut verici gelişmeler yaşanmıyordu. Bir yandan Başkan Yiğiner başka bir Ankaragücü planları yaparken(Esnafspor), bir yandan Gökçekler gelecek sezon PTT 1. Lig'de mücadele edecek Ankaraspor'u Ankaragücüspor gibi bir şeyler yapabilme telaşesindelerdi. Ancak planların hiçbirisi tutmadı ya da söylem bazında kaldı. Hatta kimi söylemler de asılsız çıktı. 103 yıllık kulüp kapanmanın eşiğinden döndü. Yakın maziyi unutarak bugünü değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Yiğiner'in henüz sağlayamadığı güven kafalardaki soru işaretlerini hala giderebilmiş değil. Taraftarın içerisinde de kulübü inatla ve ısrarla Gökçeklere peşkeş çekmeye devam eden, sesleri eskiye oranla az da olsa çıkan bir kitle hala mevcut ne yazık ki. Kaldırılamayan transfer yasağı, ödenemeyen borçlar kulübü ekonomik anlamda yıpratmaya devam ediyor. Taksi, otobüs, dolmuş duraklarından toplanan paralar ise ne kadar etkili kullanılıyor bilinmemekte. Son olarak MKE Ankaragücü tarihinde ilk kez Spor Toto 2. Lig seviyesinde bir kümede mücadele edecek. Sorumlular ise hala sorumsuz ve Ankara'yı yönetmeye devam ediyor.
Bütün bu olumsuz tabloyu bir kenara koyarsak Twitter'dan hashtag kasarak #DİRİLİŞ adlı bir temayı işlemeye çalışan bir yönetim mevcut. Diriliş fikri güzel fikir ama yönetimin yönlendirdiği hashtag kötü fikir. Bu da ister istemez Ankaragücü'nün sıradan bir takım gibi yönetildiği izlenimi edinmeme yol açıyor. Sosyal medyadaki hareketliliklerin tabandan gelmesi taraftarıyım.
Futbolcuların -geç de olsa- ödenen paraları, 19 Mayıs Stadyumu'nda oynamaya devam etmemiz, bütün tribünler için makul fiyatlarda kombine bilet çıkartılması, #DİRİLİŞ temalı tişörtler ise güzel ve olması gereken gelişmeler. Mevcut kadrodan da Enes, Bilal Gülden ve Timur eksilmiş olsa da eldeki oyuncu kadrosuyla Spor Toto 2. Lig Kırmızı Grup'ta iyi işler çıkartacağımıza benim inancım tam. İlk başta 200 liradan satılacağı açıklanan kapalı tribün kombinesinin 150 liraya çekilmesi de her iki kapalı tribünde de taraftar grupları olduğu gerçeğiyle bağdaşan bir adım oldu. Yiğiner ve ekibine benim inancım henüz tam değil. Bir yılını doldurmayan bir yönetime şimdiden bu kadar inanmak da anlamsız geliyor. Bırakalım önce kendilerini ispatlasınlar derim. Taraftarın bu sezon ki en azından play-off oynama beklentisini karşılayabilsinler -ki benim beklentim bir üst lige yükselmek yönünde-. Kulübü bu hallere getiren Gökçek yönetiminden gerekli hesapları sorsunlar ve transfer yasağını kaldırsınlar. Ondan sonra tekrardan duruma bakar ve dirilip dirilmediğimize karar veririz.
Fikstür çekildi, 9. haftaya kadar seyircisiz oynama yasağımız mevcut. Hangi maçlara kadın ve çocuklar alınacak, hangi maçlara alınmayacak tam olarak bilmiyorum. Geçen seneden kalan dört maçlık cezanın ilk iki haftasında kadın ve çocukların statta yerini alması gerekiyor. Ankara'daki seyircili ilk maçımız altıncı hafta Ostim'de oynanacak olan Bugsaşspor maçı. Yani, Ankara'da taraftara açık ilk maçımız Gökçeklerin yavru takımı ile. Tekrardan sokak çocuklarının kullanımına açılan saatli kale arkası tribünü ise şimdiden bu sezonun en önemli kazanımlarından birisi oldu. Sezon açılışı, yeni taraftar mağazası ve lisanslı ürün(özellikle de yeni sezon forması) satışı taraftarın şu günlerde en çok beklenti içerisinde olduğu konular. Transfer yasağının kaldırılmasının bana göre her zaman acelesi var. Fakat eldeki kadroyu tutmak mı transfer yasağının kaldırılması mı dersek tabi ki eldeki kadronun korunması derim. Umarım, Ankaragücü taraftarıyla, yönetimiyle, futbolcusuyla, teknik ekibiyle ve tüm çalışanlarıyla #DİRİLİŞ sezonunun hakkını verir.
BASTIR ANKARAGÜCÜ!
Etiketler:
#DİRİLİŞ,
Ankara 19 Mayıs Stadyumu,
Ankaragücü,
Ankaragücü Taraftarı,
Bastır Ankaragücü,
Esnafspor,
Mehmet Yiğiner,
PTT 1. Lig,
Sinan Baran,
Sokak,
Spor Toto 2. Lig Kırmızı Grup
28 Tem 2013
Futbol Amerika'da...
Amerika'dan futbol denilince aklıma ilk olarak 94 Dünya Kupası ve Rüştü Reçber'in Barcelona'ya transfer olduktan sonra ABD'de Juventus'a karşı oynadığı maç geliyor. Daha sonra ise Reyna, Donovan, Altidore gibi ABD'li futbolcular ve Beckham, Henry ve Pele gibi ABD'ye transfer olan dünya yıldızları geliyor aklıma. Aaa... Bir de 70'lerin sonunda Pele ile birlikte New York Cosmos'ta forma giyen Yasin Özdenak abimizi de unutmamak lazım. Son olarak 94 Dünya Kupası'nda Kolombiya'nın yaşadığı trajedi ve Andrés Escobar da ABD'den unutulmaz futbol hikayeleri arasında kendine yer buluyor.
Şampiyonlar Ligi'nin minimalize edilmiş olan bir versiyonu bu gece ABD'de başladı: International Champions Cup. AC Milan, Chelsea, Everton, Internazionale, Juventus, LA Galaxy, Real Madrid ve Valencia'nın katılımıyla gerçekleşen turnuvanın ilk maçında AC Milan, Valencia'yı 2-1 mağlup ederek yarı finale yükseldi. Ancak, turnuvada elenen takımlar da yollarına devam ediyor. "Kazananlar vs. Kazananlar" ve "Kaybedenler vs. Kaybedenler" şeklinde bir formata sahip olan turnuva önümüzdeki sezon Avrupa Kupalarında yer alacak takımlarından beşine ev sahipliği yapıyor. 27 Temmuz-7 Ağustos tarihleri arasında oynanacak olan turnuvanın en önemli eksiği bu sezon Bundesliga'ya 9 Ağustos'ta start verileceği için Bayern Münih ve Borussia Dortmund'un turnuvada yer alamaması. Everton, Valencia ve Inter yerine Avrupa'nın en formda iki takımı ve Barcelona'yı izleyebilsek güzel olurdu. Olasılıksız temennileri bir kenara bırakarak biraz da turnuvanın yapılacağı şehirlerden bahsedelim. ABD sınırları içerisindeki altı adet şehir(Indianapolis, Los Angeles, Miami, New York City, Phoenix ve San Francisco) ve İspanya'dan da Valencia şehri turnuvaya ev sahipliği yapıyor. Turnuvanın final maçı 74,918 seyirci kapasiteli Sun Life Stadium(Miami)'da oynanacak. Maçların oynanacağı stadyumlar genel olarak Amerikan Futbolu ve Beyzbol sporları için tasarlanmış stadyumlar. Turnuvayı Türkiye'de yayımlayan bir kanal da bildiğim kadarı ile yok. Turnuvanın en büyük sponsoru ise dünyaca ünlü bira üreticisi Guiness. Turnuvanın bilet fiyatları ise ABD standartlarına göre pahalı sayılmaz. En ucuz maç bileti $40.
Turnuva, yazının başında saydığım anıların yanında şimdiden yerini aldı. Önümüzdeki sezon Şampiyonlar Ligi'nde en azından çeyrek final göreceğine inandığım dört takımı(AC Milan, Chelsea, Juventus ve Real Madrid) çoğunluğu ABD'de düzenlenen bir turnuvada izlemek ayrı bir keyif olacak.
Şampiyonlar Ligi'nin minimalize edilmiş olan bir versiyonu bu gece ABD'de başladı: International Champions Cup. AC Milan, Chelsea, Everton, Internazionale, Juventus, LA Galaxy, Real Madrid ve Valencia'nın katılımıyla gerçekleşen turnuvanın ilk maçında AC Milan, Valencia'yı 2-1 mağlup ederek yarı finale yükseldi. Ancak, turnuvada elenen takımlar da yollarına devam ediyor. "Kazananlar vs. Kazananlar" ve "Kaybedenler vs. Kaybedenler" şeklinde bir formata sahip olan turnuva önümüzdeki sezon Avrupa Kupalarında yer alacak takımlarından beşine ev sahipliği yapıyor. 27 Temmuz-7 Ağustos tarihleri arasında oynanacak olan turnuvanın en önemli eksiği bu sezon Bundesliga'ya 9 Ağustos'ta start verileceği için Bayern Münih ve Borussia Dortmund'un turnuvada yer alamaması. Everton, Valencia ve Inter yerine Avrupa'nın en formda iki takımı ve Barcelona'yı izleyebilsek güzel olurdu. Olasılıksız temennileri bir kenara bırakarak biraz da turnuvanın yapılacağı şehirlerden bahsedelim. ABD sınırları içerisindeki altı adet şehir(Indianapolis, Los Angeles, Miami, New York City, Phoenix ve San Francisco) ve İspanya'dan da Valencia şehri turnuvaya ev sahipliği yapıyor. Turnuvanın final maçı 74,918 seyirci kapasiteli Sun Life Stadium(Miami)'da oynanacak. Maçların oynanacağı stadyumlar genel olarak Amerikan Futbolu ve Beyzbol sporları için tasarlanmış stadyumlar. Turnuvayı Türkiye'de yayımlayan bir kanal da bildiğim kadarı ile yok. Turnuvanın en büyük sponsoru ise dünyaca ünlü bira üreticisi Guiness. Turnuvanın bilet fiyatları ise ABD standartlarına göre pahalı sayılmaz. En ucuz maç bileti $40.
Turnuva, yazının başında saydığım anıların yanında şimdiden yerini aldı. Önümüzdeki sezon Şampiyonlar Ligi'nde en azından çeyrek final göreceğine inandığım dört takımı(AC Milan, Chelsea, Juventus ve Real Madrid) çoğunluğu ABD'de düzenlenen bir turnuvada izlemek ayrı bir keyif olacak.
Etiketler:
1994 Dünya Kupası,
ABD,
AC Milan,
Andrés Escobar,
Chelsea,
İspanya,
Juventus,
LA Galaxy,
Miami,
New York Cosmos,
Real Madrid,
Rüştü Reçber,
Sinan Baran,
Sun Life Stadium,
Valencia,
Yasin Özdenak
17 Tem 2013
KART 1903 '' AYRICALIĞI ! ''
Endüstriyel futbol geyiklerine falan girip yazıyı okuyacak arkadaşlara bildiklerini tekrar satmaya çalışmayacağım. Beşiktaş yönetimi geçtiğimiz aylarda ''Kart 1903'' adı altında bir proje başlattı. Bu projeye göre Beşiktaş taraftarı artık taraftarlığını resmiyete dökecek, bir yandan kulübe para kazandırırken bir yandan da kart sahibi kartın anlaşmalı olduğu mağazalar, restoranlar vb. yerlerde avantajlara sahip olacaktı. Ayrıca maçlarda öncelikli bilet alma hakkı taraftarı kart almaya zorlayan en önemli sebeplerden birisi. Her şey görünürde iyi, hoş görünüyor ama işin aslı pek öyle değil. Siyah, beyaz ve yavru karttan oluşan üç kart çeşidi var. Beyaz kart 60, siyah kart 250, yavru kart 50 TL. Kart satışından elde edilecek gelirlerde beyaz kart için ilk 40.000 karttan elde edilecek gelirin sadece %35'i Beşiktaş'a kalıyor. 60.000 karttan sonra bu oran Beşiktaş'ın lehine dönerek %65 oluyor. Siyah kart için ise ilk 2000 karta kadar Beşiktaş'a kalan oran yine %35. Oran %65'e 5000 kart satıldıktan sonra dönüyor. Yavru kart için de siyah kartla aynı şartlar geçerli. Sorulması gereken sorulardan birincisi şu: Mevcut tüzüğe göre 1200 TL giriş ücreti ve 120 lira yıllık aidat ödeyen Beşiktaş kongre üyesi öncelikli bilet alma hakkı gibi hiçbir ayrıcalığa sahip değilken ''Kart 1903'' projesi ne kadar adildir? İkincisi; yukarıda söz ettiğim oranların Beşiktaş menfaatine olmadığı açıkken Beşiktaş'a yararlı olmak isteyen bir taraftar bu kartı ne amaçla almalıdır? Üçüncüsü; kartlar neden diğer yıl tekrar ilk bedellerine yenileniyorlar? Örneğin; Fenerbahçe'nin 35, 100 ve 350 TL'lik üç tür taraftar kartı var ve bunlar her yıl 35, 50 ve 150 TL'ye yenileniyorlar. Kongre üyesi olmayan ortalama bir taraftar bile sene içinde gideceği maçlara, alacağı forma ve ürünlere zor para yetiştirirken bunu insanlardan nasıl istiyorsunuz? Üstelik Kart 1903'ü olmayana gelecek süreçte bilet satılmayacağını açıklıyorsunuz gözümüzün içine bakarak. O zaman taraftar kartı olan birisi Beşiktaşlı ama durumu elvermeyip alamayan birisi Beşiktaşlı değil öyle mi? Kusura bakmayın ama insanların idame ettirmesi gereken bir hayatı var. Umarım bu yanlıştan en yakın zamanda dönülür.
12 Tem 2013
Ankara'nın Dönüşümü
Ankara’da yaşayanlar
bilir; Sıhhıye Köprüsü Ankara için hem sosyolojik hem ekonomik bir ayrım taşır.
Her ne kadar son yıllarda bu ayrım grileşse de, köprüden Ulus tarafına uzanan
bölge “getto” ya da halk arasındaki adıyla “varoş” olarak adlandırılır. Genellikle
İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinden gelen insanlar yaşar bu bölgelerde. İç
Anadolu’dan gelenlerin çoğu ya işçidir ya küçük esnaf, Kürt kökenliler ise
genelde pazarcılık yapar; neredeyse tamamı lümpen proleterdir. Gecekondularda
otururlar. Doğru-dürüst okulları ve eğitmenleri yoktur, çoğu 8 yıllık zorunlu
eğitimi bile bitiremez zaten. Yaz tatilleri yoktur; deniz, plaj, kum bilmezler
pek, en fazla köylerine giderler. Çirkindirler, esrar kullanır ve satarlar.
Bulamazlarsa “bali” çekerler. Enseleri uzundur, konuşmasını pek beceremezler. Sosyal
hayatları olmaz, arada bir kaçak girerler Gençlik Parkına. Asidirler, biat
etmesini pek bilmezler.
Ankaragücü
kimliği
Kimlikler çağında ise bu
lümpen proleterlerin bilincinde olduğu tek bir ortak kimliği vardır;
Ankaragücü. Ankaragücü, sosyal hayatı olmayan, tatile gidemeyen, eğitimsiz,
kendilerine birer Samsa metaforuymuş gibi bakılan, dışlanmışların aidiyet
noktası, Ankara’nın varoşlarında yaşayan, geleceği olmayan insanların tutunum
ideolojisidir. Bu özdeşliğin ne zaman, hangi sosyolojik ve ekonomik kurulduğunu
söyleyebilecek yaşamışlığım ya da bilgi birikimim yok. Ancak Çankaya elitizmine
karşı, çirkin Ankara’nın, Ankaragücü’nü sahiplendiği ve bu sahipliğin
Ankaragücü’nün başarılı olduğu 70’lerin sonu, 80’lerin başında aidiyete
dönüştüğü çıkarımını yapmak mümkün. 90’ların sonundan itibaren de yaratılmaya
çalışılan medeni ve eğitimli Gençlerbirliği taraftarı profilini ise, bu
“zararlı” özdeşliğin karşısına çıkarılmaya çalışılan başarısız bir projeden
ibaret olarak görebiliriz.
Sporu
nezihleştirme
“Gentrification”, (Türkçe
isimleriyle; kentsel sızma, seçkinleştirme ya da nezihleştirme) David Harvey
tarafından; kentin çökmüş semtlerindeki evlerin, özellikle orta gelirli profesyonellerce
alınıp yenilenmesi; böylece mülklerin değeri artarken düşük gelirli ailelerin
yerlerinden edilmesi olarak tanımlanmıştır. Özelikle İstanbul- Cihangir bu yeni
modelin Türkiye’deki ilk uygulama alanı olarak görülebilir. Ankara’da ise bu
nezihleştirme projesinin uygulama alanı olarak görülen yerleri, doğal olarak
Ankaragücü taraftarının yoğun olarak yaşadığı, Aktaş, Yenidoğan, Hıdırlıktepe
başta olmak üzere Altındağ, Doğantepe, Mamak, kısaca gecekondulaşmış bütün
merkezlerdir. Buradaki insanlar, Bağlum, Karapürçek, Pursaklar gibi çevrelere
TOKİ’nin yaptığı derme-çatma binalara borçlandırarak yerleştirilmekte, hem
merkez nezihleştirilirken, hem de yakın gelecekte bir rant kapısı
aralanmaktadır. Sosyal devlet, hak, hukuk anlayışlarından yoksun garibanlar ise
gecekondulardan kurtulduğuna sevinmektedir.
Altındağ-Aktaş
Aslında bu noktaya
kadar yapılanlar klasik bir “gentrification” örneği. Ancak bu noktada ilginç
bir bağlantı var. Ankara nezihleştirilirken, yaratılmaya çalışılan gençliğe bir
nezih takım lazımdı. Ankaraspor’un olamayacağı çabuk anlaşıldı. Sıra Ankaragücü’ne
geldiğinde ise taraftarı çıktı karşılarına. Değiştirilmeye, dönüştürülmeye çalışılanın ta
kendisiydi o taraftar. Dönüştüremeyeceklerini anladıklarında ise onu mutlak
pislikle özdeşleştirip üstünü çizdiler. Şimdi bu varoşlarla beraber Ankaragücü’nü
de ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Gri Ankara’yı yapay renkleriyle boyadıkları
gibi, yapay bir sarı-lacivert yaratmaya çalışıyorlar.
EMRE POTUK
11 Tem 2013
Ankaragücü | Spor Toto 2. Lig 2013-14 Sezonu
2013-2014 sezonunda Spor Toto 2. Lig'de Beyaz ve Kırmızı Grup kuraları çekildi ve Ankaragücü Kırmızı Grup'ta kendisine yer buldu. Süper Lig ve PTT 1. Lig'den aşina olduğumuz birçok şehir tekrardan karşımıza çıktı çıkmasına ama doğal olarak daha küçük çaplı semt ve ilçe takımlarıyla. Ankaragücü önümüzdeki sezon Ankara(2), Antalya, Aydın, Balıkesir, Bilecik, Diyarbakır, Hatay, İstanbul(4), İzmir(2), İzmit, Rize ve Trabzon'da deplasman maçları oynayacak. Ancak birçok yerde şehir merkezini göremeden maçımızı oynayıp Ankara'ya döneceğimiz aşikar. Önümüzdeki sezon bizi hangi takımlar, hangi stadyumlar karşılıyor ufak bir araştırmayla buna göz attım. Grubumuzda Altay haricinde Süper Lig'in gediklisi olan başka bir takım yok. Gönül isterdi ki Göztepe de bizimle aynı grupta olsaydı ama olmadı.
Alanyaspor(Antalya)
Alanya Oba/ 15,000
2004 yılından beri Spor Toto 2. Lig'de oynayan Alanyaspor kadrosunda altyapımızda yetişip 2001-09 yılları arasında formamızı giyen Onur Acar ve 2008-10 yılları arasında formamızı giyen Semavi Özgür yer alıyor. Alanyalı Güçlüler'den duyduğumuz kadarıyla Alanyaspor taraftarının Alanya'da yaşayan Ankaragüçlüler ile arası iyi. Kısacası güneş, kum ve deniz üçlüsünü içinde barındıran bu sezonun en sıkıntısız deplasmanı Alanya deplasmanı olacak.
Altay(İzmir)
Alsancak/ 16,400
İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından 1914 yılında kurulan Altay bu sezon 100. yılını kutlayacak. Süper Lig tarihi boyunca bu ligde en çok mücadele eden altıncı takım konumunda bulunan Altay en son 2003 yılında Süper Lig'de yer aldı. 2011 yılında da 2. Lig'e düşen İzmir'in siyah-beyazlı ekibinin müzesinde iki adet Türkiye Kupası bulunuyor. Ayrıca, Altay yedi kez Avrupa Kupalarına katılma başarısı gösterdi. Geçtiğimiz sezon da İzmir TSYD Kupasını müzelerine götürdüler. Kadrosuna Şehmus Özer'i katan Altay'ı Ümit Kayıhan yönetecek. Ankaragücü altyapısında yetişip 2004-08 yılları arasında Ankaragücü'nde forma giyen Burak Karaduman siyah-beyazlı formayla eski takımına karşı oynayacak. Bu sezon İzmir'de oynanacak maç sezonun en eğlenceli deplasmanlarından birisi olmaya aday gibi duruyor.
Altınordu(İzmir)
Alsancak/ 16,400
Geçtiğimiz sezon Spor Toto 3. Lig 3. Grup şampiyonluğuna ulaştı. 1923 yılında kurulan köklü bir kulüp.
Bandırmaspor(Balıkesir)
17 Eylül/ 5,400
Geçtiğimiz sezon Kırmızı Grubu yedinci sırada tamamlayan Bandırmaspor kadrosunda 2003-09 yılları arasında Ankaragücü forması giyen -zamanında Hollanda'dan büyük umutlarla getirdiğimiz- Ayhan Evren'i de bulunduruyor.
Bayrampaşa(İstanbul)
Mimar Yahya Baş/ 7589
2012 yılında ilk kez Spor Toto 2. Lig'e yükselen Bayrampaşa maçlarını 4,500 seyirci kapasiteli Çetin Emeç Stadyumu'nda oynuyordu. Ancak, stat çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalınca Güngören'e taşınmak zorunda kaldılar.
Bozüyükspor(Bilecik)
Şehir/ 4,100
Geçtiğimiz sezon Kırmızı Grubu onuncu sırada tamamladılar.
Bugsaşspor(Ankara)
Ostim/ 4271
Abisi Ankaraspor bu sezon PTT 1. Lig'de oynayacağı için geçtiğimiz sezon katılmaya hak kazandığı play-off turuna katılamadılar. 2005 yılında Ego'dan Bugsaş'a satılan kulüp geçtiğimiz sezon Polatlı Bugsaşspor adıyla mücadele etmişti.
Diyarbakır BB Spor
Seyrantepe Diski/ 1,540
Geçtiğimiz sezon Spor Toto 3. Lig 1. Grubu şampiyon tamamlayan Diyarbakır BB Spor'un adı bir zamanlar Diskispor iken Ankaragücü ile 2007 yılında Türkiye Kupası'nda mücadele etmiş ve maçı 3-1 kazanmıştık.
Eyüpspor(İstanbul)
Eyüp/ 2,500
Taraftarının internette dolaşan videoları ile tribün aleminde meşhur olan Eyüpspor kadrosunda eski milli futbolcu Ersen Martin'i de bulunduruyor. Sahada iki metre boyunda bir adam görünce şaşırmayın derim.
İskenderun DÇ Spor(Hatay)
5 Temmuz/ 12,390
Geçtiğimiz sezon Spor Toto 2. Lig Beyaz Grubu 12. sırada tamamladılar.
İstanbul Güngörenspor
Mimar Yahya Baş/ 7,589
Geçtiğimiz sezon Spor Toto 2. Lig Kırmızı Grubu 14. sırada tamamlayan takımın takma ismi Bordo Bereliler.
Kızılcahamamspor(Ankara)
İlçe/ 5,124
Kulübün başkanlığını Gençlerbirliği'nde uzun yıllar forma giyen Erkan Özbey yapıyor. Kulüp, 2011 yılında Pursaklarspor'dan Kızılcahamamspor'a dönüştü. Bu sezonun en kısa ve en keyifli deplasmanı olacak gibi duruyor.
Körfez FK(İzmit)
Alparslan Türkeş/ 1,790
Kocaelispor'un veliahdı olmaya aday olsa da Ankaragücü taraftarı İzmit futbolunu her zaman Kocaelispor ile bilir.
Nazilli Belediye Spor(Aydın)
İlçe/ 4,500
En çok kullandıkları slogan olan Naz Naz Nazilli'nin Göztepe'nin Göz Göz Göztepe sloganından geldiğini belirterek söze başlamak lazım. Geçtiğimiz sezon az daha PTT 1. Lig'e yükselmekte olan Nazilli'nin kadrosunda Kemal Okyay(Kayserispor) ve İsmail Baydil(Denizlispor) gibi Süper Lig tecrübesine sahip futbolcular yer alıyor. Kırmızı Grubun bu sezonki en büyük şampiyonluk adaylarından birisi olacaklar.
Ofspor(Trabzon)
İlçe/ 2303
Yapılan son Genel Kurul'da renklerini bordo-mavi olarak belirleyen Ofspor geçtiğimiz sezon ligde kalmayı son anlarda garantiledi.
Pazarspor(Rize)
İlçe/ 2442
Spor Toto 3. Lig play-off maçları sonucunda lige yükselmeyi başardılar.
Tepecikspor(İstanbul)
Belediye/ 3,000
Geçtiğimiz sezon Kırmızı Grubu 4. sırada tamamlayıp play-off oynadılar ancak PTT 1. Lig'e çıkmayı başaramadılar. Grubun güçlü ekiplerinden. 2007 yılında Türkiye Kupası'nda eşleştiğimiz Tepecikspor'u deplasmanda 3-1 mağlup etmeyi başarmıştık.
Alanyaspor(Antalya)
Alanya Oba/ 15,000
2004 yılından beri Spor Toto 2. Lig'de oynayan Alanyaspor kadrosunda altyapımızda yetişip 2001-09 yılları arasında formamızı giyen Onur Acar ve 2008-10 yılları arasında formamızı giyen Semavi Özgür yer alıyor. Alanyalı Güçlüler'den duyduğumuz kadarıyla Alanyaspor taraftarının Alanya'da yaşayan Ankaragüçlüler ile arası iyi. Kısacası güneş, kum ve deniz üçlüsünü içinde barındıran bu sezonun en sıkıntısız deplasmanı Alanya deplasmanı olacak.
Altay(İzmir)
Alsancak/ 16,400
İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından 1914 yılında kurulan Altay bu sezon 100. yılını kutlayacak. Süper Lig tarihi boyunca bu ligde en çok mücadele eden altıncı takım konumunda bulunan Altay en son 2003 yılında Süper Lig'de yer aldı. 2011 yılında da 2. Lig'e düşen İzmir'in siyah-beyazlı ekibinin müzesinde iki adet Türkiye Kupası bulunuyor. Ayrıca, Altay yedi kez Avrupa Kupalarına katılma başarısı gösterdi. Geçtiğimiz sezon da İzmir TSYD Kupasını müzelerine götürdüler. Kadrosuna Şehmus Özer'i katan Altay'ı Ümit Kayıhan yönetecek. Ankaragücü altyapısında yetişip 2004-08 yılları arasında Ankaragücü'nde forma giyen Burak Karaduman siyah-beyazlı formayla eski takımına karşı oynayacak. Bu sezon İzmir'de oynanacak maç sezonun en eğlenceli deplasmanlarından birisi olmaya aday gibi duruyor.
Altınordu(İzmir)
Alsancak/ 16,400
Geçtiğimiz sezon Spor Toto 3. Lig 3. Grup şampiyonluğuna ulaştı. 1923 yılında kurulan köklü bir kulüp.
Bandırmaspor(Balıkesir)
17 Eylül/ 5,400
Geçtiğimiz sezon Kırmızı Grubu yedinci sırada tamamlayan Bandırmaspor kadrosunda 2003-09 yılları arasında Ankaragücü forması giyen -zamanında Hollanda'dan büyük umutlarla getirdiğimiz- Ayhan Evren'i de bulunduruyor.
Bayrampaşa(İstanbul)
Mimar Yahya Baş/ 7589
2012 yılında ilk kez Spor Toto 2. Lig'e yükselen Bayrampaşa maçlarını 4,500 seyirci kapasiteli Çetin Emeç Stadyumu'nda oynuyordu. Ancak, stat çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalınca Güngören'e taşınmak zorunda kaldılar.
Bozüyükspor(Bilecik)
Şehir/ 4,100
Geçtiğimiz sezon Kırmızı Grubu onuncu sırada tamamladılar.
Bugsaşspor(Ankara)
Ostim/ 4271
Abisi Ankaraspor bu sezon PTT 1. Lig'de oynayacağı için geçtiğimiz sezon katılmaya hak kazandığı play-off turuna katılamadılar. 2005 yılında Ego'dan Bugsaş'a satılan kulüp geçtiğimiz sezon Polatlı Bugsaşspor adıyla mücadele etmişti.
Diyarbakır BB Spor
Seyrantepe Diski/ 1,540
Geçtiğimiz sezon Spor Toto 3. Lig 1. Grubu şampiyon tamamlayan Diyarbakır BB Spor'un adı bir zamanlar Diskispor iken Ankaragücü ile 2007 yılında Türkiye Kupası'nda mücadele etmiş ve maçı 3-1 kazanmıştık.
Eyüpspor(İstanbul)
Eyüp/ 2,500
Taraftarının internette dolaşan videoları ile tribün aleminde meşhur olan Eyüpspor kadrosunda eski milli futbolcu Ersen Martin'i de bulunduruyor. Sahada iki metre boyunda bir adam görünce şaşırmayın derim.
İskenderun DÇ Spor(Hatay)
5 Temmuz/ 12,390
Geçtiğimiz sezon Spor Toto 2. Lig Beyaz Grubu 12. sırada tamamladılar.
İstanbul Güngörenspor
Mimar Yahya Baş/ 7,589
Geçtiğimiz sezon Spor Toto 2. Lig Kırmızı Grubu 14. sırada tamamlayan takımın takma ismi Bordo Bereliler.
Kızılcahamamspor(Ankara)
İlçe/ 5,124
Kulübün başkanlığını Gençlerbirliği'nde uzun yıllar forma giyen Erkan Özbey yapıyor. Kulüp, 2011 yılında Pursaklarspor'dan Kızılcahamamspor'a dönüştü. Bu sezonun en kısa ve en keyifli deplasmanı olacak gibi duruyor.
Körfez FK(İzmit)
Alparslan Türkeş/ 1,790
Kocaelispor'un veliahdı olmaya aday olsa da Ankaragücü taraftarı İzmit futbolunu her zaman Kocaelispor ile bilir.
Nazilli Belediye Spor(Aydın)
İlçe/ 4,500
En çok kullandıkları slogan olan Naz Naz Nazilli'nin Göztepe'nin Göz Göz Göztepe sloganından geldiğini belirterek söze başlamak lazım. Geçtiğimiz sezon az daha PTT 1. Lig'e yükselmekte olan Nazilli'nin kadrosunda Kemal Okyay(Kayserispor) ve İsmail Baydil(Denizlispor) gibi Süper Lig tecrübesine sahip futbolcular yer alıyor. Kırmızı Grubun bu sezonki en büyük şampiyonluk adaylarından birisi olacaklar.
Ofspor(Trabzon)
İlçe/ 2303
Yapılan son Genel Kurul'da renklerini bordo-mavi olarak belirleyen Ofspor geçtiğimiz sezon ligde kalmayı son anlarda garantiledi.
Pazarspor(Rize)
İlçe/ 2442
Spor Toto 3. Lig play-off maçları sonucunda lige yükselmeyi başardılar.
Tepecikspor(İstanbul)
Belediye/ 3,000
Geçtiğimiz sezon Kırmızı Grubu 4. sırada tamamlayıp play-off oynadılar ancak PTT 1. Lig'e çıkmayı başaramadılar. Grubun güçlü ekiplerinden. 2007 yılında Türkiye Kupası'nda eşleştiğimiz Tepecikspor'u deplasmanda 3-1 mağlup etmeyi başarmıştık.
2 Tem 2013
Offside
Günlerden iki temmuz… Sivas Katliamının yirminci yıl
dönümü. Hayat yine keyif vermiyor. Zaten şu son bir ayda yaşananlar,
yaşadıklarımız, yaralılarımız, ölülerimiz… Keyifsiz olmak için yeterince
nedenim var. Bu kadar keyifsizliğin arasında dinlemek, izlemek, okumak ve
yazmak keyif verebilir dedim ve önce izleyip sonra da yazmaya karar verdim.
İranlı yönetmen Jafar Panahi’nin 2006 yapımı “Offside”
isimli filmi stadyuma girilmesine izin verilmeyen ve askerler tarafından
yakalanan bir grup genç kızın hikayesini anlatıyor. Film, arkadaşlarıyla maça
gittiği haberini aldığı kızını arayan bir babanın taraftar dolu bir minibüse
binmesiyle başlıyor. Filmde, sırtında Ronaldo yazan Brezilya ve Inter formaları
ilk başlarda dikkat çeken unsurlar oluyor. Kadınlara uygulanan ayrımcılık filmi
baştan sona şekillendiriyor. Yaklaşık olarak 2.500 dolarlık bir bütçeye sahip
olan film boyunca müzik kullanılmıyor. Sadece son sahnede fonda bir müzik
çalıyor ve yazılar akmaya başlıyor.
Film, 2006 Dünya Kupası’na katılmak isteyen İran’ın
90,000 kişilik Azadi Stadyumu’nda Bahreyn’i ağırladığı ve Almanya’ya gitmeyi
garantilediği maçı anlatıyor. Kadınların statlara özgürce girmek istemesi, tuttukları
takımlara statlardan da destek vermek istemeleri, futbola olan sevgilerini de
film konu ediniyor. Ayrıca, kadınları gözaltına alan erkek askerlerin kadınlara
olan bakış açısı, onları ikinci sınıf insan olarak görmeleri, stadyumun
kadınlara göre bir yer olmadığı iddiasında olmaları da filmde konu edilen diğer
unsurlar.
Çok kısıtlı imkanlarla çekilen film birçok uluslararası festivalde yayınlandı ve Uluslararası Berlin Film Festivali’nde En Soap filmiyle birlikte jüri tarafından “Gümüş Ayı” ödülünü alırken, Uluslararası Gijon Film Festivali’nde iki ödül ve Uluslararası Ljubljana Film Festivali’nde de bir ödül aldı.
Seçilen ve işlenen konu filmi diğer futbol filmlerinden
ayrı bir noktaya taşıyor. Ayrıca filmin bütçesi de göz önüne alındığında filmi
izlemeden önce beklentileri küçük tutmakta yarar var.
Etiketler:
2006 Dünya Kupası,
Azadi Stadyumu,
Bahreyn,
İran,
Jafar Panahi,
Ronaldo,
Sinan Baran,
Sinema,
Tahran
22 Haz 2013
Türkiye'nin futbolla olan imtihanı
FIFA'nın iki numaralı organizasyonunu düzenleyen Türkiye, turnuva öncesi ve turnuvanın ilk günündeki veriler ışığında futbol organizasyonu düzenleme, futbola olan sevgi konularında sınıfta kaldı.
Ankara ise daha adaylık sürecinde kenara itilip bırakılmıştı. Görüldüğü üzere Kadir Has, Yeni Şehir ve Ali Sami Yen haricinde diğer stadyumların hiçbirisi Ankara 19 Mayıs Stadyumu'ndan üstün özelliklere sahip değil. Ankara'nın başkent olmasından ötürü hak ettiği ev sahipliği hakkının yanında yeni stat ihtiyacı da gün gibi ortada. Türkiye'nin en büyük üç şehrinden ikisinde düzenlenmeyen bu turnuvanın daha en başından ilgi çekmeyeceği aşikardı. Ayrıca Doğu Anadolu ve Ege bölgelerinden ev sahibi şehir olmaması da ayrı bir skandal.
Turnuvanın maskotu ve logosu ise gerçekten evlere şenlik. Maskot "Kanki" isimli bir kangal köpeği. Kanki'nin en önemli özellikleri: "...iyi huylu, neşeli, itaatkâr, gençliğinin de verdiği coşku ile de biraz deli dolu bir yavru..." olması. Ayrıca, "...Türk misafirperverliğini en iyi şekilde gösterme konusunda kararlı..." bir yavru.[1] Turnuvanın logosunda Türkiye'yi bir nazar boncuğunun temsil etmesi benim için çok büyük bir hayal kırıklığı oldu. Neşet Ertaş'ın sazından bile logo yapılsa daha başarılı bir çalışma olurmuş sanki. Şehir logoları ise turnuva logosundan daha başarılı olmuş. En azından genel olarak logolar ilgili şehirleri kısmen de olsa temsil edebilmiş. Sadece Antalya'nın portakal diyarı olarak tanıtılması saçma geldi bana o kadar.[2]
Turnuvada 2013 FIFA Konfederasyon Kupası'nda da kullanılan Cafusa isimli top kullanılıyor. Turnuvanın şarkısını ise Gece isimli grubun "Yıldızlar Buradan Yükseliyor" adlı şarkısı oldu.
Turnuva öncesi Organizasyon Komitesi Başkanı Servet Yardımcı'nın 52 maç için koyduğu 1,500,000 seyirci hedefi ise daha turnuvanın ilk gününde alt-üst oldu. Ali Sami Yen Arena'da oynanan Fransa-Meksika ve ABD-İspanya maçlarında toplam 4133 biletli seyirci vardı.[3] Açıkçası bu da çok büyük bir hayal kırıklığı oldu. Futbolu ne kadar çok sevdiğimizi göstermek için bulunmaz bir fırsat olan FIFA'nın en büyük ikinci organizasyonunda daha ilk maçtan futbolu aslında o kadar da çok sevmediğimizi ispat ettik. Bu kadar olumsuzluklar arasında bir de kupayı en çok kazanan iki futbol ülkesi Arjantin ve Brezilya'nın turnuvaya katılamaması futbolseverlerin turnuvaya olan ilgisini ister istemez azalttı.
Türkiye, El Salvador, Avustralya ve Kolombiya ile birlikte C Grubunda yer alıyor. Türkiye, grubun ilk maçını 22 Haziran Cumartesi günü saat 21:00'de Avni Aker'de El Salvador ile oynayacak.
7 May 2013
ŞEREF BEY ANILARI-1
Henüz bu yıl yaşanan bir anımı paylaşayım kısaca...
Mabedimizde Fenerbahçe maçındayız dostlarımızla. Kapalı üst tribünün hafif sağında parçalıyoruz kendimizi Beşiktaş'ım sen çok yaşa canım feda olsun sana... İki tane de Almanya'dan kartal parçası kuzenlerim gelmişler ki maça.. Dakika 90 oldu. Tam ümitler tükendi derken Olcay'ın golü geldi. Hadi biz alışkınız ama; çocuklar dünyanın öbür ucuna boyunları bükük gitmesin istedim içimden, Olcay Niang'ın ara pasına hareketlenirken. Golden sonra hooop ben 6 sıra aşağıdayım tabi. Hissettim ki omzum çıkmış. Daha önce de çıkmıştı; bir kere çıkınca alışkanlık haline geliyormuş. Neyse ''feda'' olsun dedik ve diğer kolumuzla yumruk havada sevinmeye devam ettik tabi. Sonra mı? Stadın ambulansıyla aynen Acıbadem Fulya'dayız... Taktıklar benim kolu yerine. Şimdi eskisinden daha iyi.
Mabedimizin de, Beşiktaş'ımızın da eskisinden daha iyi olması umuduyla...
Güle güle Şeref Bey...
Etiketler:
Beşiktaş,
Fenerbahçe,
Niang,
Olcay Şahan,
Şeref Bey,
Ülken İlhan
3 May 2013
Düşer düşer kalkarız...
Kayıp Dönem: Yılmaz Özlem-Taner Öcal Dönemi
MKE Ankaragücü PTT 1. Lig'e bir önceki sezondan kalan sorunlar ve moralsizlik içerisinde başlarken yönetimsel problemler de devam ediyordu. 32 yıl sonra ilk defa küme düşen Ankaragücü takımında altyapıdan çıkan futbolcu ekibinden de kopmalar yaşanmıştı. Bir önceki sezonun öne çıkan isimlerinden Aybars ve İshak takımdan ayrılmıştı. Bu iki ismin haricinde zaten profesyonel olan isimler de takımdan ayrılmıştı.
Sezona Erciyes mağlubiyetiyle başlayan takım ligde on birinci haftaya gelindiğinde sadece dört puan toplayabilmişti. Daha sezonun ortasına gelinmeden Ankaragücü'nün düşüşü kesinleşmiş gibiydi. Ankaragücü on birinci haftada Tavşanlı'ya kendi evinde 1-0 kaybedince Yılmaz ve Taner Hocayla yollar ayrıldı. Türkiye Kupası'nda Iğdır Üniversitesi ve Çorum Belediye'yi eleyen Ankaragücü Beşiktaş ile eşleşmişti.
Ligin üçte biri geride kalırken tam altı maçta Ankaragücü'nün hakkı hakemlerin hatalı yönetimi yüzünden yenilmişti.
Diriliş: Mustafa Kaplan Dönemi
Tavşanlı maçı sonrası Ankaragücü yönetimi hiç vakit kaybetmeden takımın başına Ankara Futbolunun en tecrübeli antrenörlerinden birisi olan Mustafa Kaplan'ı getirdi. Geriye kalan haftalarda Mustafa Hocanın işi çok zordu. İşin kötüsü takımın kümede kalmak gibi bir hedefi de yoktu. Ancak geldiği ilk hafta taraftarından yoksun oynadığı Göztepe deplasmanından puan çıkarmayı başaran hoca bir sonraki hafta da Samsunspor'dan puan almayı başarıyordu. Takımın oynadığı futbolun en iyi biçimde sınanacağı maç İnönü Stadındaki Beşiktaş maçı olacaktı. 86. dakikaya kadar 2-2'lik eşitlikle süren mücadelede Batuhan Karadeniz Beşiktaş'ı bir üst tura taşırken Ankaragücü taraftarları kupadan elenen takımlarını alkışlıyorlardı. Sonraki iki hafta Bolu'dan bir puan alıp Rize'yi 2-1'le geçen Ankaragücü bu dört haftalık periyottan altı puan çıkararak kümede kalma iddiasına tekrardan ortak oluyordu. Deplasmanda hakem hatasına kurban olarak kaybedilen Denizli maçı sonrası taraftarların sahaya girdiği Konya maçından da puan alamayan Ankaragücü bir de beş maçlık seyircisiz oynama cezasıyla karşı karşıya kaldı.
Devre Arası: Mehmet Yiğiner Kulüp Başkanı
Ocak ayındaki kongre öncesi takımın ligdeki konumu çok iç açıcı değildi ancak sezon başında konmuş bir hedefi de yoktu. Kulüp üyeliği yıllar sonra taraftara da açılmıştı. Çok büyük bir sayıda olmasalar da bir kısım Ankaragücü taraftarları kulübe üye olmaya başladı. O sırada Mehmet Yiğiner adı konuşulmaya başlanmıştı. 13 Ocak'ta yapılan kongrede adaylığını koyan Yiğiner başkan seçildi. Transfer yasağı yine kaldırılamadı. Ankaragücü'nün yasaklı olduğu dördüncü transfer dönemi de geride kaldı. Üstüne bir de takımın en önemli oyuncularından birisi olan Ümit Kurt Sivas'ın yolunu tutarken, genç forvet oyuncusu Sinan Kurumuş da Beşiktaş yedek kulübesini ısıtmak için İstanbul'un yolunu tutmuştu.
İkinci devrenin başında Erciyes'e yenilen Ankaragücü, Adanaspor'u deplasmanda 1-0 yenerek sürpriz bir sonuca imza attı. Sonraki hafta Karşıyaka maçından alınan beraberlik taraftarın umutlarını korumasına yardımcı oldu. Manisa'da alınan 4-0'lık hezimet sonrası Urfa'ya 1-0 kaybeden takım ikinci kez dört haftalık bir yenilmezlik periyoduna girecekti. Olaylı Kartal maçında takım bir puan alırken Timur ve maçın hakemi yine en çok konuşulan isimler oluyordu. Hafta içi kararını açıklayan Tahkim Kurulu saha olayları yüzünden Ankaragücü'ne iki maç seyircisiz oynama cezası vermişti. Buca'dan alınan bir puan, 1461 Trabzon galibiyeti ve Antep Belediye'de son dakika golüyle bırakılan iki puan Ankaragücü'nü düşme potasının üzerine biraz daha yaklaştırıyordu. Üst üste alınan Demirspor ve Tavşanlı mağlubiyetleri sonrası bir kez daha düştü gözüyle bakılan takım üç hafta üst üste sırasıyla Göztepe, Samsun ve Bolu'yu yenerek umutlanıyordu. Tavşanlı maçındaki saha olayları yüzünden üç maçlık seyircisiz oynama cezası alan Ankaragücü'nün cezası bir sonraki sezona sarkacak duruma gelmişti. Tam on maç üst üste seyircisiz oynama cezası alınmıştı, ayrıca sezonun ilk iç saha maçı olan Adanaspor maçı da bir önceki sezondan kalan ceza yüzünden seyircisiz oynanmıştı.
Rize'de Son Bulan Umutlar
Son üç haftalık periyoda girilirken Konya ve Rize deplasmanlarına deplasman seyircisi alınmayacağı açıklanmıştı. Konya emniyeti, valiliği, kulüp yönetimi kendilerince haklıydılar. Ancak Rize'de dönen dolapların hiçbir açıklaması yoktu. Rize yönetimi çok açık bir şekilde Ankaragücü'nün itici gücü taraftarından korkuyordu. Federasyon bir kez daha bu yasak karşısında sessizdi. Ankaragücü taraftarı her şeye rağmen bu yasağın delinebileceğini ispatlarcasına Rize'ye yüz kişilik bir çıkarma yapmıştı. Ankaragücü Rize'de 3-0 kaybederken -matematiksel olarak devam etse de- taraftarın kümede kalma umutları sona ermişti.
Son iki haftaya girilirken Ankaragücü'nün kümede kalabilmesi için iki maçını kazanıp, Samsunspor'un iki maçını kaybetmesi, Tavşanlı-Kartal maçının berabere bitmesi, Tavşanlı'nın son hafta İzmir'de Göztepe'yi yenememesi ve Kartal'ın kendi evinde Karşıyaka'ya kaybetmesi gerekiyor.
MKE Ankaragücü tarihinde ilk defa TFF 2. Lig'e düşerken altyapısından yetiştirdiği oyuncularla futbol endüstrisine başkaldırmaya çalıştı. Sezon boyunca takımın oynadığı futbol, taraftarın anlamsız yasaklar karşısında gösterdiği duruş ve takımını hiçbir yerde yalnız bırakmaması bu sezondan geriye kalan olumlu birkaç anı olarak tarihteki yerlerini aldı.
"Bölünsek de, çözülsek de başkaldırdık zamana..."
MKE Ankaragücü PTT 1. Lig'e bir önceki sezondan kalan sorunlar ve moralsizlik içerisinde başlarken yönetimsel problemler de devam ediyordu. 32 yıl sonra ilk defa küme düşen Ankaragücü takımında altyapıdan çıkan futbolcu ekibinden de kopmalar yaşanmıştı. Bir önceki sezonun öne çıkan isimlerinden Aybars ve İshak takımdan ayrılmıştı. Bu iki ismin haricinde zaten profesyonel olan isimler de takımdan ayrılmıştı.
Sezona Erciyes mağlubiyetiyle başlayan takım ligde on birinci haftaya gelindiğinde sadece dört puan toplayabilmişti. Daha sezonun ortasına gelinmeden Ankaragücü'nün düşüşü kesinleşmiş gibiydi. Ankaragücü on birinci haftada Tavşanlı'ya kendi evinde 1-0 kaybedince Yılmaz ve Taner Hocayla yollar ayrıldı. Türkiye Kupası'nda Iğdır Üniversitesi ve Çorum Belediye'yi eleyen Ankaragücü Beşiktaş ile eşleşmişti.
Ligin üçte biri geride kalırken tam altı maçta Ankaragücü'nün hakkı hakemlerin hatalı yönetimi yüzünden yenilmişti.
Diriliş: Mustafa Kaplan Dönemi
Tavşanlı maçı sonrası Ankaragücü yönetimi hiç vakit kaybetmeden takımın başına Ankara Futbolunun en tecrübeli antrenörlerinden birisi olan Mustafa Kaplan'ı getirdi. Geriye kalan haftalarda Mustafa Hocanın işi çok zordu. İşin kötüsü takımın kümede kalmak gibi bir hedefi de yoktu. Ancak geldiği ilk hafta taraftarından yoksun oynadığı Göztepe deplasmanından puan çıkarmayı başaran hoca bir sonraki hafta da Samsunspor'dan puan almayı başarıyordu. Takımın oynadığı futbolun en iyi biçimde sınanacağı maç İnönü Stadındaki Beşiktaş maçı olacaktı. 86. dakikaya kadar 2-2'lik eşitlikle süren mücadelede Batuhan Karadeniz Beşiktaş'ı bir üst tura taşırken Ankaragücü taraftarları kupadan elenen takımlarını alkışlıyorlardı. Sonraki iki hafta Bolu'dan bir puan alıp Rize'yi 2-1'le geçen Ankaragücü bu dört haftalık periyottan altı puan çıkararak kümede kalma iddiasına tekrardan ortak oluyordu. Deplasmanda hakem hatasına kurban olarak kaybedilen Denizli maçı sonrası taraftarların sahaya girdiği Konya maçından da puan alamayan Ankaragücü bir de beş maçlık seyircisiz oynama cezasıyla karşı karşıya kaldı.
Devre Arası: Mehmet Yiğiner Kulüp Başkanı
Ocak ayındaki kongre öncesi takımın ligdeki konumu çok iç açıcı değildi ancak sezon başında konmuş bir hedefi de yoktu. Kulüp üyeliği yıllar sonra taraftara da açılmıştı. Çok büyük bir sayıda olmasalar da bir kısım Ankaragücü taraftarları kulübe üye olmaya başladı. O sırada Mehmet Yiğiner adı konuşulmaya başlanmıştı. 13 Ocak'ta yapılan kongrede adaylığını koyan Yiğiner başkan seçildi. Transfer yasağı yine kaldırılamadı. Ankaragücü'nün yasaklı olduğu dördüncü transfer dönemi de geride kaldı. Üstüne bir de takımın en önemli oyuncularından birisi olan Ümit Kurt Sivas'ın yolunu tutarken, genç forvet oyuncusu Sinan Kurumuş da Beşiktaş yedek kulübesini ısıtmak için İstanbul'un yolunu tutmuştu.
İkinci devrenin başında Erciyes'e yenilen Ankaragücü, Adanaspor'u deplasmanda 1-0 yenerek sürpriz bir sonuca imza attı. Sonraki hafta Karşıyaka maçından alınan beraberlik taraftarın umutlarını korumasına yardımcı oldu. Manisa'da alınan 4-0'lık hezimet sonrası Urfa'ya 1-0 kaybeden takım ikinci kez dört haftalık bir yenilmezlik periyoduna girecekti. Olaylı Kartal maçında takım bir puan alırken Timur ve maçın hakemi yine en çok konuşulan isimler oluyordu. Hafta içi kararını açıklayan Tahkim Kurulu saha olayları yüzünden Ankaragücü'ne iki maç seyircisiz oynama cezası vermişti. Buca'dan alınan bir puan, 1461 Trabzon galibiyeti ve Antep Belediye'de son dakika golüyle bırakılan iki puan Ankaragücü'nü düşme potasının üzerine biraz daha yaklaştırıyordu. Üst üste alınan Demirspor ve Tavşanlı mağlubiyetleri sonrası bir kez daha düştü gözüyle bakılan takım üç hafta üst üste sırasıyla Göztepe, Samsun ve Bolu'yu yenerek umutlanıyordu. Tavşanlı maçındaki saha olayları yüzünden üç maçlık seyircisiz oynama cezası alan Ankaragücü'nün cezası bir sonraki sezona sarkacak duruma gelmişti. Tam on maç üst üste seyircisiz oynama cezası alınmıştı, ayrıca sezonun ilk iç saha maçı olan Adanaspor maçı da bir önceki sezondan kalan ceza yüzünden seyircisiz oynanmıştı.
Rize'de Son Bulan Umutlar
Son üç haftalık periyoda girilirken Konya ve Rize deplasmanlarına deplasman seyircisi alınmayacağı açıklanmıştı. Konya emniyeti, valiliği, kulüp yönetimi kendilerince haklıydılar. Ancak Rize'de dönen dolapların hiçbir açıklaması yoktu. Rize yönetimi çok açık bir şekilde Ankaragücü'nün itici gücü taraftarından korkuyordu. Federasyon bir kez daha bu yasak karşısında sessizdi. Ankaragücü taraftarı her şeye rağmen bu yasağın delinebileceğini ispatlarcasına Rize'ye yüz kişilik bir çıkarma yapmıştı. Ankaragücü Rize'de 3-0 kaybederken -matematiksel olarak devam etse de- taraftarın kümede kalma umutları sona ermişti.
Son iki haftaya girilirken Ankaragücü'nün kümede kalabilmesi için iki maçını kazanıp, Samsunspor'un iki maçını kaybetmesi, Tavşanlı-Kartal maçının berabere bitmesi, Tavşanlı'nın son hafta İzmir'de Göztepe'yi yenememesi ve Kartal'ın kendi evinde Karşıyaka'ya kaybetmesi gerekiyor.
MKE Ankaragücü tarihinde ilk defa TFF 2. Lig'e düşerken altyapısından yetiştirdiği oyuncularla futbol endüstrisine başkaldırmaya çalıştı. Sezon boyunca takımın oynadığı futbol, taraftarın anlamsız yasaklar karşısında gösterdiği duruş ve takımını hiçbir yerde yalnız bırakmaması bu sezondan geriye kalan olumlu birkaç anı olarak tarihteki yerlerini aldı.
"Bölünsek de, çözülsek de başkaldırdık zamana..."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






































