80’lerin ortasından itibaren
“hedefsiz” bir takım hüviyetine bürünen Ankaragücü 2000 yılında Ersun Yanal’ın
takımın başına getirilişine kadar uzun bir bocalama dönemi yaşadı. İşin aslı
2000-01 ve 2001-02 sezonları haricinde bugüne kadar kayda değer bir başarı
sağlanamadı ve bu bocalama dönemi yaklaşık otuz yıldır bitmek bilmedi.
Ankaragücü tarihini anlattığım birinci bölümde nispeten daha olumlu bir gidişat
söz konusuydu. Kazanılan kupalar, gol krallıkları, kupa finalleri gibi
taraftarı heyecanlandıran sportif başarılar az da olsa gerçekleşiyordu.
90’larda ve sonrasında Ankaragücü müzesine sadece bir kupa daha
ekleyebilecekti. Ayrıca Avrupa kupalarına da iki kez daha katılıp başarısız
maceralar yaşanacaktı. 2000’lerden itibaren Ankaragücü taraftarının adı takımın
önüne iyiden iyiye geçecekti.
Düşme korkusu dolu yıllar: 90’lar
90-91 sezonunda Samet Aybaba
yönetimindeki takım ligi yedinci sırada tamamlarken; Altay’ı 2-0, Aydınspor’u
4-0 ve Fenerbahçe’yi 3-1’le geçerek Türkiye Kupası’nda adını finale
yazdırıyordu. Daha önce iki kez finalde Galatasaray’a kaybeden Ankaragücü’nün
rakibi bir kez daha İstanbul temsilcisi oluyordu. İzmir’de oynanan kupa
finalinde yaklaşık 8000 taraftarının da desteğini arkasına alan Ankaragücü maçın
son dakikasına 1-1’lik beraberlikle girerken Sabotiç mutlak bir gol
pozisyonundan yararlanamıyor ve maç uzatmalara kalıyordu. Uzatma bölümünde
yorulan rakibi karşısında Galatasaray daha iyi bir oyun ortaya koyarak maçı 3-1
kazanıyor ve kupayı İstanbul’a götürmeyi başarıyordu.
Kupa ikincisi (Ankaragücü) ve
lig üçüncüsünü (Trabzonspor) karşı karşıya getiren Başbakanlık Kupası final
maçından Ankaragücü 3-1’lik galibiyetle ayrılıyor ve günümüze kadar ki son
resmi kupasını kazanıyordu.
91-92 sezonunda da takımı Samet
Aybaba çalıştırmış ve Ankaragücü ligi 8. sırada tamamlamıştı. Bir sonraki sezon
teknik direktör değişikliklerinin hız kazanmaya başladığı sezon olarak tarihte
yerini alıyordu. Bir önceki sezon olduğu gibi ligi 8. Tamamlayan takımı Candan
Dumanlı ve Tınaz Tırpan çalıştırdı. Bu sezon sonunda yaşanan yönetim krizi
sonrası kulüp yönetimini MKE devraldı. 93-94 sezonu 1. Lig’in 16 takımla
oynandığı son sezondu ve Ankaragücü 11. olarak üç puan farkla düşmekten
kurtuluyordu. Daha sonra 97-98 ve 98-99 sezonlarında 3 puan, 99-00 sezonundaysa
2 puanla kümede kalmaktan kurtulacak olan Ankaragücü bu başarısızlığını 2000’li
yıllara da taşıyacaktı. Birçok futbol severin hafızasında “Kupa Beyi” olarak
yer etmiş olan Ankaragücü artık “lig 13.sü” olarak anılmaya başlayacaktı. 93-94
sezonunda Valery Nepanmihachi teknik direktörlük koltuğunua getirilirken Kafkaslar’dan
üç tane yabancı futbolcu transferi gerçekleştirildi. 94-95 sezonunda ise İlhan
Cavcav’ın başlattığı Afrikalı futbolcu modası Ankaragücü’ne de sirayet etmiş ve
Zaire’den Kalenga ve Kazadi getirilmişti. Daha sonra bu ikiliye Abdülselam da
eşlik edecekti. 94-95 ve 95-96 sezonlarında Ankaragücü’nü eski gol kralı Ali
Osman Renklibay çalıştırdı. Başarısız geçen bu iki sezonnda Kalenga’nın yanına
Adana Demirspor’dan Hasan Şaş, Galatasaray’dan Mapeza ve Zaire’den Bunene
transfer edildi. 96 yılında MKE Ankaragücü başkanlığını kazanan Cemal Aydın
2008 yılına kadar bu görevi sürdürdü.
Kayıp geçen sezonlar birbirini
takip ederken 98-99 sezonunda ligi düşme hattının 3 puan üzerinde tamamlayan
Ankaragücü Türkiye Kupası’nda yarı final oynamaya başarısı göstermişti. Bir
sonraki sezon UEFA Kupası’na ön eleme turundan katılacak takım yarı finalistlerden
birisi olacaktı. Diğer yarı finalist Sakaryaspor ile İzmir’de oynanan
mücadeleyi 5-0 kazanan Ankaragücü turnuvanın üçüncüsü olarak UEFA Kupası’na
katılmaya hak kazandı. Ön eleme turunda Faroe Adaları temsilcisi B36
Torshavn’la eşleşen Ankaragücü rakibini her iki maçta da 1-0 yenerek eledi.
Trabzonspor efsanesi Ünal Karaman kaptanlığında mücadele eden
sarı-lacivertlilerin 1. turdaki rakibi İspanyolların güçlü takımı Atletico
Madrid oldu. İlk maçı Vicente Calderon’da 3-0 kaybeden Ankaragücü iddiasız
çıktığı ikinci maçı 19 Mayıs Stadı’nda Birol Aksancak’ın attığı golle 1-0
kazandı. Ankaragücü taraftarı maç sonundaki “kaynak” kısmında “işte böyle/ her sene böyle/ madrid’e böyle/
koyarlar amman!” bestesini girdi. Aslında bu beste Ankaragücü’nün 85 yılından
günümüze kadar yaşadığı gidişatın özeti niteliğindeydi. Artık Ankaragücü
“hedefsiz” bir takımdı ve böyle nadir yaşanan galibiyetler taraftarı hem
şampiyon olmuş gibi sevindiriyor hem de böyle iğneleyici bestelere doğru
itiyordu. 90’lar boyunca “Gecekondu” tribünü haricinde stadın hemen her yeri
boştu. 19 Mayıs Stadı’nda Ankaragücü tribünleri İstanbul hegemonyası altında
sayıca eziliyordu. Ne yazık ki gerçek buydu. 90’lardan 2000’lere geçerken
yaşanan en büyük değişim stadın doluluk oranında gerçekleşti. Özellikle Ersun
Yanal dönemi ve 2000’lerin ortasından itibaren evrim geçiren tribünler Spor
Toto 2. Lig’de bile “ful” çeker hale geldi.
Ersun Yanal dönemi ve yönetim krizleri: 2000’ler
Ersun Yanal Türkiye futbol
tarihinde adını yüksek bir sesle ilk defa 99-00 sezonunda Denizlispor’u ligde
8. yaptığında duyurdu. Ankaragücü yönetiminin ilgisini çeken akademi mezunu
teknik adam 2000-01 sezonunda Ankaragücü’nün başına getirildi. Gazi
Mahallesi’ndeki tesislerine taşınan kulüp yeni sezona iddialı giriyordu. Takımdaki
yaşlı oyuncuları yollayıp, fazla transfer yapmadan yoluna genç oyuncularla
devam etmek isteen Yanal’ın ekibinde daha sonraki dönemlerde Ankaragücü’ne
hocalı yapacak olan eski kaptanlardan Hayati Soydaş ve Mesut Bakkal
bulunuyordu. Hakan Kutlu önderliğindeki takımda Hakan Keleş, Augustine,
Kennedy, Yılmaz, İsmet, Faruk Namdar, Cafer, kaleci Zafer gibi şimdilerde
efsane olarak adlandırılan futbolcular vardı. Ligi 56 puanla 6. Sırada
tamamlayan takım bir sonraki sezon için umut saçıyordu adeta.
2001-02 sezonuna fırtına gibi
başlayan Ankaragücü Antalyaspor’u deplasmanda 8-1 mağlup ederken ikinci hafta
evinde Malatyaspor’u 6-0’la geçiyordu. Kulüp tarihinin en iyi başlangıcına imza
atan ekip tam altı hafta üst üste kazanamadı. Ancak taraftarın ve yönetimin hocaya
olan güveni tamdı. Çünkü oynattığı atak futbol herkes tarafından beğeniyle
izleniyordu. Sezonu 53 puanla 4. sırada kapatan Ankaragücü üç İstabul takımına
kök söktürmüştü. Lig tarihinin dört şampiyonunu aynı sezonda yenme başarısı
gösteren Ankaragücü’nün maçları kapalı gişe oynuyordu. Uzun yıllardır başarıya
aç taraftarı 19 Mayıs Stadı’nı hınca hınç doldururken stad dışında da bir o
kadar insan maçı takip ediyordu. 72 golle ligin en çok gol atan ikinci takımı
olan Ankaragücü bir sonraki sezon UEFA Kupası’na katılmaya hak kazanmıştı.
Yeni sezon başlamadan önce
işler bir anda tersine döndü. İlhan Cavcav’ın kendisine yaptığı teklifi geri
çeviremeyen Ersun Yanal maddi anlamda daha güçlü bir camia olan
Gençlerbirliği’nin yolunu tutmuştu. Sezon bitmeden önce anlaştığı iki Mısırlı
yıldız El Saka ve Ahmed Hassan’ı da Gençlerbirliği’ne götüren Yanal Ankaragücü
taraftarında büyük bir hayal kırıklığına sebep oldu. Suçun büyüğü Ersun
Yanal’da gibi gözükse de Ankaragücü yönetimi de Yanal’a istediği ortamı ve
ücreti sağlamak için hiçbir şey yapmamıştı. Suçlu kim tartışmaları o dönem
Ankaragücü taraftarını özellikle “taraftar forumları”nda ikiye bölmüştü. Çok
başarılı geçen iki sezonun ardından şampiyonluk hayalleri kurmaya başlayan
taraftarın en çok güvendiği ve inandığı isim Ersun Yanal’dı. Yüzüstü bırakılan
taraftar da kendi yöntemleriyle Yanal’a olan öfkesini kustu. Pankartlarda,
bestelerde Ersun Yanal artık kötü anılıyordu. Bu bestelerden en bilineni ise: “Para için Ankaragücü’nü sattın/ Bize
şerefsizlik yaptın/ At imzayı cebin dolsun/ Ersun Yanal yazıklar olsun…”
bestesiydi. Ersun Yanal’ın ismi artık “Ersun Yalan” olarak anılıyordu. Her şeye
rağmen Ankaragücü’ne lig tarihindeki en büyük başarılarından birini kazandıran
Yanal olaylar durulduktan sonra nispeten daha iyi anılmaya başlandı.
Teknik direktörlük görevine bir
önceki sezon Sheriff Tiraspol’le iki kupa kaldıran Romen teknik adam Mihai
Stoichita getirildi. UEFA Kupası ilk turunda İspanyol temsilcisi Alaves’le
eşleşen Ankaragücü Ankara’da oynan ilk maçta Radu Niculescu’nun attığı golle
1-0 öne geçmesine rağmen maçı 2-1 kaybetti. Rövanş maçında rakibine 3-0 mağlup
olan Ankaragücü kupaya erken veda etti. Sezon ortasında Stoichita’dan istediği
verimi alamayan Ankaragücü’nde kravat değiştirir gibi hoca değiştirme dönemi
artık hiç durmamacasına tekrardan açıldı. Tefvik Lav yönetimindeki takım ligi
49 puanla 8. sırada tamamladı.
2003-2004 sezonunda ilk yarı
sona ermeden Tefvik Lav’la yollarını ayıran takımın başına Rıza Çalımbay
getirildi. Sezon sonu istediği takımı kuramayacağını anlayan Rıza apar topar
kulüpten ayrıldı. Ligi 45 puanla 9. Sırada tamamlayan takımda Umut Bulut
yavaştan kendini göstermeye başladı.
2004-05 sezonuna damgasını
teknik adam değişiklikleri vurdu. Sırasıyla Reha Kapsal, Sakıp Özberk, Yılmaz
Vural ve Adnan Şentürk tarafından çalıştırılan takım ligi 38 puanla 13. sırada
tamamladı. Sakaryaspor’a karşı oynanan ve 7-2 kaybedilen maçta aynı anda
kırmızı kart gören Adem Dursun ve Effa’yı Yılmaz Vural’ın tartakladığı
görüntüler hala hafızalarımızda yer alır. 32. hafta Fenerbahçe’yi ağırlayacak
Ankaragücü’ne düştü gözüyle bakılır. Cemal Aydın yönetimi en ucuz bileti 40
lira olarak belirler. Yaklaşık 1000 kadar taraftar “Gecekondu”da beş yüz kadar
taraftar da maraton tribününde yerini alır. Birnevi deplasmandadır Ankaragücü.
Maçın ikinci yarısı oynanırken Umut Bulut önce Ümit Özat’ı çalımlar, sonra
kaleci Rüştü’yü geçmek üzereyken kendini yerde bulur ve penaltı! Topun
başındaki isim Cenk İşler’dir. Penaltıyı Gecekondu tribününe doğru kullanan
Cenk İşler’in topa dokunmasıyla bin kişinin tellere doğru koşması bir olur.
Sarı-lacivertliler kümede kalmayı başarır.
2005-06 sezonunda kabus dolu
günler devam eder. Saffet Susiç takımda başarısız olup yerini Hikmet Karaman’a
bırakır. Ankaragücü’nü üç kez kümede tutacak olan ilk “Karaman” dönemi başlar.
Ligi düşme hattının 3 puan üzerinde tamamlayan takım ligi bir kez daha 13.
sırada bitirir. Bir sonraki sezon senaryo değişmez. Sezona Avusturalyalı teknik
adam Bozinovski’yle başlayan Ankaragücü Hikmet Karaman’ın yönetiminde düşme
hattının üç puan üzerinde 13. sırada tamamlar.
2007-08 sezonuna 14 transfer ve
Hans Peter Briegel yönetiminde başlayan takımda işler yine yolunda gitmez. O
yıl futbolu bırakan Hakan Kutlu takımın başına getirilir ve takım ligi 8.
sırada tamamlar. Bu sezon aynı zamanda Ankaragücü’nün ligi ilk 9 takım arasında
tamamladığı son sezon olur. Elyasa, Emre Güngör, Gökhan Emreciksin, Serkan
Kırıntılı, Jaba gibi o dönemin yıldız futbolcuları kadrodadır. Yeni sezon
öncesi 13 yıldır kulübün başkanlığını yürüten Cemal Aydın görevi bırakır.
Yerine başkanvekili Serdar Özersin gelir. Mart 2009’da ise Cengiz Topel
Yıldırım kulübün yeni başkanı seçilir. Sırasıyla Hakan Kutlu, Ünal Karaman,
Hakan Kutlu ve Hikmet Karaman takıma hocalık yapar. Yıldırım döneminde takımı
yönetmeye başlayan Karaman’ın gelişi hemen hissedilir. Kocaelispor’u 4-0’la
geçtikten sonra alınan 2-0’lık Bursaspor mağlubiyetine rağmen Eskişehir’i 3-2,
deplasmanda Fenerbahçe’yi 2-1 ve içeride Ankaraspor’u 1-0’la geçen takım küme
düşme hattından uzaklaşır ve nispeten rahatlar. Daha sonra alınan mağlubiyetlere
rağmen sezonu 13. sırada düşme hattının bir puan üzerinde tamamlayan Ankaragücü
bir kez daha küme düşmekten kıl payı yırtmıştır.
2009-10 sezonu öncesi
Ankaragücü tarihinin en kariyerli oyuncularından birisi olmaya aday olan Darius
Vassell transferi gündeme gelir. Yaklaşık 1,5-2 ay süren görüşmelerden sonra
Vassell imzayı atmak için Ankara’ya gelir. Taraftar da doğal olarak Esenboğa
Havalimanı’na akın eder. Sezona bomba gibi girilmek üzereyken bir anda Ahmet
Gökçek’in kulüp başkanlığına aday olacağı söylentileri çıkar ve ne yazık ki
söylentiler gerçeğe dönüşür. Genel kurul sonucu Ahmet Gökçek kulübün yeni
başkanı olarak seçilir ve 100 yıllık çınarın çöküş dönemi başlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder