27 Oca 2013

Derbi Sabahları

Derbi öncesindeki gece tuttuğu takımın teknik direktörü olmaya aday milyonlarca insan vardır. Maç 0-0 devam edip kilitlenmişken, yastığında kafasını çevirdikçe atağın yönünü diğer kanada müthiş bir uzun pasla çeviren orta saha oyuncularını da unutmamak lazım, onlar da azımsanmayacak kadar fazladır. Maç milyonlarca insan tarafından yüzlerce kez kafada oynanır. İddialara girilir, totemler sabahtan başlar.

Derbi sabahları insanın içinde en kuvvetli alarmın uyandırma gücünden daha kuvvetli bir heyecan olur. Saatler bir an önce 19:00'a gelmeli midir? Yoksa bizlere mutluluk veren şey daha çok bu heyecana ortak olma duygusu mudur? Galatasaray- Beşiktaş maçı var bu akşam. Biraz önce anlattıklarımı benim gibi milyonlarca Beşiktaş ve Galatasaray taraftarı eksiksiz yaşadı, adımın Ülken olduğu kadar eminim bundan. Fakat en çok merak ettiğim konu şu: Örneğin bir Tottenham - Arsenal maçı öncesi bu duyguları yaşayan insan sayısı bizler kadar fazla ya da kayda değer mi? Ya da bir Espanyol - Barcelona maçı öncesinde ne gibi gerilimler heyecanlar yaşanıyor acaba?  

Derbi haftasının başından başlayarak vücutta baş gösteren, derbi sabahı zirve yapan heyecan duygusu ne kadar hoşuma gidiyorsa artık; eskiden her hafta derbi olsa keşke derdim. Fakat geçen sene süper final zırvasıyla bir baktım ki yere göğe sığdıramadığımız bu heyecan yerini bıkkınlık ve sıradanlık duygusuna bırakmış. Her şey tadında güzel. Sevgilisiyle her an her dakika dip dibe durup sonra da buluşma heyecanından söz edebilecek olan var mıdır?

Beşiktaş bugün kazanır ya da kaybederse bu ilk veya son olmayacak. Çeşitli değerler, anlamlar atfettiğimiz takımlarımız daha yüzlerce kez karşılaşacaklar. Bugün akşam olacağı gibi birçok kahvehane, meyhane ve barlar futbol tutkunlarıyla dolup taşacak. Yeri geldiğinde futbolcuların ayak tırnaklarına kadar küfür edilip, aynı oyuncuya bir dakika sonra kurban olunacak. 

Oralete inanan insan varken Beşiktaş'a inanmanın neresi garip? Herkesin inandığı bir şey vardır bu hayatta benimki de sensin...

 Forman ıslansın yeter, gerisi tıraş Beşiktaş...

16 Oca 2013

1958 Münih Faciası Üzerine: United


     II.Dünya Savaşı yılları sonrası belini doğrultmaya çalışan ekonomiyle beraber önemini yitiren futbol, 50'lerin ortasından itibaren Matt Busby'nin takımı Manchester United'la birlikte İngiliz halkı tarafından yeniden sevilmeye başlamıştı. 'Busby Babes' lakabıyla anılan kulübün futbolcuları genç, başarıya aç ve kulübe sadıklardı. Busby ve yardımcısı Jimmy Murphy -kendisi aynı zamanda Galler teknik direktörüydü ve Galler onun yönetiminde tarihinde ilk ve tek olarak Dünya kupasına katıldı. 58 Dünya Kupası'nda çeyrek finale kadar yükseldiler ancak Brezilya'ya elendiler.- sayesinde 'United' İngiltere futbolunun zirvesine yerleşti. Avrupa'da da başarıyla ilerliyorlardı ancak başları Avrupa'yla pek ilgilenmeyen lig komiserleriyle dertteydi. 6 Şubat'ta Kızıl Yıldız'la Avrupa Kupası olan United'ın 2 gün sonra lig maçı vardı ve lig komiseri maçı ertelememişti. Takımının puan silinmesi riskiyle karşı karşıya olan Busby rest çekerek maça yetişeceklerini söyledi. Ancak hava şartları o kadar iyi değildi... Başrollerini BBC'nin dizi-filmlerinden ve Doctor Who dizisinden tanıdığımız David Tennant-Jimmy Murphy-, Dougray Scott-Mattt Busby- ve Jack O'Connell'ın-Bobby Charlton- paylaştığı 2011 yapımı film, futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi futbol takımlarından birinin uçak kazasıyla yok oluşunu anlatır.


Elveda Sami Yen Seviyoruz Seni Can-ı Gönülden



     20 Aralık 1964 günü Bulgaristan ile yapılan dostluk maçıyla birlikte Ali Sami Yen Stadı tarih sahnesindeki ilk rolünü oynadı. Adını Galatasaray Spor Kulübü'nün kurucusu, Türk Milli Futbol takımının antrenörlüğünü ve Türkiye Futbol Federasyonu başkanlığını da yapmış olan Ali Sami Yen'den almıştır. Açılış maçında sosisli sandviç tezgahının kalabalık sebebiyle devrilmesi sonucu tezgah bir anda alev almış ve 81 kişi yaralanmıştır. Yıllarca rakipleri Beşiktaş ve Fenerbahçe'nin aksine stadyum sorunu yaşayan Galatasaray çözümü Ali Sami Yen stadının üst kullanım hakkını elde etmesiyle çözmüş görünüyordu.


      Ancak stad zeminindeki sıkıntılar ve Boğaziçi Köprüsü ile çevre yol bağlantı çalışmaları sebebiyle 1972-80, 1984-86 ve 2003-05 arası 3 kez Ali Sami Yen'den ayrılmak zorunda kalınıldı. 2005-2006 sezonunda deprem sebebiyle zarar gören Eski Açık tribünü yıkılarak yeniden yapıldı. 2004 yılında Seyrantepe'de yapılacak bir stadyum karşılığında Galatasaray Sami Yen'in üst kullanım hakkını devretti. Ancak yüklenici firma şartları sağlayamayınca 2009'da yeniden ihale yapıldı. 2011 yılında -henüz halen eksikleri bulunmasına rağmen- Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena hizmete açıldı. 11 Ocak 2011 günü Beypazarı Şekerspor'la yapılan Türkiye Kupası maçıyla Ali Sami Yen Stadyumu ışıklarını bir daha açılmamak üzere söndürdü. Koltuksuz zamanlarda 35.000, koltuk şartı getirildikten sonra 24.000 kişilik kapasitesiyle 'cehennem' birçok Avrupa takımının korkulu rüyası olmuştu. Avrupa'da arka arkaya 23 maç Sami Yen'de Galatasaray yenilgi yüzü görmedi (99-00 sezonu). 93-94 sezonunda Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde mücadele  etmesiyle başlayan, Uefa kupası alınan sene oynanan Milan, Bologna, Dortmund, Mallorca, Leeds maçlarıyla alevlenen atmosfer 2000-2001 Şampiyonlar Ligi çeyrek finali 2-0 dan 3-2'ye çevrilen Real Madrid maçında tavan yaptı. Kulübe ve ülke futboluna aralıklar dahil 47 yıl hizmet eden cehennemde şu anda iş makineleri çalışıyor. Yolu Mecidiyeköy'e düşen her Galatasaraylı'nın içi hala sızlıyor. Arena gerçekten muazzam bir atmosfere sahip ancak cehenneme dönüşmesi yıllar alacak. Sami Yen'in cehenneminin ateşi taraftar ve orada yaşanılan anılardı.



     2003 sezonunda Ali Sami Yen Stadı yıkılma kararı alınınca Galatasaray taraftarını hiçbir kulüp kendi stadına kabul etmeyince Galatasaray, yeni yapılan; dünyanın bir ucu ve rüzgar tirbünlerinden daha fazla rüzgar alan Atatürk Olimpiyat Stadı'na itilmek zorunda kaldı. Tarihinin en kötü sezonlarından birini yaşanırken ve nice rezillikler çekilirken ağızlarda tek bir tezahürat vardı:

     Ne maçlar yaşandı,
     Dünya cehennemi burada tanıdı,
     Elveda Sami Yen,
     Bir gün geleceğiz yeniden.

     2 sezon sonra taraftar yuvasına döndü ancak bu dönüş sadece 6 sene sürdü. 2011 yılında başkan Adnan Polat'ın şov amaçlı şekilde henüz tam hazır olmamasına rağmen Arena'yı hizmete açmasıyla yaşlı ve yorgun Ali Sami Yen Stadı tamamen aç gözlü müteahhidin kollarına bırakıldı. Olimpiyat günlerinde söylenen marş artık versiyon değiştirmişti. Maalesef geri dönüş mümkün değildi...

     Ne maçlar yaşandı,
     Dünya cehennem burada tanıdı,
     Elveda Sami Yen,
     Seviyoruz seni can-ı gönülden...


15 Oca 2013

Bir acayip komün: Viareggio

İtalya'nın batısındaki Toscana şehrinin kuzeyinde kurulmuş bir komün olan Viareggio 64,000 nüfusa sahip. Akdeniz'in kollarından birisi olan Tiren Denizi'ne kıyısı olan -hatta denizle iç içe yaşayan- komünün en önemli eğlencelerinden birisi de tabi ki futbol.


FC Esperia Viareggio, Lega Pro Prima Divisione B*'de komünü temsil eden futbol kulübü. 1919 yılında kurulan kulübün lakabı tıpkı Udinese'nin ki gibi "Zebralar". Viareggio maçlarını 7000 kapasiteli Stadio Torquato Bresciani'de oynuyor. 2002 yılında İtalya Futbol Federasyonu'ndan adını sildirerek kapanan kulüp bir yıl sonra tekrardan kurulmuş. 2003 yılından bu yana kulüp fena sayılmayacak derecede bir ilerleme kaydetmiş durumda. Kulübün efsaneleri arasında İtalya'nın milli forveti Antonio Di Natale de yer alıyor. 1998-99 sezonunda 25 maç formasını giydiği Viareggio'da 12 gole imza atmış. Ayrıca şu an Napoli'de teknik direktör olarak görev yapan Walter Mazzarri ve Zenit'in teknik direktörü Luciano Spalletti de 90'ların başında birer yıl arayla Viareggio forması giymişler.
Aktif kadronun en tanıdık ismiyse Juventus forması giyen Sebastian Giovinco'nun kardeşi Giuseppe Giovinco. Giuseppe, Gianluigi Buffon'un satın aldığı Carrarese kulübünden sezon başında kiralandı.


Kulübün en ateşli taraftar topluluğu ise "Gruppo Autonomo". Grubun üyeleri eskiden Viareggio'nun hokey takımına destek verirlerken 90'ların ortasında bu takım küme düşünce bir süre göz önünde olmamışlar. 2003 yılında Viareggio'nun dönüşüyle futbola da destek vermeye başlamışlar. Resmi olarak 1 Temmuz 2003 yılında kurulan grup, haliyle kulübün tek ULTRAS grubuymuş. 2006-07 sezonunda yürürlüğe giren bir kanun yüzünden(protesto amaçlı) Gruppo Autonomo takımlarını 2007-08 sezonundan beri tribünden desteklememekte. Grup, tekrardan ayağa kalkan Viareggio hokey takımı maçlarında varlığını sürdürüyor.


*: eski adı Serie C1 B, İtalya'nın üç numaralı ligi.

Kanouté askeri müdahaleye tepkili.

Frédéric Kanouté resmi web sitesinde "Mali Krizi"* ile ilgili bir yazı yayımladı. Yazıda Mali'de yaşananlardan ötürü çok üzgün olduğunu söyleyen futbolcu, askeri müdahalenin çözüm olmadığını belirtti. Ayrıca çözümün siyasi yollarla sağlanması gerektiğini de ekledi. Kanouté ülkesinde çıkan olaylarda masum insanların ölmesinden endişe duyduğunu da belirtti. Son olarak Mali'nin bir an önce barış ve istikrara kavuşması için dua ettiğini söyledi.

*:Mali'nin kuzeyinde radikal İslamcı grupların oluşturduğu tehdit Başbakan Modibo Diarra'yı da endişelendirmişti. Diarra, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kürsüden ülkesine askeri müdahalede bulunulmasını talep etmişti. Fransa da eski sömürgesi Mali'ye askeri müdahale kararı çıkarılması için Güvenlik Konseyi'ne çağrıda bulunmuştu. Ocak ayının ikinci haftasında Fransa, Mali ordusunun da desteğiyle ülkenin kuzeyine askeri müdahalede bulunmaya başladı.

3 Oca 2013

"Irkçı söylem varsa biz yokuz."

İtalya 4. lig takımlarından Pro Patria ve AC Milan arasında oynanan hazırlık karşılaşmasında, Kevin-Prince Boateng'e, Pro Patria takımının bazı taraftarları ırkçı söylemde bulundu. Bunun üzerine Boateng önce topu "o" taraftarların olduğu tribüne sert bir şekilde yolladı, daha sonra da formasını çıkartıp, sahayı terk etmek için çıkış tüneline doğru yöneldi. Rakip takım oyuncularından Dario Alberto Polverini Boateng'i oyuna döndürmeye çalıştı, ancak Boateng, diğer futbolcular ve hakemler de sahayı terk edince maç 26. dakikada yarım kaldı.

Milan takımında sahada Boateng haricinde yer alan siyah oyuncular(Emanuelson, Muntari, Niang) da vardı. Irkçı tacizler sahadaki bütün siyah oyunculara karşı yapıldı. Pro Patria tribünlerinde az sayıda bir taraftar topluluğunun başlattığı tacizlere diğer Pro Patria taraftarları tepki gösterdi. Ancak, Milan takımı sahaya geri dönmedi.
Boateng maçtan sonra attığı tweette: "Bu tarz şeylerin hala olması utanç verici, sonsuza dek ırkçılığa son verin." dedi.

Boateng bugüne kadar verilmesi gereken bir tepkiyi hazırlık maçında verdi ve takım arkadaşları, kaptan Ambrossini, teknik direktör Allegri sahaya tekrar çıkmayı reddetti. Böyle bir olay resmi bir maçta tekrarlandığı takdirde, umarım hangi takım olursa olsun aynı tepkiyi verir.

Not: 2010 yılında oynanan Cagliari-Inter maçında, ırkçı söylemlere maruz kalan Eto'o da takımını sahadan çekiyordu, ancak hakem Tagliavento müdahele etti. Üç dakikalık duraklama ve stadda yapılan anonsun ardından oyun tekrardan başlatıldı. Cagliari taraftarları ırkçı söylemlerini tekrarlamadı. Eto'o ise yaşanan bu olay sonrası rakip kaleye yolladığı golün ardından sadece gülümsedi.

30 Ara 2012

OYNAYIN ULAN !

Futbolsever değilim ben, futbolun kendisiyim. 

Matematik bilmiyordum ben, oturdum çalıştım dört ayda matematik öğrenip üniversite sınavını kazandım. Ama kırk yıl çalışsam Gökhan Gönül gibi kademeye giremem. Tipsizin tekiydim saçlarımı kestirip lens taktım, ama hiçbir zaman İbrahim Üzülmez'in yarısı kadar bile karizmatik olamam. Ailemi mutlu ettim, okudum azimle bir yerlere gelmeye çalıştım; ama hiçbir zaman gol atıp golden sonra VIP tribününe bakarak el öpme işareti yapamam. 

Efsaneye göre Antik Yunan'da tanrılar Olimpos'un üzerine çıkıp gladyatör dövüşlerini izler, kendi aralarında da yorum yaparmış. Bu yönüyle futbolun insanı tanrı seviyesine çıkardığı söylenir. O tanrılar gladyatör olmak ister miydi bilmiyorum ama ben it gibi futbolcu olmak istedim. İşte o yüzden bizim sahip olamadıklarımıza, asla sahip olamayacaklarımıza sahip olan futbolcular adam gibi oynayacak. 

Ben Trabzonspor forması giyseydim, ben bu formayı giydiğim için birileri giyemiyor diye düşünürdüm. Ve buna üzülürdüm. Formama bakardım, tribüne bakardım ve üzülürdüm. 

Maçtan sonra tribüne fırlattığınız formayı düşünün. Hayat boyu karınca incitmemiş adamlar bile iki kişiyi altına alıp hücum ediyor o formayı yakalamak için. Ve yakaladığında da gözü gibi bakıyor ona. Siz de gözünüz gibi bakın. O formalar sizin değil, onu asla giyemeyecek olan binlerce yüreğindir.

İşte bu yüzden Trabzonspor formasını üzerine geçiren her oyuncu hata yaptığında yuhalarım bağırırım, küfür de ederim. Çünkü Henrique bu takımın ismini bilmiyorken ben defterime kadrosunu yazıyordum. Üzerindeki armada benim gönlüm, sırtındaki formada benim ruhum var.

26 Ara 2012

We've Got Our Trophy Back!

2001-2002 sezonu öncesi üst üste üç kez şampiyon olan Manchester United, 2001-2002 sezonunda şampiyonluğu Arsenal'a kaptırmıştı. Bu da Manchester United için 2002-2003 sezonunun unvan mücadelesi şeklinde geçeceğinin bir göstergesiydi.

Kadrosundan Dwight Yorke'u kaybeden United, Rio Ferdinand ve İspanyol kaleci Ricardo transferleriyle sezonu açtı. Halihazırda güçlü bir kadroya sahip olan Kırmızı Şeytanlar için stoper ve yedek kaleci transferi yeterli oldu. Ruud Van Nistelrooy, Juan Sebastian Veron, David Beckham, Diego Forlan, Ryan Giggs, Paul Scholes, Ole Gunnar Solskjaer gibi isimlerden kurulu hücum hattına takviye gerekmiyordu. 

Dört kupada birden mücadele verecek olan United sezona çok kötü bir başlangıç yaptı. Hazırlık maçlarında sadece Ajax'a kaybetmiş olmasına rağmen lige iyi bir giriş yapamadı. İlk altı haftada sadece sekiz puan toplayıp kendine onuncu sırada yer bulabildi. Ancak Şampiyonlar Ligi'nde ilk gruptan çıkmayı garantileyen takımın lige odaklanması da zor olmadı. Noel dönemini de kötü geçirmesine rağmen, United 1 Ocak 2003'e üçüncü sırada girdi ve aynı gün Arsenal'in arkasında ikinci sıraya yerleşti. Şampiyonlar Ligi'nde de ikinci gruptan da erkenden lider olarak çıkma başarısını gösterdi.

Sezon başında Şampiyonlar Ligi ön eleme turunda Macar temsilcisi Zalaegerszeg takımına deplasmanda 1-0 kaybettiği maç ve ilk grupta liderliği garantiledikten sonra deplasmanda Maccabi Haifa'ya 3-0 yenildiği maç(Türkiye spor kamuoyunun yakından tanıdığı senaryo) sezonun en kötü iki maçı olarak yerini çoktan almıştı.

Yeni transferlerden kaleci Ricardo ise 3-0 kaybedilen Maccabi maçında kaleyi koruyan isimdi. Ligde şans bulduğu tek maçta önce penaltı yaptırıp sonra da penaltıyı kurtarmıştı. Zaten Ricardo'nun United macerası da bu anlardan ibaret oldu.

Fabian Barthez ise rutin sezonlarından birini yaşamıştı. Roy Carroll ise takımının kalesini toplam 16 maçta korumuştu.Takımın bekleri Gary Neville, John O'Shea ve Mikael Silvestre içinse asist dolu bir sezon geçiyordu. Leeds'ten 30 milyon Avro'ya transfer edilen Rio Ferdinand ise o sezon takımının 46 maçta formasını giyme başarısını gösterdi. Laurent Blanc tecrübesiyle savunmayı toparlarken sezon başında sakatlıkla uğraşan Wes Brown da takımı adına savunmada iyi bir performans sergiledi.

David Beckham, Ryan Giggs ikilisinin asist ve golleriyle sürüklediği kanatlar sezon boyu tıkır tıkır işlemişti. Paul Scholes'un üst düzey performanslarından birini sergilediği sezonda ligde 14 toplamda 20 gole ulaşması ilginç ayrıntılardandı. Juan Veron, Phil Neville, Roy Keane ve Nicky Butt'lı orta saha takımı ayakta tutmaya yetiyordu.

Ole Gunnar Solksjaer, Diego Forlan ve Ruud Van Nistelrooy'dan oluşan hücum hattında Hollandalı sezonu Thierry Henry'nin bir gol önünde 25 golle kral olarak tamamladı. Nistelrooy'a "Flying Dutchman" lakabını kazandıran Fulham maçı da bu sezondaydı.


Ocak ayı sonrası kızışan şampiyonluk yarışında United Highbury'de rakibine boyun eğmedi ve 2-2 biten maçın ardından bir hafta önce kazandığı liderliğini korudu. Geriye kalan dört haftada bütün maçlarını kazanan Kırmızı Şeytanlar sezonu şampiyon olarak tamamladı. Goodison Park'ta oynanan Everton maçının ardından kupayı kaldıran United'lı futbolcuların ve Sir Alex Ferguson'un dilinde tek bir slogan vardı: "We've got our trophy back!"

Şampiyonlar Ligi macerasında ise United çeyrek finalde Real Madrid'e boyun eğdi. İlk maçta Santiago Bernabeu'dan -Figo ve Raul işbirliği şeklinde geçen maçtan- 3-1'lik skorla mağlup ayrıldı. İkinci maçta ise United'ın hayallerini bir efsane, Ronaldo yıktı. Ronaldo'nun hat-trick yaptığı maçı United 4-3 kazandı. Futbol tarihinin efsanevi maçları arasında yer alan bu mücadelede Real kalesini kendi oyuncuları yakıyordu. Iker Casillas'ın çilesi kaleyi yeni yeni korumaya başladığı o dönemlerde başlamıştı.

Sezonun ilginç ayrıntılarından birisi de Newcastle ile oynanan her iki maçın sekizer golle tamamlanması oldu. Old Trafford'da 5-3 kazanan Kırmızı Şeytanlar rövanşı da 6-2'lik skorla kazanmışlardı.

League Cup ve FA Cup'ta başarısız sonuçlar alarak elenen United'ın elinde sadece Premier League şampiyonluğu vardı, fakat tekrardan kazanılan bu kupa her şeye bedeldi.

21 Ara 2012

Pele Metin'den Metin 2'ye Bir Yarım Kalmışlık Öyküsü

Metin Küçük, nam-ı diğer Pele Metin. Babasından ona miras kalmış Pele lakabı. Terme'den çıkmış en büyük futbolcu olarak gösterilir. 'Metin' der herkes, 'Metin kendini bitirdi' der. Lakabı Pele'dir ama lanse edilen Metin biraz George Best'e yakındır. Çok yetenekli olan, ama yeteneklerini harcayan bir Metin imajı çizilir.

Metin Küçük otuz beş yaşında, 'Adress Cafe' adında bir internet cafe işletiyor. Evli ve bir kız çocuğu sahibi. Bundan üç dört sene önce bir halısaha maçında ayağı kırılmış, yanlış teşhis yanlış tedavi derken kırığı düzgün kaynamamış ve bu olaydan sonra detone olan bir tenor misali çimlere 'Pele' gibi basamamaya başlamış. Hala halısaha turnuvalarında kurulan veteran takımlarda ilk başa yazılır. Yaş ilerlemiş, kırık çıkık formdan düşürmüş ama hala halısahada top Metin Abi'nin ayağına geldiğinde herkes 'bir dakika' der. Topa öyle dokunur, oyunu öyle bir okur ki sahanın 5-10 metresinde adeta bir özerk bölge oluşturur, onundur orası.

Gittim yanına 'Metin Abi futbol hayatınla ilgili bir röportaj yapalım' dedim, 'sağolasın ama futbol düşünmüyorum, konuşmuyorum kardeşim' dedi ve sustu. Sonra yaklaşık 45 dakika bir şeyler anlattı bana. Sonra yine sustu ve bir daha konuşturamadım. 'Yaz' dedi 'yazabildiğini yaz'.

... 



                              -Oturanlardan soldan ikinci Metin Küçük


' Yolspor'da başladım futbola. Termespor'a gelişim 19 yaşıma denk gelir. Dört sene oynadım Termespor'da, sonra Sivasspor'a geçtim. Ben Termespor'da oynarken 3.Lig'deydi takım, benim gittiğim sene de düştü. Sonra da 'Metin gitti o yüzden takım düştü' denildi. Termespor'da oynarken birçok yerden teklif geldi. Hepsi sudan gerekçelerle, astronomik rakamlarla yokuşa sürüldü. Gitmek istedim, ama yollamak isteyen yoktu. 'Metin olsun' diyen yoktu. Terme'de bu işlerin içinde olan insanlar hep bu işte direkten dönmüş kişilerdir, direkten dönmüş adam senin 'gol' olmanı istemez, istemediler de. 

Sivasspor 2.ligdeydi. Bana talip olma durumları yoktu, ortada fol yoktu yumurta yoktu. Bonservisimi aldım, her şeyden vazgeçtim telefonumu satıp Sivas'a gittim denenmek için. Başardım takımda kaldım. Herkes 'Metin alemlerden alemlere akıyor' derken benim cebimde beş kuruş param yoktu. Kulübün bana vereceği paraya ailem taş koydu, yarın öbür gün üç kuruş para aldım bu sefer ailem el koydu. Tesislerde yatıp kalkıyordum. O 'alemci' dedikleri Metin takım arkadaşlarıyla beraber katıldığı kokteyllere bir çift eşofmanı ile gidiyordu. Futbol hayatım boyunca ne alkol ne de sigara kullandım. Ağzımda bir sigara görenler beni berduş yaptı, Avrupa'da ve Türkiye'de oyuncular arada sırada sigara içip yakalanmıyor mu? Tabii ki olur. Ama sen düştüğün zaman törpüleniyor bunlar. Futbol kahpe oyun. İyiysen her şey iyi, kötüysen her şey kötü.

Sivasspor'da 11 oyuncu hocaya baş kaldırmış. Beni de bu listeye almışlar. 21 yaşında takımda 'papaz' muamelesi gördüm. Başkan 'süresiz kadrodışısın' dedi, ne diyeceksin?

Birkaç kulübe gittim. Eskiden takım arkadaşım olan hocalar bana 'burada sana 2.lig havası yaşatmam' deyip idmanda huni toplatmaya kalktı. Ne diyeceksin? Kaybetmişsin sonuçta. 

Terme'ye geldim, benim tecrübemden yararlanacak benim her şeyimden faydalanacak hoca, ki eski takım arkadaşımdır, 'seni seneye düşünüyorum' dedi. Ordan burdan getirilen topçuya 1000 lira para verilirken dedim ki bana 500 lira verin şu gençlere dağıtayım. Vermediler. Çarşamba'dan getirilen topçu iki sene banko oynatılıp pişirilip başka takımlara yollanırken Terme'nin çocuklarına hep aptal muamelesi yapıldı. Bunlar yürüsün ama Termeli yürümesin. Kendine yönetici diyen adamlar birasını sigarasını içerken ben ve benim gibi her Termeli genç, yağmurda çamurda beş parasız hizmet etti Termespor'a. Takım düştü 'Metin düşürdü' oldu, Metin düştüğünde ise saygısızca sevgisizce davrandılar. 



                              -Oturanlardan sağdan üçüncü Metin Küçük
                              -Termespor 3.lig'de 2000 yılı Sürmenespor deplasmanı


Futbolu okuyan adamla, gören adam farklıdır. Ben gördüm. Oynamak istedim, hocalık yapmak istedim. Terme'ye hizmet etmek istedim. Ama fırsat vermediler. Düşmüşsün ya kaybetmişsin ya ne işleri olacak senle? Termespor'u geçtim beni halısahada top oynamaya bile davet etmediler.

Üç beş ay zaman geçirmek için açtım bu internet cafeyi. İnternetin 'i'sini bilgisayarın 'b'sini bilmezdim. Tutacağı varmış tuttu. Bu sefer 'Metin el atından gençlere sigara içki veriyor' dediler, ne diyeceksin? Kendimi bu internet cafeye kapattım ben. Sokağa çıkmak dahi gelmiyor içimden. Burayı kapatır evime giderim. Futbol benim yaram kardeşim. Şimdi sen diyorsun ki 'konuş', kime konuşayım? Beni hiç maç izlerken gördün mü? Birileriyle futbol konuşurken gördün mü? Bazen diyorum 'ulan napıyorum ben bu internet cafede, kim bu insanlar?' Kafayı yiyecek gibi oluyorum.


25 yaşında bıraktım ben futbolu. Çok kötü zamanlar geçirdim nelere sahip olabileceğimi, nerelerde olabileceğimi kestirmek dahi yaraladı kahretti beni. Kafama silah bile dayadım, dedim ki 'niye yaşıyorum?'. Kaç kişi aradı kaç kişi sordu, karısını yanına alıp yanıma gelenler oldu, 'oyna Metin' dediler. 'Bıraktım' dedim. Sonra 'futbol oynarken yaptı' dedikleri her şeyi yaptım. Unutmak için. Sadece unutmak için içtim. Sana en son şunu söyleyeyim bana sadece 22 yaşını ver kardeşim; sonra ne istiyorsan yaz altına, imza atayım..'

Metin Küçük bir yarım kalmışlık öyküsü. Hayatta herkesin 'keşke'leri var; ama futbolun 'keşke'si çok hüzünlüymüş onu gördüm. TRT Spor'da yayınlanan  'PİŞMANIM' programındaki 'keşke'lere benzemiyor bu. Metin Abi'nin sesi titreyerek anlattığı 'keşke'lerini hep bir çocuk haykırışı kesiyordu 'Metin Abi Masa 6'yı açar mısın?' diye. Bu duygu hiçbir şeye benzemez, yaşamayan da bilemez tahmin edemez. Ben çok uğraştım ama kendisinin yerine koyamadım kendimi, kimse de koyamaz.

Terme futbolu sıradan bir golsüz maçın öyküsü. Metin Küçük de bu golsüz maçın ofsayt pozisyonu. Tek istediği şey golsüz maçın ofsayt pozisyonu olarak özet görüntülerinde yer almakmış. Ama yapmamış Terme insanı. Koymamış Metin Abi'yi.

20 Ara 2012

Mazi

Bir takımı tutmak, ona sevdalanmak, onunla yatıp onunla kalkmak, iki haftada bir mabedinde onunla buluşmak, uğruna kilometrelerce yol tepip onu yalnız bırakmamak vs. bunların hepsi kendi hesabıma taraftarlık olgusunun can damarları. Tuttuğun takımın hangi ligde olduğu ya da hangi rakiplerle maç yaptığı ise ikinci planda kalan unsurlar. Bunların yanında geriye dönüp baktığında herkes şanlı bir mazi görmek ister. Kiminin onlarca kupası vardır, kiminin üç-beş tane kupası vardır, kimininse hiçbir şeyi yoktur. Ama hiçbir şeyi olmayan takımların bile şanlı bir mazisi vardır(Kimi müessese ve belediye takımları hariç). Mazi denilen şey de alınıp satılan bir şey değil doğası gereği. Ancak bugünlerde Ankara'da mazi alım satım işlemleri başlamış durumda. Hem de bir kısım taraftarın desteğiyle.


1910 yılında İmalat-ı Harbiye adıyla kurulan kulübümüz MKE Ankaragücü yaklaşık iki yıldır iflas eşiğinde dolanıyor. Aslında fiili olarak iflas eden kulüp resmi olarak iflas bayrağını tam anlamıyla çekmedi. Altyapıdan yetişen futbolcularla PTT 1. Lig'de yaşam mücadelesi veriyoruz. Ancak akbabalar fırsatını bulduğu anda elimizde kalan son jenerasyona da çökme derdinde. Üstüne üstlük başka akbabalar da, kulüpten bu saatten sonra bir yol olmaz biz size yenisini kuralım, derdinde. Her ne kadar bunu şu sıralar pek dillendirmeseler de nihai planlarının MKE Ankaragücü kulübünü kapatıp yerine Ankaraspor A.Ş.'yi koymak olduğu aşikar. Tabi ki Ankaraspor A.Ş.'nin adı içinde Ankaragücü ismini barındıran bir şekilde değiştirilecek. Bu Ankaragücü A.Ş. olur, Ankaragücüspor A.Ş. olur, Ankaragücü Futbol ve Gençlik Spor Kulübü olur; olur da olur... Peki MKE Ankaragücü'nün yerine açılacak yeni kulübün mazisi ne olur? 

Bir yanda 1910 yılında kurulmuş, mazisi hepimizin ortak mazisi olan bir kulüp, bir yanda ise 1978 yılında kurulmuş ve ne şartlar altında ayakta kaldığı meçhul, taraftarı, camiası, mazisi olmayan bir kulüp. Evet, her takımın mazisi var ama bu takımın yok! Tıpkı kurulduğu zamanda mekanla bütünleşemeyen diğer müessese ve belediye takımları gibi. Ankaraspor A.Ş., Şekerspor, Türk Telekom gibi takımlar Ankara'nın futbolda kanayan yaraları. Ne olduğu belirsiz camialara sahip takımlar. Ankaragücü ismini yaşatacağız derken o ismi bu seviyelere çekmeye ne gerek var? İçi boşaltılmış bir taraftarlık olgusuyla A.Ş. projesine destek vermenin kime ne faydası var? TFF'nin resmi web adresinde geçmiş yıllarda oynanan maçlarda kendi kendini yenen bir Ankaragücü ismi görmenin kime ne yararı var? Mazisi olmayan bir Ankaragücü, müessese veya belediye takımına dönmüş, dönüştürülmüş bir Ankaragücü'nün bana bir faydası yok, fazlasıyla zararı var!

Ankaragücü A.Ş.'yi isteyen taraftarlara son bir hatırlatma: Kulüp kapanır da A.Ş. projesiyle yola devam edilirse o tuttuğunuz takımın mazisinde iki adet Türkiye Kupası ve üç tane de ikincilk olmayacak. Atletico Madrid, Rangers, Leeds United vs. Avrupa Kupası maçları da olmayacak. İntertoto kupasında Slovakya takımıyla oynadığı iki maç olacak. Ha bir de 1980 Darbesi, 92-93, Cemal Aydın vs. muhabbetlere katlanmak zorunda kalmayacaksınız. Seçim sizin.

17 Ara 2012

Ronaldo against the overweight

İl Fenomeno katıldığı reality show programı için üç ay içerisinde tam on yedi kilo verdi. Bence Ronaldo artık futbola dönüş yapabilir.


Vukcevic İyileşiyor

28 Eylül 2012 tarihinde sürdüğü arabanın kontrolünü yitirerek kaza yapan Boris Vukcevic yaklaşık sekiz hafta komada kaldıktan sonra günden güne iyileşmeye devam ediyor.
Vukcevic başta Hoffenheim camiası olmak üzere Bundesliga'da kendisine destek olan bütün kulüplere ve taraftarlara ailesi aracılığıyla teşekkürlerini iletti.


Kazadan sonra Hoffenheim tribünleri

15 Ara 2012

Copa Sudamericana Yılın 11'i

   Amerika'nın 2 numaralı kupası olan ve düzenlemeleriyle dünyanın en karışık organizasyonlarından birisine sahip olan Copa Sudamericana'da yılın 11'i kupanın resmi sitesi tarafından açıklanmış. Kupayı 12 Aralık tarihinde Arjantin ekibi Tigre 0-0'ın rövanşında 2-0 ile geçen Brezilya'nın köklü kulüplerinden Sao Paulo almıştı. Özellikle Porto, Benfica gibi kulüplerin etkin tarama ekibine sahip olduğu coğrafyada, Avrupa'nın başaltı takımlarının kaynaklarından biri de bu kupa. Birkaç yıl içerisinde aşağıdaki isimlerden bazılarını Avrupa'da "nerden bulmuşlar bunu ya" nidalarıyla izleyebiliriz.

Not: Fotoğrafı Kolombiya ekibi  Los Millonarios D.C'nin resmi Facebook sayfasından aldım. Millonarios bu yıl kupada yarı finalde Tigre'ye elendi(Los Millonarios D.C)

9 Ara 2012

İbrahim Toraman Nerede Oynamalı?

Bir futbolcunun yürekten oynaması, canını dişine takıp türlü fedakarlıklarla camiası adına elinden geleni yapması; o futbolcunun saha içerisinde takımı adına her zaman olumlu işler yaptığını, maksimum faydayla oynadığını göstermez.

Beşiktaş'taki 8.yılını yaşayan İbrahim Toraman'da bu konuda konuşulması gereken isimlerden. Yıllardır yerli-yabancı birçok hocayla çalışarak her zaman vazgeçilmez olmayı başardı. İbrahim Üzülmez'le yaşadığı ikinci kavgadan sonra birinci kaptan İbrahim Üzülmez'in kulüple ilişiği kesildi, ama o Beşiktaş'ta kaldı. Kimi kesimler onu 'torpilli' olmakla suçladı; fakat ne hikmetse onu Beşiktaş'ta tutan bu torpil iş milli formayı almaya gelince pek işe yaramıyordu. Kendisinden çok daha başarısız ve kötü oyuncuların bile milli takıma alındığı dönemlerde milli takıma seçilemedi. Yani Beşiktaş'ta yaşadığı durumun tam tersini yaşadı milli takımda, hangi hoca gelirse gelsin ilk onun ismini yazdı kadroya alınmayacaklar listesine.


İbrahim Toraman bana göre de Beşiktaş takımının stoper mevkiinde yeterli görünmüyor, ama bu yeni bir durum değil. Yıllardır bu tarz eleştiriler Beşiktaş taraftarı tarafından dillendiriliyor. Dün oynanan Eskişehirspor maçında da bu savları destekleyecek sahnelere tanık olduk. Son haftalardaki yaygın kanı şu: Toraman savunmanın önünde rakip hücumcuları yıldırma görevinde, stoperde olduğundan daha başarılı bir performans sergiliyor. Ben de bu görüşe katılan kanattayım. Savunmada yapamadığı bir hamlenin, yediği bir çalımın, set çekemediği bir verkaçın telafisi imkansıza yakın; ama savunma önünde güçlü fiziğiyle, orta sahadaki gençleri rahatlatan kaptanlık misyonuyla, bitmek bilmeyen enerjisiyle takımına çok daha faydalı görünüyor.

8 yıldır bu forma için başta savunma olmak üzere, sağ bek, ön libero mevkiilerinde elinden gelen her şeyi yapan kaptan İbrahim Toraman'a bir Beşiktaşlı olarak teşekkürü borç bilirim. Uzun yıllar daha bizimle birlikte olman dileğiyle kaptan. İbrahim Üzülmez'i çok seviyor olmam seni hiç bir zaman 'öteki' yapmadı kalbimde. Yaşanan olaylardan sonra Fenerbahçe'ye 2 sezon önce İnönü'de 4-2 mağlup olduğumuz maçta attığın golün ardından döktüğün gözyaşları bizler için çok değerli. Nerede oynarsan oyna çok önemi yok bu taraftar sahada yüreğini koyan rakip takımı da alkışlamış, alkışlayan bir taraftar.

7 Ara 2012

Çocukluk aşkı olarak kalmasın! Evlenelim!

Futbol her yanıyla başlı başına bir romantizmdi benim için. Sanıldığı gibi Tsubasa izleyerek aşık olmadık benim gibi birçoğumuz futbola. Tsubasa denk geldi, iyi de oldu. 7 yaşındayken evimin koridorunda küçük, sünger topumla tek başıma oynadığım çift kale maçlarla başladı bu serüven. Koridorda 22 as oyuncu, teknik heyet ve yedek oyuncular vardı bana göre ve binlerce kişinin duvarlardaki tribünden bana baktığını ve desteklediğini hissederdim, heyecanın verdiği bir sızı kaplardı sol yanımı. Kağıtlara özenerek yazdığım fikstürler ve puan tablosu vardı her gün oynadığım maçlarla güncellenen. Beşiktaş her zaman kazanmazdı oynanan maçlarda mesela; torpil yoktu bizde, neyse o. Realizm hakimdi bizim koridordaki maçlarda, Galatasaray düzenli olarak penaltı kazanır ve sahanın salona bakan dilimindeki kaleye doğru ağlarla buluşurdu hep bu penaltılar. Yine Galatasaray'ın kazandığı UEFA kupasına giden süreçte maçlar, onlarca kez benim sünger topumla ya da ondan önce görevini başarıyla devam ettiren her renkten çorabımla oynanmıştı, ev bilmem kaç kez bayram yerine dönmüştü...

Sürekli Beşiktaş'la koşturmaktan bıkıp arada Kocaelispor ve Gençlerbirliği'ni temsil ederek üst sıraları zorlardım, Tabi İlhan Cavcav ve Sefa Sirmen etkenlerini göz önünde bulundururdum bu durumlarda. İstediğin kadar romantik ol gerçekçi sınırları aşamazsın. Hadi Ankara'lıydım ama neden Kocaelispor? İşte onu bilmiyorum ama severdim, çok sempati duyardım onlara. Hem de bana en çok göz yaşı döktüren takım olmasına rağmen. 2001-2002 sezonu kupa finali, daha Kaan Dobra'nın Dobrovski olduğu zamanlar. Hani şu Mehmet Ali Erbil'in salakça adamın isminden nemalandığı yıllar. Kocaelispor Beşiktaş'ı 4-0 yenerek hezimete uğratıyor, ben tabi hüngür hüngür koyvermişim. O gün bu gündür Liverpool'dan 8 yediğimizde bile o üzüntüyü yakalayamadım. Üzülmem lazım, efkar yapmam lazım bu bir ihtiyaç diyorum ama nafile; olmuyor galibabir şeyler eksik olunca ne kadar zorlarsak zorlayalım. Futboldan eskisi kadar lezzet alamıyoruz, bu bir gerçek.

Kocaelispor'un düştüğü durum ortada, can sıkılmayacak gibi değil. Göztepe'ye birileri sahip çıktı da ayağa kalkmak için uğraş veriyor. Ya Ankaragücü? Yıllarca taraftarının sebebini anlamlandıramadığımız bir şekilde bıkmadan usanmadan küfrettiği benim gibi milyonlarca Beşiktaş taraftarı futbol sevdalısı, şimdi dost meclislerinde onların durumunu anlatıyor, keşke birileri çıksa da Ankaragücü'ne sahip çıksa diyor, hem de her şeye rağmen.... Değer mi? Bence değer. Bu gidişle çocukluk aşkı olarak kalacak bizde sevdalarımız, oysa biz bir hayat kuracaktık hani?